“Mousa, Pan’dan bahset bana” Sükûnet içinde çayırlar ve uzaktan seçilen ekili tarlalar. Gözün aldığı kadar çınarlar, yanında dostu kayın, kestaneler ve ıhlamurlar –bahar gelmiş, geçmiş devri kışın. Lâkin ne cerbezeli bir flüt melodisiyle bozuluyor ormanın sessizliği aniden! Pan’ın flütüdür çalan. Kuşların pınarbaşında şakımasına rakip havalar ile saçı başı dağınık Keçi-Tanrı, arkasında kıta halinde sadık satyrleri[1].
Giriş Sanat, farklı kültür ve geleneklerdeki insanların ortak paydada buluşmasını sağlayan önemli mihenk taşlarından birisidir. Zihin, beden ve ruh da dahil olmak üzere insan kişiliğinin tüm karmaşıklığına dokunur ve bunların göze, kulağa ve ruha estetik bir şekilde dokunmasını sağlar. Sanat kavramının varlığı sanatçılara bağlıdır. Sanatçı, eser ortaya koyar ve bu eserler de sanat kavramını oluşturur.
Giriş Bu yazımızda günümüzde sıkça tartışılan, Türk Ceza Hukukunda cezaların hafif mi yoksa ağır mı olduğu, idam vb. fiziksel anlamda acı veren cezaların gelmesinin gerekli olup olmadığı konusuna tarihsel bir bakış açısı getirerek kendi fikirlerimiz ile eleştirilerde bulunacağız. Yazımız, Avrupa Ceza Hukuku Tarihi ve Türk Ceza Hukuku Tarihi olmak üzere iki parti şeklinde olacak olup,
Geçmişten bu yana insan, farklı motivasyonlar ile, bedenler üzerinde belli başlı çizimler yaparak kendini ifade etmiştir. Dövme dediğimiz bu çizimlere her coğrafyada, çok yaygın bir biçimde rastlanmaktadır. Bu yazıda siz okurlar ile dövmenin geçmişten bu yana uzanan hikayesine göz atıyoruz. Bilinen en eski dövme tabii ki bilinen en eski doğal mumya olan bronz çağında Alpler’de




