Sanat ve Psikopatoloji: Ruhtaki Yaranın Eserleri

/ / GÖRSEL SANATLAR VE MÜZİK
Giriş

Sanat, farklı kültür ve geleneklerdeki insanların ortak paydada buluşmasını sağlayan önemli mihenk taşlarından birisidir. Zihin, beden ve ruh da dahil olmak üzere insan kişiliğinin tüm karmaşıklığına dokunur ve bunların göze, kulağa ve ruha estetik bir şekilde dokunmasını sağlar.

Sanat kavramının varlığı sanatçılara bağlıdır. Sanatçı, eser ortaya koyar ve bu eserler de sanat kavramını oluşturur. Gombrich’e (1995) göre, “aslında sanat diye bir şey yoktur sadece sanatçılar vardır.” Başka bir deyişe sanatçı özne, sanat ise nesnedir.

Yaratmak tabiri ise Antik Yunan’da tamamen tanrılara özgü bir niteliktir, tanrılardan gelen ve ilham yani muse adı altında doğa üstü varlıkların insanlara yol gösterdiği bir olgu olarak görülebilir. Antik Yunan’da yaratıcı sürece dahil edilmemektedir. Bunun yerine techne, sanat yerine geçmekte ve insanın eserleri, mimesis olarak, yani doğayı taklit ederek vücut bulmaktadır.

Sanatla ilgili tüm çalışmalar dört genel başlık altında toplanabilir. Bunlar; psikoloji, felsefe, eğitim ve estetik. Başka bir deyişle, sanatın etkileşime girdiği dört alandan biri psikolojidir. Tüm farklı özelliklerine rağmen sanatçılar birer insandır ve bir psikolojiye sahiptir. Bu psikoloji bir şekilde sanatçının eserine yansır. Örneğin bir sanat eseri türü olan resimde görsel ögeler bulunur. Belirli bir düzen içinde bulunan bu ögeler, resim algısının mantığını oluşturur. Renk değerleri, ışık-gölge ve perspektif ile derinlik algısı verilmeye çalışılır. Manzara resmi veya tarih konulu bir resim ise zamanı sezdirebilecek mevsim veya gece-gündüz etkisi ifade edilmeye çalışılır vb. Ancak resmin türü ne olursa olsun aynı zamanda resimler sanatçıların ruhsal durumlarını yansıtılır. Sanatçının bu ruhsal durumu eseri de izleyicileri de değişik alan uzmanlarını da etkileyebilir.

Sanatın Psikolojideki Etkileri Nelerdir?

Sanat robotlaşmanın önüne geçer: Robotlaşma insan psikolojisini etkiler. Günümüz teknolojisi ve bu teknolojiye bağlı olarak insanın yaşam biçimi insan psikolojisinin de sürekli değişimlere yol açabilir

Sanat huzur kaynağıdır: Sanat insanın ruhuna veya psikolojisine hitap ettiği için sanat ile meşgul olmak insanı rahatlatır. Sanat ile zaman geçirerek mutlu olan insan aynı zamanda huzura da kavuşmuş ya da daha çok yaklaşmış olur. Birçok insan sanata öncelikle huzur arayışıyla girer.

Sanat insanı metafiziğe yakınlaştırır. Metafizik gerçek hayatın ötesinde bir dünyadır. Sanat da gerçek dünyanın ötesine çıkar. Böylece sanat insanı metafizik dünyaya taşıyan bir araç durumuna gelir.

Sanat mistik yapıya sahiptir. Sanatın birçok yönü ile birlikte mistik yönü de söz konusudur. Sanatın mistik yönü insan psikolojisini etkiler. Sanatçı mistizme yakındır. Mistik dünya sanatın içine girerek sanatın dünyasını da genişletir. Hatta o kadar ki bezen sanat mistizmin içinde bazen de miztizm sanatın içinde kabul edilebilmektedir. Sanat eleştirmeni ve müzik tarihçisi Cevat Memduh Altar’a (1996:50) göre, “sanatsal yaratıcılığın altı temel öğesinden biri mistisizmdir”.

Sanat bilinçaltını boşaltır. Bilinçaltını boşaltan insanlar bir şekilde rahatlar. Bilindiği üzere insanoğlu bilinçaltından etkilenir. Psikolojik sorunların çözümünde de bilinçaltına ulaşabilme çabası oldukça önemlidir.

Psikolojik Rahatsızlıklar Eserlere Nasıl Yansır?

Sanatla uğraşan akıl hastalıklarına sahip kişiler, rahatsızlıklarını eserlerine de yansıtırlar. Örneğin, şizofrenlerin sanat çalışmaları, içerik, kompozisyon, stil ve renk olarak incelendiğinde, her çalışma birbirinden farklı olsa da belirli bulgulara rastlanması mümkündür.

Bir paranoyak şizofrenin eser üretiminde dört ana bulguya rastlanmıştır:

1- Objelerin aşırı şekilde kırılmış olmaları,
2- Bütünsel olmayan algısal keskinlik ve farkındalık,
3- Obje ve durumlardan yola çıkan işaret ve ipuçlarının tehlike arz etmesi
4- Objeler arasında sadomazoşistik ilişkilerin bulunması.

Ayrıca renklerin kullanımına bakıldığında ise şöyle bir tablo ortaya çıkmıştır:

Kırmızı: Benlik, ego gelişimi, gerçeklikle aktif bağlantı, fiziksel-duygusal denge
Sarı: İçsel duygusallık, öfke, egoya karşı tehdit, benliğin şiddetli içsel güçlerle birlikte oluşu.
Turuncu: Bağlılığa karşı agresif direnç gösterimi.
Mavi: ilgisizlik, duygu noksanlığı, ruhanilik, aşırı miktarda kontol edilmişlik, duygusal blokaj.
Yeşil: Acı çekme, duygulara karşı gelme, pozitiflik, dogmatik, kendine güvensizlik.
Mor-kırmızı: Psiko-seksüel benlik, seksüel kimliğinin belirgin olmaması, seksüel istekler tarafından tedirgin olmak, bu tedirginliklere bağlı olarak duygusallık göstermek.
Mor: Pasif olmak, ilgisizlik, depresyona eğilim, paranoyak eğilimler göstermek.
Siyah: Dışsal duygulanımların yokluğu, düşmanlık, inkar, agresiflik, korku duyma.
Beyaz: Hem fiziksel hem de duygusallığın arasındaki inkar, pasiflik, kavrayışlık, ruhanilik.

Psikolojik Rahatsızlıklara Sahip Sanatçılar

Psikolojik rahatsızlıkların yaratıcı insanlar arasında daha yaygın olduğu görüşü üzerine bazı çalışmalar yapılmıştır. Bunlardan biri 1987 yılında Dr. Nancy Andreason’un Iowa Üniversitesi’nde yaptığı araştırmadır. Yazarlar üzerinde yapılan araştırmada bipolar rahatsızlığın yaratıcı yazarlar arasında çok daha fazla oranla görüldüğü sonucuna varılmıştır. Üstelik, bu kişilerin birinci dereceden akrabalarının da oldukça yaratıcı olduğu ve psikolojik rahatsızlığı olma ihtimalinin yüksek olduğu kanaatine varılmıştır.

Daha sonra, Kentucky Üniversitesi’nde Psikiyatri bölümünde bir profesör olan Dr. Arnold Ludwig, yaratıcılığa klinik bir ölçü olarak değil de kültürel bir etkileşim olarak ele almıştır. Burada biyografilerine New York Times da da değinilmiş olan 1004 kişinin hayatı incelenmiştir. Çıkan sonuçta akıl hastalıklarının yaratıcı alanlarda (şairler, yaratıcı yazarlar, görsel sanatçılar, müzisyenler ve besteciler, tiyatro oyuncuları) çalışan kişilerde bulunma olasılığının diğer alanlarda (işletme, kamu hizmetleri, bilim ya da askeri alanlar) çalışan kişilere oranla bulunma olasılığından çok daha yüksek olduğu görülmüştür. Bu araştırmada depresyon, mani, ileri derece kaygı ve intihar gibi rahatsızlıklar üzerinde durulmuştur.

Çok sevilen bir yakınının ölümü bir çok sanatçının eserlerini etkilemiştir. Sevilen bir obje kaybı depresyona neden olabilir. Yaşamın erken dönemindeki kayıp kişide çözülmemiş yas, ölen kişiyle aşırı meşgul olma, suçluluk duygusu ve psikolojik rahatsızlıklara neden olabilir. Bu ruhsal durum yetenekli kişilerde bir telafi olarak yaratıcı düşüncelerin çıkmasına yol açabilir. Burada sanatçı için özel tehlike, benlikle obje ifadesi arasındaki sınırın karışmasıdır. Sonunda sanatçıda gerçeği değerlendirme yeteneği bozulabilir ve psikoz ortaya çıkar.

– Francisco Goya 

İspanyol ressam Goya, yaşamında ardı ardına bedensel ve ruhsal hastalıklar yaşamıştır. Sifiliz, nörolabirintitis, şizofrenik reaksiyon, yaş dönemi depresyonu, bu tekrarlayıcı hastalık nöbetleri tam olmayan felce, epilepsi nöbetlerine, yarı körlüğe ve zaman zaman işitme ve konuşmanın bozulmasına, halüsinasyonlarla birlikte olan düşünce bozukluğu ve gerçekle ilişkisinin kopmasına neden oluyordu. Bu klinik tablonun oluşmasına Goya’nın üstübeç ile çok fazla karşı karşıya kalmasına bağlanıyordu, bu zehirli bileşik sanatçının en fazla kullandığı renk verici maddeydi. Ressam hastalıklarından sonra farklı bir kişiliğe büründü.

– Vincent van Gogh

37 yıllık yaşamı boyunca ressam Van Gogh’un hayatı kayıplarla doludur. Evlenmek istediği kişi tarafından reddedilince ilk ruhsal bunalımını geçiren ressam, varını yoğunu maden işçileri için harcayınca sıkıntılı günleri başlamıştır. Babasının ölmesinden hemen sonra ilk büyük tablosunu yapmıştır. Akademiye yazılmış, okul disiplinini kişiliği nedeniyle kabul edememiş, ressam Gaugin’in evine yerleşmiş ve aralarındaki anlaşmazlığın gittikçe arttığı bir gün Gaugin’in üstüne yürüyüp kulak memesini kesmiştir. Bu olaydan sonra ressamı akıl hastanesinde görüyoruz. Van Gogh, temporal epilepsi ve bunun yarattığı psikoza rağmen hırsla çalışmasına devam etmiştir. Hastanede kaldığı odayı resmeden ressam yalnızlığını telafi etmek için objeleri çift olarak resmetmiştir. Hastaneden çıktıktan sonraki iki ay içinde 60 tablo yapıyor.Piposu ve bandajlı kulağı ile kendi portresinde Van Gogh’un gücünü görüyoruz. Kulağını kestikten sonra iyileşme döneminde yapmıştır bu resmi. Hasta ve yalnız olan ressam kalan yaşam enerjisini tablolarına vermiştir. Van Gogh’un içinde bulunduğu ruh durumu intiharından bir ay önce tamamladığı son kendi portresinden anlaşılır, sürekli nöbetlerle, korkularıyla boğuşan sanatçının yüzü heyecansız olarak keder içindedir, dudakları sımsıkı kapalı, gözleri dalgındır.

– Frida Kahlo

Frida Kahlo, Meksikalı ressam, en büyük acıyı resim yapamaz hale geldiğinde yaşamıştır, 32 kez ameliyat olmasının, kesilip, biçilmesinin ötesinde bir şeydir hissettikleri. Kahlo, 5 yaşında bir gezinti sırasında ağaç köküne takılır ve düşer, bunun ardından çocuk felci geçirir ve topallayan zayıf bir bacakla yaşamaya başlar. 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası sonucu 3. ve 4. omurga kemikleri kırılır, kalçasından giren ve rahminden çıkan demir çubuk derin yaralara yol açar. Yaşamını yatağa bağlı olarak sürdüren Frida’ya annesi sütunlu bir yatak yaptırır ve kendini seyredebilsin diye yatağın tavanına ayna astırır. Sanatçının ilk tepkisi dehşet doludur, ancak bir süre sonra aynanın altında yatan parçalanmış bedenine, kendi iç dünyasına daha az korkarak bakar ve gördüğü kendini çizmeye başlar. Aynı zamanda dayanılmaz şiddetteki ağrıları hissetmemesinin bir yoludur bu onun için. 1954’te akciğer ambolisi teşhisiyle son nefesini verdiğinde ardında bıraktığı son resmi “Yaşasın Yaşam” isimli natürmortuydu.

 

– Louis Wain

İngiliz sanatçı Louis Wain’in sağlıklı olduğu zaman yaptığı kedi resmini görmekteyiz. Kedi resimleri konusunda ünlenen ressamın evinde de kedileri bulunmaktadır. Eşi meme kanserine yakalanınca eşini güldürmek adına komik kedi resimleri yapmaya başlayan ressam bu hastalıkla cebelleşirken, eşiyle birlikte neşe kaynakları kedileri olmuştur. Fakat eşini bu hastalıktan kaybedince artık sadece hayatında kedileri oluyor ve hayatının son on beş yılını şizofreni tedavisi görerek geçiriyor. Kedi resimlerine devam eden sanatçının yukarıda gördüğümüz resminde şizofreni rahatsızlığının izlerini taşıdığını söyleyebiliriz.

 

Kaynakça 

1- Kireç, D. (2019). Psikanalitik kuram çerçevesinde psikolojik rahatsızlıkların yaratıcılığa ve sanat eserlerine yansıma biçimleri. Kesit Akademi Dergisi, 18, 258-271.

2- Ayaydın, A. (2020). Psikoloji ve sanat etkileşimi üzerine. Bilim, Eğitim, Sanat ve Teknoloji Dergisi (BEST Dergi), 4(1), 8-12.

3- https://gonullupsikolog.org/blog/sanatla-iyiles

4- https://www.loveinartsz.com/yaratma-durtusu-psikolojik-rahatsizlik-yasayan-ressamlar/

5- https://npistanbul.com/guzel-sanatlar-ve-psikopatoloji

 

– Havva GÜNEŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir