alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Bir ben mi kaldım ortasında Şu düşübozuk, teokratik tevatürlerin Yoksa sen miydin düzenin en içinde Beni örseleyip duran herhangi bir kimse   Boran olmuş gitmişim, incinmişim Güneydoğuda bir tarlada unutulmuş Nadasa bırakılmış tütünle, mercimekle Savrulmuşum sinmişim, bilmem kimmişim   Tevatürleri yaratan ufuktaki haspa Gruptan uzatsa da göğsünü bir baksa Bulur mu beni avuçlarının içinden Gökyüzüne
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
              canım kızım, yüzündeki durgun yağmur   içimde taze papatyalar açtırıyor her mevsim  seni öpüp geliyor bir rüzgar   hani o umutlarımı yeşerten  gerek değilse de gülümsemek  durmadan ağlamak neden  varoluşun bile böyle güzelken    canım kızım, ellerim buruşmuş kağıtlar  yazıp da okuyamadığım mektuplar sana  geçti deyip de silemeyeceksem gözyaşını 
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Hayatımızda çoğu zaman incelediğimiz herhangi bir şeyi nicelik ve nitelik olarak karşılaştırma durumuna girişiriz. Çeşitli senaryolarda, nicelik bizim için avantajı ifade ederken, bazen de nitelik bizim için önceliktir. Bu kıyaslama ister istemez zihnimizin bir köşesinde durur. Bir filmin yönetmenini, bir kitabın yazarını ya da bir sporcuyu takdir edeceğimiz zaman ise kendi zihnimizde bu değerlendirmeleri yapar
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Sen karanlıklarda Kalabalık olurken Ben pencerenden süzülen Belli belirsiz Aydınlık. Ve biriktirirken göğüs Kafesimde gri bulutları Gözlerin seçemediğim Buğulu yıldız ışığı.  Zaman dönüşürken yönümü Anımsayamadığım yola Hayalin bitkin ama Cesur adımlarım.   Heyecanın hevesle Sesine değdiği anlar… Uçurumun kıyısına Denizin vurduğu dalgaları Uzunca süren dinginliğin karışan, Kalbimde tepinen hislere Sessizliğin meçhul şehrin Duvarlarında yankılanan çığlık Ender
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Bu hayatı yaşamak çok zor geldiğinde Hüznümün sonunun şiire çıkacağını bilirdim Edebi alemin en içinde çiçeği burnunda bir üye Kollarının bir gün dalgaları kucaklayacağını bilirdi Dünya kötü bir yerdi Şüphesiz dünya dünyadan da ibaret değildi Elimizi kolumuzu sallayarak mesken edindik burayı Capcanlı bir yaşamı uyuşturup karanlığa attık İnsanları İnsanları sevmediğime karar vermek En zoru oldu
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Keşkeler diziliyor şakaklarıma Ruhumu alaşağı eden en hazin tepelerden Seni sana anlatmak istiyorum Her bir zerreni keşfederek yeniden   Burası pek soğuk Üşüyorum Ellerimi tutacak mısın Yağmurlu bir gece Islak kaldırımlarda dans ederken Yoksa karanlığa mı kavuşacak Buluşan ellerimiz Kimseler görmeden   Şarkılar fısıldardı bana gölgen Yürürken ruhuma usulca eşlik eden Kuvvetli baharlar yaşadı gönlüm
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Gelecek zamanların di’li kiplere özendiği takvimlerde Hayaller, usandı kurulmaktan Ve aslolan çok uzakta artık normal olmaktan Değişmeyense; korkmalar   Kelimeler anlaşılırlığa diz çökmekte Çokça, saçmalamanın korkusu, çokça Noktalar, virgüller hep bundan Uyumalar, uyanmaklar bundan Saçmalaşmanın korkusu, çokça   Suyun ahmaklığı; Kapların hepsi yamuk Ama olsun Dökülmek pahasına şekil almak lazım Çokça, benzeyememenin korkusu, çokça Dışlanmak
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
  Sen dut kadar acı ve Şarap kadar tatlısın. Zıtlıklarından medet ummam Belki de bu yüzden güzel.   Yolunun kesiştiği her Dar sokak geniş caddelere açılır. Derin bir nefes alırsın Belki de adımların bu yüzden güzel.   Sen şu kış günü Dilinde eriyen kar tanesi kadar soğuk, Ve yüreğinin içi kadar sıcaksın. Belki de genzin
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Milan Kundera belki de insan ilişkileri üzerine bitirme tezi yazdığını iddia edebileceğimiz nadir insanlardan biri. Gençliğinde partiden de atılmış bir Komünist Parti üyesi, sonraki yaşlarında Paris’te yaşayan ve basınla konuşmayan, muhtemelen iç huzuru yakalamış bir edebiyat efsanesi kendisi. Zaten Louis Aragon bir kitabınız için “yüzyılın en iyilerinden” demişse size sadece şapka çıkartılır. Yine Louis Aragon’un
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
              Ağlamıyor artık sarı menekşeler Solgun gözleri ne de hülyalı bakar oysa Dalıp gider yazdan kalma akşamlara Rüzgarda savrulup dağınık yaşar daima   Aldanmıyor artık sarı menekşeler Uçup giden yılların mağrur simasına Tutup gidiyor ellerinden gökyüzünün Kendi sonunu arıyor yalnızca   Bir sarı menekşe Koşarak geri dönüyor rüzgardan yuvasına Sonlar