Kendini Gerçekleştiren Kehanet: Bir Şey 40 Kere Söylenirse Olur mu?

/ / PSİKOLOJİ-SOSYOLOJİ
Giriş  

Mitolojik bir anlatı ile başlayalım: Vaktiyle Pygmalion adında Kıbrıslı bir heykeltıraş varmış. Bu heykeltıraşın ülkesindeki kralın kızları, Afrodit’in tanrıçalığını reddedince Afrodit tarafından cezalandırılmış. Kralın kızlarını bu hâlde gören Pygmalion ise artık herhangi bir kadına ilgi duymamaya başlamış ve kendi düşlerindeki gibi bir kadının heykelini yapmaya karar vermiş. Fildişinden yaptığı heykel öylesine güzel olmuş ki Pygmalion kendi yarattığı bu heykele aşık oluvermiş. Artık yalnızca bu heykele benzeyen bir kadınla birlikte olabilirmiş. Bu yüzden aşk ve güzellik tanrıçası olan Afrodit’ten görünüş olarak tıpkı kendi yaptığı yontuya benzeyen bir sevgili istemiş. Afrodit’in heykele can vermesi üzerine Pygmalion kendi yaptığı bu heykel ile evlenmiş. 

Burada Pygmalion’un kendi yapıtına karşı duyduğu beklenti, onun canlanmasını sağlamıştır. Bir başka deyişle, beklentisi hayata geçmiştir. İşte, insanlara duyulan beklentinin onların davranışlarını ve başarı düzeylerini etkilemelerine de sosyal psikolojide “Pygmalion etkisi”, “beklenti etkisi” ya da daha yaygın kullanımıyla “kendini gerçekleştiren kehanet” adı verilir¹. 

Bunu bir örnekle açalım: Bir anne ya da baba, çocuğunun özel yetenekleri olduğunu ya da zekâ düzeyi olarak yaşıtlarından ileride olduğunu düşünürse çocuğuyla normalde olduğundan daha fazla ilgilenecektir. Bu ise çocuğun gelişimini hızlandıracak, düzeyini ilerletecek ve yaşıtlarından belli noktalarda ayrışmasını sağlayacaktır. Bu çocuk başta gerçekten de sıradan olmayan, özel bir çocuk olabilir. Ancak öyle olmadığını düşünürsek anne ve babanın çocuklarıyla ilgili beklentisinin hayata geçtiğini, bir nevi kehanetinin gerçekleştiğini görürüz. 

Golem Etkisi  

Beklenti etkisi, olumsuz senaryolar için de geçerlidir. Buna ise “golem etkisi” adı verilir. Yani bir kişinin kendiyle ilgili düşük beklentileri ya da kendisine karşı duyulan düşük beklentiler, bu kişinin başarısının normalden daha alt düzeyde olmasına yol açabilir. Örneğin, araç kullanmaya henüz başlayan bir sürücü adayını ele alalım. Bu kişi direksiyon başında çok kötü olduğunu düşünüp kesinlikle kaza yapacağı kanısına varırsa stres düzeyi artar, dikkatini işine yoğunlaştırmakta güçlük çeker ve bu da kişinin kaza yapma olasılığını bir hayli artırır. Kişi kaza yaptığında ise baştaki asılsız kehaneti gerçekleşmiş olur. Bir araştırmaya göre Golem etkisi, Pygmalion etkisinden çok daha etkilidir². 

Golem etkisi, epey tanıdık olan “öğrenilmiş çaresizlik” kavramını andırmaktadır. Öğrenilmiş çaresizlik durumunda kişi ne kadar uğraşırsa uğraşsın içerisinde bulunduğu olumsuz koşulları değiştiremez ve bir süre sonra çaresizliği öğrenir. Olumsuz koşulları değiştirmeye olan inancını yitirdiği için de bir işi başarmak adına artık herhangi bir uğraş göstermez. 

Konuyla İlgili Yapılan Bilimsel Araştırmalar  

Kendini gerçekleştiren kehanet terimi ilk olarak 1948 yılında sosyolog Robert Merton tarafından kullanılmıştır. Bu terimi “bir döngü içerisinde gerçeğe dönüşen yanlış inanışlar” biçimde tanımlayan Merton, bu durumu ekonomi üzerinden örneklendirmiştir: Bankaların iflas ettiğine ilişkin bir söylenti yayılırsa insanlar panik içerisinde paralarını geri almak için bankalara başvururlar. Bankalar bu durumun önüne geçmek için bazı önlemler aldığında ise panik artar ve daha fazla insan parasını çekmek ister. Bu döngü, “kehanet” süresini tamamlayana dek ve banka gerçekten iflas edene dek sürer³. 

Konuyla ilgili ses getiren ilk çalışma ise 1968 yılında Psikolog Robert Rosenthal ve okul müdürü Lenore Jacobson tarafından gerçekleştirilmiştir. “Sınıftaki Pygmalion” adıyla bilinen bu çalışmada Rosenthal rastgele seçtiği bir sınıftaki öğrencilere bir zekâ testi uygulamıştır. Ardından öğretmenlere bu zekâ testinde %20’lik başarı dilimine giren öğrencilerin bir listesi verilmiştir. Ancak bu liste gerçeği yansıtmamaktadır. Verilen listede her zekâ düzeyinden öğrenci bulunmaktadır ama bu durum öğretmenlerden gizlenerek onlara listedeki öğrencilerin yüksek IQ puanına sahip oldukları söylenmiştir. Dönem sonunda aynı test, aynı öğrencilere yeniden uygulanmıştır. Sonuçlar ise çok çarpıcıdır: Öğretmenlere testten yüksek puan aldığı, diğerlerine göre ileri düzeyde olduğu söylenen çocuklar gerçekten de dikkate değer bir zihinsel gelişim göstermişlerdir. 

Peki, bu nasıl gerçekleşti? Deneyi yürüten Rosenthal’a göre bu gözle görülür fark, tümüyle verilen listeyle orantılı olarak öğretmenlerde oluşmuş olan beklentilerden kaynaklanmaktadır. Öğretmenler, kendilerine zekâ düzeyi yüksek olduğu söylenen öğrencileriyle ilgili geliştirmiş oldukları olumlu beklentiler doğrultusunda bu öğrencilere daha sabırlı, daha anlayışlı ve daha sıcak davranmışlardır. Bu tutumlarını öğrencilere ses tonları, yüz ifadeleri ve yaklaşımlarıyla istemeden de olsa belli etmişlerdir. Öğretmenlerinin kendileriyle ilgili bu tutumunun ayırdına varan öğrenciler ise daha çok çalışmaya güdülenmiştir. Deneyden elde edilen sonuç, yüksek beklentilerin yüksek performansı tekikleyebileceği, olumlu yönde sonuçlar doğurabileceğidir. 

David Jamieson’un başını çektiği bir araştırma ekibi, 1987 yılında bu etkinin “gerçek okul ortamlarında” gözlenip gözlenmeyeceğini ölçmek için bir deney gerçekleştirdi¹. Deneyde Ontario’daki bir liseye yeni atanan bir öğretmenin ders verdiği 4 farklı sınıf incelendi. Bu sınıflardan 2’sine, kendilerine ders verecek olan öğretmenle ilgili olumlu sözler söylendi ve öğrencilerde olumlu beklentiler yaratıldı. Bu 2 sınıftaki öğrenciler, kendilerine herhangi bir bildirimde bulunulmayan diğer 2 sınıftaki yaşıtlarına göre dersi daha büyük bir dikkatle dinlediler ve sınavlarda daha iyi notlar aldılar. Sonuç gösteriyordu ki öğrencilerin öğretmeniyle ilgili beklentileri, en az öğretmenin öğrencilerle ilgili beklentileri kadar önemliydi ve olumlu yöndeki beklentiler yüksek performans sağlayıp başarının artmasına ortam hazırlıyordu. 

Beklentiler, Ön Yargıları Ne Düzeyde Etkiler?  

Kendini gerçekleştiren kehanet, birçok ön yargı ve kalıp yargının toplumda kalıcı hâle gelmesine katkıda bulunur⁴. Azınlıklara karşı olan olumsuz tutum da bunlardan biridir. Rubovitz ve Maehr’in 1973 yılında yapmış olduğu bir araştırma, bu durumu gözler önüne sermektedir: Araştırmacılar, 66 öğretmenden dörder kişilik öğrenci gruplarına ders vermelerini istemiştir. Bu gruplar, her birinde 2 beyaz ve 2 siyah öğrenci olacak biçimde ayarlanmıştır. Yapılan deneyde öğretmenin öğrencilere karşı olan yaklaşımı gözlemlenmiş ve beyaz öğrencilerin siyah öğrencilere göre öğretmen tarafından daha fazla övüldüğü, daha fazla yüreklendirildiği, daha fazla yapıcı eleştiri aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin alt sınıftan gelen siyah öğrencilere karşı duyduğu düşük beklenti, onlarla daha az ilgilenmelerine yol açmış ve dolayısıyla bu öğrencilerin başarılarını olumsuz yönde etkilemiştir. 

Benzer bir durum cinsiyet ayrımcılığı için de geçerlidir. Erkekler ve kadınlar toplum tarafından yalnızca bazı belirli meslekler için uygun görülürler. Erkeklerin hemşirelik ve sekreterlik gibi işlerde; kadınlarınsa mühendislik ve şoförlük gibi işlerde çalışmaları toplum tarafından garip karşılanır. Bu da kişilerin bu işleri daha az tercih etmesine yol açacağından, sektördeki cinsiyet hegemonyasını pekiştirir. Bununla birlikte kadınların aleyhine olan eşitsizlik durumlarında, iş yaşamında yalnızca belli bir konuma kadar yükselebileceği ön yargısıyla karşılaşan kadınlar bunu içselleştirir, kendileriyle ilgili beklentilerini düşürür ve yükselmek için uğraş göstermez. Böylelikle kehanet bir kez daha kendini gerçekleştirmiş olur. 

Sonuç  

Beklentiler ile başarı arasındaki ilişkiyi su götürmez bir biçimde ortaya koyan bu sosyal psikolojik fenomen, günlük yaşamda oldukça önemli bir yer tutar. Bu etkinin özellikle de okullardaki rolü, öğretimcilerin gelecek kuşaklar için ne denli önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bununla birlikte şu noktanın da altını çizmekte yarar var ki kendini gerçekleştiren kehanet, herkesin her şeyi başarabileceği anlamına gelmez. Sahip olduğu zekâ düzeyi ve bilgi birikimi göz önünde bulundurulduğunda “sıradan” olarak nitelendirilebilecek bir insanla ilgili yaratılan olağan üstü beklentiler, bu kişiyi toplumun en üst basamağına taşımaz. Kendini gerçekleştiren kehanet kavramını kişisel gelişim safsatalarından ayıran nokta tam olarak budur. 

Metin Kaynakçası  

1- Myers, David. Sosyal Psikoloji. Çev., Doç. Dr. Serap Akfırat. İstanbul: Nobel Akademik Yayıncılık, 2019. 

2- Boydak Özan, Mukadder ve Gündüzalp, Seda. “Pygmalion Etkisi ve Liderlik”. Munzur Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 5/9 (2017): 69-79. 

https://dergipark.org.tr/tr/pub/tusbd/issue/39853/472573 

3- https://www.simplypsychology.org/self-fulfilling-prophecy.html  

4- Demirtaş Madran, Hanife Andaç. “Sosyal Sınıflandırma, Kişilerarası Beklentiler ve Kendini Doğrulayan Kehanet”. İletişim Araştırmaları 2 (2004): 33-53. 

Görsel Kaynakçası  

Kapak Görseli: https://baylorlariat.com/2019/08/23/stop-the-self-fulfilling-prophecy/ 

Diğer Görseller: https://www.simplypsychology.org/self-fulfilling-prophecy.html 

-Halil Mertcan BOZKIR 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir