Bağlayıcı Tekil Modeller

/ / FELSEFE
Machiavelli

İlk siyasal bilimci olarak bilinen Machiavelli, Lorenzo de Medici’ye adadığı Prens isimli eserinde yaygın kanının aksine, tamamen erdemden yoksun bir politika fikri ortaya atmamıştır. Bu metin çok daha fazlasını barındırıyor. Kendisi bir filozof değil devlet adamıydı fakat ”ideal yönetim şekli nedir, otorite nasıl kullanılmalı, yönetici kim olmalı” gibi yaklaşık 2000 yıldır filozofların sorduğu bazı sorulara devlet işleri içindeki tecrübelerine dayanarak cevaplar verdi. Öncelikle insanı, tanrının kutsal planlarında yer alan bir nesne olarak değil tarihin yaratıcısı olarak görmüştür. Machiavelli öncesinde başta Plato olmak üzere birçok filozof, gücün ve otoritenin meşruiyetini tanrının buyruğunda buldular.  Fakat Isaiah Berlin’e göre Machiavelli’nin yaptığı “politikayı doğa üstü güçlerden arındırmak” oldu. Bu cümleyle Berlin’in neyi kastettiğini biraz açalım.

Berlin’e göre Machiavelli’nin metninde iki farklı ahlak türünü görebiliriz. Bunlardan ilki cesaret, güç ve maddi ve manevi doyum gibi kavramlar üzerinde şekillenen ve bu dünyayı esas alan Pagan ahlakı, diğeri ise merhamet, fedakârlık ve ölümden sonraki yaşamı esas alan Hristiyan ahlakı. Berlin, Prens eserinde Machiavelli’nin politikanın Hristiyan ahlakı çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini öne sürdüğünü söylüyor. Politikayı ahlaktan ayırmak yerine, onun kendine has bir ahlak anlayışı olduğunu ve eğer sorgulanacaksa bu bağlamda bir ahlaki sorgulamaya tâbi tutulması gerektiğini söylüyor.

Berlin, Machiavelli üzerine yazdığı metinde Batı dünyasının, Machiavelli bu metni yazana kadar farkında olmadan üzerinde tepinip durduğu bir kavramdan söz ediyor; “bağlayıcı tekil modeller1

Batı dünyası o zamana kadar ve sonrasında da daima belli bir alanda her şeyi açıklayan tek bir prensibin var olduğu fikrine dayanmış, güvenmiş ve bundan hareketler cümleler kurmuştur. Bağlayıcı tekil modeller bu uğurda bulunmuş neredeyse tüm cevapları kast etmektedir.  Ahmet Cevizci’nin Felsefe Ansiklopedisi’nden açıklayıcı bir örnek: ”Örneğin ahlak felsefesinde, etik davranışı belirleyen alanda, tek bir ahlaki ilke ya da tek bir temel değer olduğunu savunan görüş.” Fakat bu örneğin anlattığından daha fazlası var, tek bir alan için değil tüm gerçekliği açıklayan tek ve temel bir prensibin varlığına inanılmış ve bu prensibin ne olduğu bin yıllarca aranmıştır. Bu kavrama metin ilerledikçe tekrar değineceğim

Platon, bunun en eski örneklerinden biridir. Ortaya koyduğu idealar kuramından kısaca bahsetmek gerekirse; bu dünyadaki tüm varlıkların, yalnızca bu dünyanın ötesinde var olabilecek mükemmel formların hatalı kopyaları olduğunu iddia etmiştir. Tıpkı nesnelerin ideal formları olduğunu iddia ettiği gibi, metinlerinde de mutlak iyinin, mutlak doğrunun peşine düşmüştür. İşte Machiavelli de, asırları aşan bir süredir devam eden bu “bağlayıcı tekil modeller” geleneğini ortadan ikiye ayırıp, metnin başında bahsettiğim sorulara plüralist bir cevap veren, bildiğimiz kadarıyla ilk isimdir. Berlin’e göre ise Machiavelli tam da bu sebeple özgün ve orijinaldir.

Thomas Hobbes

Tanrı dahil olmak üzere her şeyin maddesel olduğunu ve yalnızca madde üzerinden açıklanabileceğini savunan Hobbes, hayatının bir kısmını politik olarak kaos içinde geçen bir dönemde yaşadı. Parlamenterler ve krallık sistemini savunan iki grup arasındaki çekişmenin yarattığı bu kaos onun felsefi görüşlerini oldukça etkiledi.

Hobbes, Leviathan isimli eserinde otoritenin olmadığı bir ortamda insanın arzuya dayalı ve doymak bilmeyen doğası sebebiyle düzen olmayacağını dolayısıyla da kimsenin canının ya da malının güvende olmayacağını iddia ediyor. Otorite olmayacağı, dolayısıyla da yargılayan bir kurum da olamayacağından, tek yargı unsuru olan insanın kendisi kalacak. Ve böyle bir ortamda insan çekişme, güvensizlik, şan, açlık gibi sebeplerle ve bazen de sırf başkası ondan daha fazlasına sahip olduğu için öldürebilir. Adaleti sağlayacak hiçbir şey yoktur. Her insanın karşısındakine uyguladığı kendi adaleti vardır. Hobbes’a göre “İnsanların birbirine karşı olan savaşında hiçbir şey adaletsiz olamaz çünkü doğru ve yanlış kavramının bu savaşta yeri yoktur. Bu kavramların var olabilmesi için ortak ve meşru bir otorite gereklidir.”

Bu fikirlere dayanarak Hobbes, tüm insanların kendi kendisini yönetme ve gözetme hakkından vazgeçip, sözleşme yoluyla bu hakları ortak bir kişiye ya da kişilere devretmesi gerektiğine inanmıştır. Leviathan, ortaya çıkan bu otoritenin adıdır. Fakat Leviathan imzalanan sözleşmeden sorumlu olmayacaktır. Kişiler cinayet işlediklerinde cezasını çekeceklerdir fakat Leviathan sözleşmeye dayanarak insan öldürme kararına sahiptir çünkü insanlar düzenin olmadığı bir ortamda sahip oldukları hakları sözleşme ile ona devretmişlerdir. İşte tam da bu sebeple bireylerin öldürme eylemine cinayet denir fakat bu kavram Leviathan için asla geçerli değildir. Kimse Leviathan’a karşı çıkamaz çünkü artık onun hareketleri kendi hareketleridir. Leviathan ne yaparsa yapsın, karşı çıkan kişi kendi imzaladığı sözleşmeye uymadığı için suçludur.

Thomas Hobbes’dan bahsederken ”modern” kelimesinin kullanılmasının sebebi ortaya koyduğu otorite fikrinin meşruiyetinin kaynağıdır. Burada karşılaştığımız otorite kavramı zamanının otoritelerine karşın, meşruiyetini tanrıdan değil sözleşmeden alır. İşte bu sebeple tanrının buyrukları toplumlar için işleyiciyken Leviathan için bu geçerli değildir.

Toplumsal ve politik düzenin devamlılığı ve bireyin güvenliği en önemli unsurlardır. Dolayısıyla düzenin devamlılığı için Leviathan’ın söylediği her söz ve yaptığı her hareket doğrudur.

Yaratılan bu otoriteye Hobbes ”Yapay Tanrı” adını vermiştir. Hobbes’un otorite fikride bu kavramla beraber Berlin’in bahsettiği ”bağlayıcı tekil modele” dayanmaktadır.

Totalitarizm

Hannah Arendt’e göre ideolojiler “tarihsel bağlama oturarak insan hayatını ve dünyayı tamamen açıkladığını iddia eden sistemlerdir.” Ve yine Hannah Arendt’e göre “totaliter rejimlerin yaptıkları, ideolojileri kullanarak gerçekliği yeniden yaratmaktır.” Bunu yapabilmek için kavramları yeniden yaratırlar, kimisinin içleri boşaltılıp başka manalarla doldurulur. Belki de buna en iyi örnek George Orwell’ın 1984’üdür. Bu eserde devlet sürekli olarak yeni sözlükler yayınlayıp bazı kelimeleri dillerinden çıkartıp yeni kelimeler ekliyordu. Partinin bunu yapmasının sebebi ise dil ve düşünce arasındaki ilişkiydi. Partinin istediğinin aksinin düşünülmesini istemiyorlar, bu sebeple de buna imkân verecek tüm kelimeleri dilden çıkartıyorlardı. Arendt, totaliter rejimler için en tehlikeli olanın insanın ‘spontaneliği’ olduğunu iddia etmiştir. Totaliter rejimlerin insanı belli kalıplara sıkıştırmak istemesinin sebebi tam olarak budur.

Tam da bu noktada Platon’dan bahsetmekten fayda var. Çünkü Platon Devlet adlı eserinde insan hayatının doğmadan önce belirlendiğini ve insanın bundan kaçamayacağını anlatmıştır. Eğer bir işçi olarak doğmuşsanız, kaderinizden kaçamazsınız. Kaçmayı denerseniz ise bu, Platon’a göre doğanın kanunlarını ihlal etmek olur. Platon bunu söyleyerek insan hayatını sınırlarken, totaliter rejimler ise gerçekliği yeniden yaratmak için, insanlığa kendi sınırlarını ideolojileri üzerinden çizer.

