Psikoloji Merceğinde Sanat

/ / GÖRSEL SANATLAR VE MÜZİK

Sanat birçok alanla ilişkilendirilebilecek oldukça geniş bir kavramdır. Böyle geniş bir kavramın aynı zamanda psikoloji gibi her alanla bağlantılı bir bilim dalıyla oldukça fazla noktada yollarının kesiştiğini hatta birbirlerini etkilediklerini söyleyebiliriz. Yazımda da sizler ile bu iki geniş kavramın buluştukları noktaların her ikisinden de etkilenmiş sanatçıların, eserlerin ve konu üzerine fikir belirtmiş düşünürlerin üzerinde duracağız.

Sanatçı, eseri anlatmak istediklerini veya fikirlerini doğrudan izleyiciye sunmak için bir hedef doğrultusunda oluşturmuş olabilir. Ancak eserin gerçekleştirilme süreci elbette yalnızca bu sebeplerle değildir. Eserin, herhangi bir kaygıdan bağımsız olarak da ortaya çıkmış olması olasıdır yani doğrudan kitlelere kendini açıklama amacı gütmez. Bunlara ek olarak eserde kasıtlı olarak veya kimi zaman sanatçının bilinci dışında yansıtılmış olan sanatçının benliğine, kendi ruh dünyasından izlere rastlanabilir. Bir anlamda bu öznel yansıtma durumunu, eserde sunulma biçimi göz önünde bulundurularak, sanatçıya isim kazandıran, imzası haline gelen bir sunum şekli olarak değerlendirmek de mümkündür. Eserde sunulan belirli imgeler, renkler ve çağırışımlar yoluyla sanatçının yaşadığı dönemsel ya da (eserlerde tekrar etme sıklığıyla ilişkilendirilerek) kronik psikolojik durumlarıyla ilgili fikir edinilebilir ve psikoloji bilimi altında incelemeye tabi tutulabilir.

Sanatçının “iç ben” ini eserinde yansıtması, onun yaratma dürtüsünü somutlaştırmak istemesi şeklinde yorumlanır. Yeteneğinin bu anlamda sanatçının avantajına olması, onu yaratma hissine bağlayan ve bu hissin tutkuya dönüşmesine sebep olacak en önemli etmenlerden biri olarak sayılabilir. Estetik duygusu, zevk sahibi kişiliği ve duygularını yaşama ve yansıtmadaki yetisi; sanatçıyı psikoloji merceğine ve bu alandaki incelemelere yaklaştıran özellikler olduğunu söyleyebiliriz. Hayata ve ruhsal dünyasına karşı olan bu farklı bakış açısı onu diğer bireylerden ayırır. Bu “ayrı” olma durumu her düşünür tarafından farklı şekillerde açıklanmıştır.

Örneğin Jung’a göre sanat yapıtı kaynağını sanatçının bilinç dışından değil de insanlığın ortak birikimi olan “kolektif bilinç dışı”ndan alır. Bu bakış açısından eser tamamen nesneldir ve sanatçının hayatı ve kişiliği ne kadar ilginç olursa olsun bütün bunlara dair hiçbir iz taşımaz. Diğer bir yandan bazı sanatçıları ve hayatlarını incelediğimizde Jung’un yaklaşımının aksine durumlarla da karşılaşmaktayız. René Magritte’in travmatik hayat hikâyesi ve eserleri bu duruma verilebilecek en bariz örneklerden biridir.

René Magritte 1898’de Fransa’da ailesinin en küçük üyesi olarak dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlarda ailesinin desteği ile resim eğitimi almaya başlamıştır. 1912 yılında ise annesinin bölgedeki Sambre Nehrine atlayarak intihar etmesiyle sarsılmış ve bu durum onu yaşamı boyunca etkilemiş olacak ki neredeyse bütün eserlerinde bu acı olayın izleriyle karşılaşmaktayız. Annesinin cansız bedenini nehirde, yüzü beyaz bir kumaş parçasıyla örtülü bir halde bulunmuştur. Magritte’in eserlerinde de figürlerin yüzlerinin ya tamamı ya da bir kısmı gizlenmiştir.

René Magritte “Aşıklar” (1928)

Bir başka düşünür olan Freud, sanatçının psikolojik durumunu analiz ederken, psikanalizde olduğu gibi kişinin çocukluk dönemlerine inmiştir. Onunla birlikte birçok düşünür de gerileme bir yaklaşımla sanatçıların çocukluk dönemlerine eğilmiştir. Sanatçının yaratma eğilimini nevrotik arzu ve nesneleri imgeleştirdikleri çocuksu bir yaklaşım olarak değerlendirmiştir. Sanatçıların duygularını uçlarda yaşamaları ve alışılmadık kişilikleri de bu yaklaşımla açıklanabilir.

Sanatçının üretkenliği, imgeler ve renkler ruhsal rahatsızlıkları ve psikolojik durumları ile ilişkilendirilmektedir. Bipolar bozukluğun manik dönemlerinde hastanın yaşadığı sanatsal duygu yükselişiyle birlikte üretkenliğinin de arttığı düşünülmektedir. Örnek verecek olursak, Van Gogh’un bu dönemlerde canlı renklerle çalıştığını söyleyebiliriz. Aynı zamanda kendisinin maddeye bağımlı psikoz hasta olduğu da öne sürülmektedir. Sebebi net olarak belirlenememiş olsa da (bir sinir ya da kıskançlık krizi olduğu düşünülmekte) kendi kulağını kestiğini biliyoruz. Bu gibi olaylar doğrultusunda genellemek yanlış olsa da duygularını ne kadar farklı bir şekilde ifade ettiğini ya da verdiği yüksek tepkiyi anlayabiliriz. Freud’un sanatçıların bu gibi reaksiyonlarını nevrotik olarak tanımlaması her ne kadar ağır ve keskin olsa da bazı noktalarda doğruluk payı olduğu da göz ardı edilemez bir gerçektir.

Vincent Van Gogh “Arles’te Kırmızı Bağ” (1888)

Rollo May ise bu konuda Jung’un düşüncelerini destekleyen isimlerdendir. O da Freud gibi sanatçı için nevrotik kavramını kullanmış ancak sanatçının yaratma dürtüsünü bir hastalık olarak değerlendirmemiş aksini savunmuştur. May’e göre sanatçı depresif, içe kapanık ya da duygularını diğer bireylerden daha yükseklerde yaşayabilir; bu durum onun hasta olduğunu göstermez. Yaratıcılık ve özgünlük gibi kişilik özelliklerinin genellikle toplumdan ve kültürden aykırı kişilerde gözlemlendiği düşüncesi doğrudur ama bu durumun ruhsal bir hastalık ile ilişkilendirilmesi anlamsız ve kanıtlanamaz bir yaklaşımdır. Eğer yetenek hastalık ve yaratıcılık da nevroz olarak değerlendirilebilir olsaydı bile sanatçı tedavi gördüğünde yaratma yetisinin elinden alınabileceği düşüncesi May için mantıksızdı.

Sanat ve sanatçının, psikolojinin perspektifinden analiz edilmesi konusunda birbirine zıt birçok düşünce olmasına rağmen sanatçının eserlerini oluştururken bulunduğu toplumdan, yaşantısından ve en önemlisi de psikolojisinden etkilenmemesi mümkün değildir. İmgelerin ve renklerin bu güçlü yansıtıcılığı bizlere yıllar önce verilmiş eserleri daha iyi incelememizde ve değerlendirmemizde büyük olanak sağlar öyle ki birçok bilim insanı ve düşünür de bu konuda bir görüş ve öneride bulunmuş, eseri ve sanatçının psikolojik durumunu birlikte değerlendirmiştir.

Kaynakça

1-Esman, A. H., “Psychoanalysis and Surrealism: André Breton and Sigmund Freud”, 2011,  Journal of the American Psychoanalytic Association, 59(1):173-181

2-Hacısüleymanoğlu, D. S.,  “Travmanın Görsel Dile Yansımaları”, 2020, Hacettepe Universitesi, Resim Ana Sanat Dalı,  Yüksek Lisans tezi,

3-Özbek N. Ş.,”Çağdaş sanat akımları ressamlarının psikolojik durumlarının eserlerine yansıması”, 2019, Yeditepe Üniversitesi, Plastik Sanatlar Ana Sanat Dalı, Yüksek Lisans Tezi

Kapak Görseli: https://www.pinterest.com/pin/495255290244277555/

Görsel 2: https://tr.pinterest.com/pin/501799583466582114/

Görsel 3 :https://tarihten-anekdotlar.blogspot.com/2016/02/krmz-uzum-bagvan-gogh.html

-Elif Sema KARA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir