Sanatın Dijital Dönüşümü ve Refik Anadol

/ / GÖRSEL SANATLAR VE MÜZİK

“Her şey benim için alegoriye dönüşüyor.” Charles Baudelaire

 

Giriş

Sanat, insanın dünyayı ve yaşamı bir tür kavrayış ve ifade biçimi olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla bir yeniden üretim süreci olarak sanat, bugün meydana gelmekte olan dönüşümü anlamanın zeminini de sunmaktadır. Bu bağlamda, metinde peşine düşülen ister akış ister süreç ister dönüşüm olarak adlandırılsın, bugün söz konusu olan yeniden üretim, “geleceğin tarihini yazma” çabasıdır (Oğuzhan, 2012). Bu noktada, geçmişi belli bir yöntem bağlamında yeniden üretirken aslında tarihin zaten gelecek yönelimli olduğu, bir doğru çerçevesiyle yazıldığı öne sürülebilir.

Kökeni, Latince ‘parmak/işaret parmağı’ anlamına gelen “digitus” kelimesinden türeyen “dijital” sözcüğü, sayısal olan verilerin ekran üzerinde elektronik olarak gösterilmesi şeklinde tanımlanır. Gelişen teknoloji ile birlikte coğrafi kısıtlamaların azalması, fiziksel engellerin ortadan kalkması, dijital teknolojilerin ucuzlaması gibi etkenler insanlığın yaşamında sanatsal ve kültürel anlamda değişimleri de beraberinde getirmiştir. Özellikle dijital teknolojiye yönelik yeni vaatler ve olanaklar, geleneksel sanata meydan okuyarak, yeni biçimsel sunumların oluşmasına neden olurken, yeni anlatım biçimlerini de doğurmuştur. Dijital sanat bilgisayar kullanılarak yapılan bütün sanat dallarını kapsayan bi şemsiye olarak kabul edilebilir. Fakat bilgisayar kullanılarak yapılan her iş dijital sanat kapsamına girmez. Bir romanın bir bilgisayarda yazılması onu bir bilgisayar sanatı yapmaz. Dijital sanat, bilgisayar yardımı ile yapılan ve aynı zamanda bir şekilde sanatsal ayırt ediciliği olan bir sanattır.

Sanat tarihine damgasını vuran Fransız sanatçı Marcel Duchamp ‘’hemen her yerde, hemen her şeyle sanatın yapılabileceğini’’ iddia etmiştir ve bir dükkandan satin aldığı pisuarı sergileyerek, sanat konusundaki tartışmaları alevlendirmiştir. Bu durumu göz önünde bulundurursak, modern sanatın esas unsurlarından birisinin sanatı alabildiğine kolaylaştırmak olduğunu söyleyebiliriz.

 

 

Sanat ve Teknoloji

Teknoloji ve sanat, tarih boyunca birbiriyle doğru orantılı gelişen ve insanı diğer varlıklardan ayıran iki temel unsur olarak varolmuştur. Dolayısıyla, bir yapıtın yaratı sürecinde teknolojinin varlığı, sanatta doğayı yansıtmaktan uzaklaşarak bir deney görüntüsü vermiştir. Sanatçı, başka araçlarla ya da tekniklerle üretmesi mümkün olmayan sanatsal yapıtlarını bilgisayar teknolojisini kullanarak üretmeye başlamıştır. Bilgisayarın devreye girmesiyle birlikte öncelikle gerçeğin anlamı, içeriği, konumu neredeyse tümden değişmiştir. Sanallık artık her alanda ve düzeyde yerleşik gerçeğin yerini almış, sanatsal üretimde ön plana çıkmıştır. Donanım ve yazılım üzerine temellenen bilgisayar teknolojisi, sürekli yeni ifade biçimleri arayan sanat ile içiçe geçmiş, teknoloji ile sanatın yakınlaşma oranı artmıştır.

Dijital Sanat Nasıl Yapılır?

Dijital sanat eseri oluşturabilmek için, vazgeçilmez tek malzeme bilgisayardır. Bilgisayar desteği olmadan yapılmış hiçbir şey dijital sanat sınıfına girmez. Ögeleri basittir, sanatın her alanında olduğu gibi düşünce sınırlarını zorlayacak bir hayal gücü, beraberinde yaratıcılık, bunlara ilave olarak da iyi derecede bilgisayar kullanımı, programlara ve dijital sanatın üretileceği donanımlara hakim olmak gerekmektedir.

Dijital sanatın ağırlıklı yayılma alanı internettir. İnternette asla bir şey kendi başına ortaya çıkmaz, bulmak için içine girmek mecburidir. Bu durumda dijital sanatın her ne kadar bilgisayarla yapıldığını bilsek de internet üzerinden yayıldığını ve geliştiğini kabul etmeliyiz.İnternet, insanların her geçen gün gittikçe artarak üretilen bilgiyi saklama, paylaşma ve ulaşma istekleri sonrasında ortaya çıkmış bir teknolojidir. Dijital sanat, genel olarak internette yayıldığı için, bu sanat dalı teknoloji yatkını belirli bir kitle tarafından daha yoğun bir şekilde bilinmekte ve kabul edilmektedir. Ancak şu da bir gerçektir ki, günümüzde dijital sanata yönelik pek çok önemli sergi, önemli sanat galerilerinde yapılmış ve sanatseverlerce ilgiyle izlenmiştir. Dijital sanat eserleri, müzeler, kurumlar ve özel koleksiyonerler tarafından toplanmaktadır. Ancak, dijital sanat eserlerini toplanması, sunumu ve korunması, sanal müze, mülkiyet ve telif hakkı gibi konular halen tartışılmaktadır.

Dijital sanat kapsamında oluşturulan görsellerin olağanüstü dünyalar sunması belki de filmin keşfinden sonraki görsel dünyadaki en büyük gelişmedir.Matrix veya Yüzüklerin Efendisi gibi filmlerde bilgisayar ile yapılan tasarımların film yapımında kamerayla eşdeğer bir rolü üstlenmesi gerçeğini reddedemeyiz. Bu tarz filmlerde yaratılan dünyalar başlı başına dijital sanat öğelerini içerir.

 

 

Dijital Sanatın Öncüleri

Dijital sanatın ilk öncülerinden sayılan Amerikalı matematikçi ve sanatçı Ben Laposky, 1950’li yılların başında dalga formlarından elektronik görüntüler yaratmıştır. Soyut Geometrik Resim, Kübizm, Senkronizm ve Fütürizm’den esinlenmiş ve çalışmalarını ilişkilendirdiği sanat formları arasında Op Sanat’ı göstermiştir. Öncülerden kabul edilen bir başka sanatçı ve matematikçi Herbert W. Franke, 1956’da yaptığı ilk çalışmaları olan “Elektronik Soyutlamalar” Ben Laposky’nin çalışmaları ile büyük benzerlik göstermiştir. Daha sonra ise yönetmen olan John Whitney Sr’nin çalışmaları dikkat çekmiştir. Deneysel filmler üreten Whitney, sanatsal amaçlarını gerçekleştirmek için gerekli teknolojik ve matematiksel yeteneklerini geliştirmiştir. Bu ilk örneklerden sonra Charles Csuri, Michael Noll, Frieder Nake, Edward Zajec, Kenneth Knowlton’a ait dijital çalışmalar görülmektedir.

 

 