Fakat düşününce Platon da, Hannah Arendt’in tanımına göre tamamen totaliter bir felsefeye sahip. Ortaya koyduğu düşünce tüm dünyayı açıkladığını iddia ediyor, sonrasında ise insanın spontaneliğine tamamen karşı çıkarak insan hayatının önceden belirlendiğini ve buna karşı çıkmanın doğaya karşı gelmek olduğunu iddia ediyor. Fakat kullanılan doğa kavramıyla neyi kastediyor? Açıkladığını iddia ettiği gerçekliğin kendisini mi yoksa ortaya koyduğu ideolojiyi mi? Platon’un felsefesi, Berlin’in yarattığı bir kavram olan ‘bağlayıcı tekil modele’ tam bir örnek oluşturuyor, yani tüm gerçekliği açıkladığını iddia eden bir düşünceye.

Machiavelli ahlaktan yoksun ve kurnaz bir karakter olarak görüldü hatta İngilizce’de tam bu bahsettiğim anlama gelen ‘machiavellian’ kavramı mevcut. Fakat Machiavelli’nin ortaya koyduğu plüralist anlayış oldukça önemli. Teorilerin ve ideolojilerin tüm gerçekliği açıklayamayacağını, en azından bazı alanlarda bunların geçerli olamayacağını düşünebilme fikri (Machiavelli’nin ele aldığı bağlamda doğru olduğunu düşünelim ya da düşünmeyelim) kendi içinde değerli bir fikir. Çünkü bu fikrin tersine inanmış ve en azından ne yaptıklarını bilebildiğimiz insanları düşünürsek çoğu iyi şeyler yapmadılar. Bu insanlardan başta gelenleri ise; Hitler ve Stalin…

Son olarak Gündüz Vassaf’ın Cehenneme Övgü, Gündelik Hayatta Totalitarizm kitabından bir pasaj bırakıyorum:

”Kahraman tüm ayrıntılarıyla, bir toplumun tüm önyargılarını ve değer yargılarını karşılamak zorundadır. En büyük Hristiyan kahramanı İsa’yı ele alalım. Tasvirlerinde, ten ve göz rengi görüntüsünün sergilendiği yere göre değişir. Böylece, İskandinavya’da İsa mavi gözlü sarışın bir Sakson iken, Akdeniz’de esmer tenli bir Sami’dir. Bir kahramanın tüm nitelikleri, yönetici sınıfların, iktidarların ideallerini, değer yargılarını, doktrinlerini karşılamalıdır. Kahramanın muğlak, belirsiz, kuşkulu yanları olmamalıdır. Bize kahraman olarak sunulanları temsil eden tüm imgeler totaliterdir.

Kendimizi olduğumuz gibi kabul edene dek bizi tutsak edecek kahramanlar, süpermenler ve tanrılar yaratmaya devam edeceğiz. Özgür toplumda kahramanlara yer yoktur. Özgür insanın kahramanları olmaz.”

Not1 : ‘Bağlayıcı tekil modeller’ kavramı Isaiah Berlin’in The Originality of Machiavelli adlı makalesinde ‘unifying monistic patterns’ olarak geçmektedir. Makale henüz Türkçe’ye çevrilmemiş ve kavramı kendim çevirdim. Anlamı tam olarak karşılayamadığını düşünebilirsiniz, oldukça muhtemel.

Kaynakça

1-BERLİN Isaiah, “The Originality of Machiavelli”, Against The Current Dergisi 25-79, 1980

2-ARENDT Hannah, “On the Nature of Totalitarianism: An Essay in Understanding” 328-360, 1994

3-CEVİZCİ Ahmet, Felsefe Sözlüğü, Paradigma, İstanbul, 1999

4-HOBBES Thomas, Leviathan, Çev. Semih Lin, Yapı Kredi Yayınları, 2016

5-VASSAF Gündüz, Cehenneme Övgü, Gündelik Hayatta Totalitarizm, İletişim Yayınları, İstanbul 2017

Kapak Görseli: 2020. “‘Leviathan’ Van Thomas Hobbes Toen En Nu”. Universiteit Utrecht. https://www.uu.nl/in-de-media/leviathan-van-thomas-hobbes-toen-en-nu.

Alihan KOÇAK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir