Michel Foucault, Kelimeler ve Şeyler, Bilginin Arkeolojisi ve Deliliğin Tarihi isimli eserlerini yayınlamasının ardından Collége de France’da dersler vermeye başlamıştır. Kendisi, derslerini Düşünce Sistemleri Tarihi kürsüsünde verirken her sene özgün bir araştırma yapması mecburiydi. Bu sebeple ders verdiği 13 sene boyunca dersin içeriği her sene değişmekteydi. Kasetçalar ile kaydedilen bu dersler ölümünden sonra kitap haline
Bu yazımızda sizlere Antik Çağ’ın değerli filozoflarından biri olan Hypatia’dan bahsetmek istiyoruz. Yaklaşık 1600 yıl önce İskenderiye’de bir kadın filozof, matematikçi, astronom olmak nasıl bir şeydi? Dönemin toplumsal, siyasal ve dini baskılarla çevrelenmiş koşullarında son derece bilgili ve entelektüel bir kadının boyun eğmez görüşleri hayatını nasıl şekillendirdi? Bu sorulara cevap aramak için Hypatia’nın hayatına olan
Ego kavramı hepimizin zaman zaman konuşmalarımızda kullandığımız, en kötü “Egoist” halinde sıfat olup kimi zaman yönelttiğimiz kimi zamansa bize yöneltilen bir kavramdır. Ego aslında hiçbirimize yabancı olmayan “Ben” in Latince çevirisinden başka bir şey değildir. “Ben” deyince ne kadar tanıdık bir hâl alsa bile bu kavram aslında göründüğünden çok daha karmaşık bir anlam bütünlüğüne sahiptir.
Aristoteles; dünyadaki tüm varlıkların ateş, su, toprak ve havadan oluştuğunu düşünüyordu. Platon’un aksine, bu dünyanın ötesindeki formlarla değil, tamamen içinde yaşadığı dünya ile ilgileniyordu. Mantık, fizik, biyoloji, zooloji gibi birçok alanın birbirlerinden ayırımını, dolayısıyla da kuruluşunu gerçekleştiren isimdi. Bu alanlardaki fikirleri çok da güvenilir olmayan metotlara dayanarak 15. yüzyıla kadar geldi. Bu dönemlerde fizik, biyoloji
Giriş Aklın pratik akıl ve teorik akıl olarak iki kısımda ele alınıp birbirlerinden net bir biçimde ayrılışı, daha Aristoteles’in terminolojisinde kendini gösterir. Aklın teorik kullanımı, yalnız bilgi yetisinin nesneleriyle uğraşıyorken pratik kullanımıyla ilgili durum başkadır. Pratik kullanımda akıl, tasarımlara uygun nesneleri ortaya koyan ya da bu nesneleri ortaya koymak için belirleyen; daha doğrusu kendi nedenselliğini
Bir şey var mıdır, var olan var ise varlığı nasıl bilinir, varlığından nasıl emin olunur, neyi nasıl bilebiliriz gibi felsefe ile tarihinin başından beri cevabı aranan bu sorulara onlarca filozofun sayfalarca yazdığı cevaplar bulunabilir. Ontolojik ve epistemolojik çerçevede birbirine bağlı olarak yüzyıllardır cevabı aranagelen bu soruların cevaplandırılmasındaki neden, felsefenin bilimlerin atası olarak doğmasında önemini gösterir.
Machiavelli İlk siyasal bilimci olarak bilinen Machiavelli, Lorenzo de Medici’ye adadığı Prens isimli eserinde yaygın kanının aksine, tamamen erdemden yoksun bir politika fikri ortaya atmamıştır. Bu metin çok daha fazlasını barındırıyor. Kendisi bir filozof değil devlet adamıydı fakat ”ideal yönetim şekli nedir, otorite nasıl kullanılmalı, yönetici kim olmalı” gibi yaklaşık 2000 yıldır filozofların sorduğu bazı
Sofistik Hareketin Doğuşu ve Dönem Atina’sına Dair Bir Tasvir Sofist hareket, MÖ.5.yüzyıda Atina’da ortaya çıkmış felsefi bir akımdır. MÖ 5.yüzyıl Atina tarihinde önemli bir mihenk taşı teşkil eder. Sofizmi anlayabilmek için bu dönemde vuku bulan olaylara değinmemiz gerekmektedir. Yüzyılın başlangıcında Perslere karşı İyonya kentlerinde Atina öncülüğünde Marathon savaşları yapılmıştır. Bu savaşlar MÖ 490 yılında Greklerin
Giriş “Varoluşçuluk nedir?” sorusuna şimdiye değin çok farklı yanıtlar verilmiştir. Varoluşçuluk; Weil’e göre bir bunalım, Mounier’e göre umutsuzluk, Hamelin’e göre bunaltı iken Banfi’ye göre kötümserlik, Wahl’a göre başkaldırış, Marcel’e göre özgürlüktür. Benda’ya göre usdışılık diye nitelendirilen varoluşçuluk, Foulquié’ye göre ise saçmalık felsefesidir. Verilen bu yanıtların ise varoluşçuluğu tam anlamıyla tanımladığı söylenemez; her bir düşünür, varoluşçuluğun
Entelektüel, entelektüel olma günümüzde halen toplumda kendi çevresi içinde değer verilen kavramlar olmanın yanı sıra halk arasında fazla kasıntı, bazen boş işlerle uğraşma -deyim yerindeyse entel dantel işler oluyor bunlar- olarak algılanılan kavramlardır. Aslında halk arasında algılanılan olumsuz düşünceler, entelektüel kavramının ilk ortaya çıkış zamanlarındaki değerlendirilişten çok da farklı değildir. İlk olarak Dreyfus Olayı ile