Refik Anadol

Dijital dünyada ve sanatta bu bir süreliliğin ve sonsuz tekrarın; mülkiyetin ve borç ilişkilerinin; üst ve alt açıların iç içeliğinin yani karşıtların iç içeliğinin normalleştiği zamanlar yaşanmaktadır. Bir yanıyla Sisifos’u hatırlatan bu döngü, aynı kalıbın sonsuz bir tekrarı mıdır yoksa Baudelaire’in tasvirinde olduğu gibi, atalet olmasına karşın diğer yanıyla sonsuz dönüşüme de mi yazgılıdır? Bu soruları cevaplayabilmek için hem bir olgu hem de kavram olarak sanattaki dijital biçimlerin yeniden üretiminin tartışıldığı bu metinde, görsel iletişim tasarımcısı Refik Anadol’un işlerinden örnekler ele alınmaktadır. Anadol işlerini teknoloji, insan ve mekân üçgeni içinde kurguladığını söylemektedir. Bir yandan teknoloji ile düşünmekten, teknolojinin düşünmesine doğru kat ettiği bu yoldaki imkânları ararken diğer yanıyla adeta geçmişe şimdide ve gelecekte nasıl tanık olunabileceği, yeniden üretilebileceği yani hikâyeleştirilebileceği üzerine odaklanmaktadır. Bir başka deyişle, pratikte yaptığı çalışmalarla geleceğin tarihini yazmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken kuşkusuz kullandığı mecra ya da diğer bir deyişle malzeme, algoritmalardır. Verinin görsel biçimlerinin dijital imkânlarla artırıldığı ya da yontulduğu yani form kazandığı bu işlerde Anadol, dijital sanatın temel dinamiklerini oluşturan hafıza ve yeniden üretim gibi temel kavramları da yeni hâlleri ile sorunsallaştırma imkânı sağlamaktadır.

Refik Anadol bir medya sanatçısı ve bir yönetmen olarak içinde bulunduğumuz dijitale geçiş dönemini tartışarak açıklamaya olanak veren eserler üretmekte, üretirken sergilemektedir.

Anadol eserlerinde kimi zaman hatıraları nörolojik süreçlerden geçirip kaydederken kimi zaman bir şehre ait fotoğrafları makine öğrenmesine açmaktadır. Bazen bir galeride izleyicisiyle etkileşim içinde olan eserler bazen de izleyicisinin eserin içinde bulunması/gömülmesi ile deneyimlenir. Eserlerini aynı zamanda heykel olarak da adlandıran Anadol, sanattan çok, tasarım dünyasına yakın duruşuyla işlevi de tartışma konusu kılmakta hatta esnetmektedir. Kamusal binaları giydirerek ürettiği eserler kamusal sanatı da yeniden tartışmaya açmakta, dijitalleşmiş biçimlerini yaşamımıza sokmaktadır. İlhamını sanat tarihindeki eserlerden çok, bilim ve teknolojiden aldığını söyleyen Anadol, “…ışığı, veriyi ve makine zekâsını beraber kullanarak, XXI. yüzyıl için hikâyeler yaratmaya çalışıyorum. Bunu anlatabilmek için de mimariyi bir kanvas gibi kullanıyorum.” der.

 

 

Sonuç

Sonuç olarak söylenmelidir ki gerek sanatta gerek diğer alanlarda dijitalleşme süreci uzun tarihsel sürecin bir parçasıdır. Önemli bir dönüşüm gerçekleşmiş ve gerçekleşmektedir. O nedenle parçaya bütünün ya da sonucun sorumluluğunu yüklemek ahlakçı bir tavırdır. Oysa parçayı, bu ya da o bütünün de ötesini kavrayabilmenin bir basamağı olarak, ne için sorusuyla anlamaya çalışmak, göz hizasından çok uzaklaşmadan iyiyi aramak yolu aydınlatacaktır. Dijital sanat kendi içinde olanaklar ve olasılıklar taşıyan bir parça olarak çağdaş sanatın kat ettiği sürece eşlik etmekte ve birçok sanatçı için yeni alanlar açmakla kalmayıp birçok insana da olanaklar ve olasılıklar açmakta, kendisini tanıtmaktadır.

 

Kaynakça

1- Özel Sağlamtimur, Z. (2010). Dijital Sanat. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 10(3), 213-237.

2- Arş.Gör. Hatice Aybike Ak – Dijital Sanat
https://akademiksunum.com/index.jsp?modul=document&folder=6e34a60687ddb95af14887941cb7268a9da256fb

3- https://www.oggusto.com/sanat/adan-zye-dijital-sanat-sozlugu

4- https://www.artsy.net/article/artsy-editorial-duchamps-urinal-changed-art-forever

5- https://www.dijitaliyidir.com/2022/11/08/yuzuklerin-efendisi-guc-yuzuklerinin-ardindaki-sanat/

6- https://mozartcultures.com/dijital-sanat/

7- https://refikanadol.com/

 

– Havva Güneş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir