alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Amansız rüzgarın savurduğu kar taneleri, ufuğu süsleyen sıra dağların tepelerinden çam ormanlarına ve uçsuz bucaksız bozkırlara kadar her yeri beyaza boyamıştı.  Neredeyse bir aydır aralıksız yağmakta olan kar sayesinde bembeyaz bir örtüye sarılmış yeryüzü, beyaz bulutlarla kaplı gökyüzüne karışmış: doğa, kışın gelişiyle tersyüz olmuştu. Yaz boyunca çalışmış çiftçiler, boylarına kadar gelen karlar sayesinde emeklerinin sonucunu
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Bir kadın, bir koku. Bir renk ve bir doku. Benliği rüyalarıma misafir, Heyecanı doğmamış güne eş.   Keten sarısı, safran sarısı, Aten sarısı, sapsarı… Güneş’ e ilişince birden Kurak gözleri kehribar.   Saman sarısı, saman alevi. Telaşı merakı yüreğimi yakan. Ruhunu kaplayan bedeni genç. Yüreği ıssız bereketli topraklar.   Sıcak bir yaz vaktinden hallice. Güneşe
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
düşüyor yapraklar uçuşuyor narince birbiri ardına bazen düşüşünde gizemi bazen yere serilmiş öylece duruşunda çığlık mı atıyorlar yoksa sohbet mi ediyorlar savrulurken etrafta anlaşılıyor mu ne dedikleri yankılanan büyüleyici hışırtıda   belki de bana hissettirdiklerinden ibaret çürüyüp gidiyor yalnızca yemyeşil günleri dönmemek üzere bırakıyor öylece ardında zamanın verdiğini bihaber teslim ediyorken zamana biliyor mu güneşin
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Şırıl şırıl akan kıvrımlı nehrin ahenkli devinimi, ağustos böceklerinin, sinek vızıltılarının ve kurbağa seslerinin, zemherî yelden hışırdayan söğüt yapraklarının şakırdadığı ezgiye eşlik ediyordu. Karanlık semada kandil gibi yanan yıldızlar, gümüşî nuruyla parlayan Ay Kız’ın güzelliğini övüyor, yeryüzündeki fanilere ışık saçıyorlardı. Karşı taraftaki kadim çam ağaçlarının süslediği ormandan çıkagelip nehrin kıyısına gelmiş bir geyik, kutsal bir
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Can, daima bileğine ipleri bağlı balonları olan bir çocuktu. Rengarenk balonları Can’ın her anında onunla birliktelerdi ve çok ama çok yükseklerde uçuyorlardı. Bazı anlarda bu balonlardan biri diğerlerinden daha yükseğe çıkıyor ve Can’ın hisleri tamamen o renge bürünüyordu. Büyük insanlar bu duyguya sinestezi derlerdi, ama kendisi bu isimlendirme yerine yukarı bakıp balonlarını görmeyi tercih ediyordu.
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
İnsanın başına şehirler de gelir. Kimi kader der kimi tesadüf. Bir gün yolları ansızın oraya düşer. Kimileri için artık eskisi gibi olmak mümkün değildir. Başa o şehir geldi miydi, insan, bambaşka biri olup çıkıverir. Ferit Edgü için de Hakkâri böyledir. Bildiğimiz, tanıdığımız, okuduğumuz Edgü’yü Edgü yapan basbayağı bir şehirdir. Tabi basbayağı deyip geçmemek gerek, orası
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
hüzün maviydi aydınlığıyla güneşin bir narın içinde saklanan bin tane gibi gözyaşı nar taneleri gibiydi nar, kalbimizin kanıyla renkli birleşen yağmurlar dört bir şehirden sel olup tüm sokaklara aktı . ve papatyalar açardı o şehirde bu mevsimde sokaklar boş değilse açan papatyaları toplayan eller vardı bazıları okuldan dönerken gülüşleriyle bazıları götüreceği insanın hayaliyle bazı eller
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
              Tek başımayım yirmi dokuz düşmana karşı bu savaşta Dimdik duruyorum karşılarında ayakta Sarıyorlar her yanımı kılıçlarla, toplarla Şehrin anahtarını istiyorum, zarar vermeden usulca.   Derken ilk darbeyi vurmaya kalkıyorlar Çevik, seri ve güçlüyüm bilmiyorlar Üçünü, beşini indiriyorum hemen yere Arkamdan durmadan daha da fazla geliyorlar.   Kanımın sıcağını
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Güneş doğduysa senden önce  Bir bildiği vardır. Aydınlıklar çıkarır karanlık akşamların Kör kuyularından. Bulutlar nasıl da yürür, eksilir Manzarasından penceremin. Belki demir parmaklıklardan Yahut daracık düşlerimden, sıkılır. …. Yıldızlar şehrine ansızın varınca Ay, Bir kadının saçları gibi üstüme Öylece dağılınca gece… Tüm dumanlar karanlık, görünmez Zamanların içine saklanınca birden… Ne yağmur olur yağarım üstüne Ne
alegori
/ KATEGORİ : EDEBİYAT
Kararlı bir meşe ağacı aradı yıllarca. Dört mevsim tek bir yaprak dökmeyen, toprağa kökleriyle sıkıca tutunmuş bir meşe ağacı. Çıplak ayaklarının yerde minik çamur havuzları bıraktığı ormanda birçoğunu gördü bu ağaçların. Fakat hepsi kapılmıştı. Hepsinin gölgelerinde oturan birer kişi vardı. Bu insanları tek tek inceledi. Rüzgârın ferah esintisi saçlarında ve yaprakların hışırtıyla karışık melodileri kulaklarında,