Hukuk Devleti Üzerine

/ / HUKUK
Giriş

Boğaziçi Üniversitesinde haftalar önce bir kayyum rektörün atanmasıyla başlayan protestolar hala sürüyor. Nitekim Rektör Kavramı, Boğaziçi Protestoları Ve Bir Tutam Özgürlük adlı yazımda bu konuyu detaylı olarak irdelemiş, öğrencilerden akademisyenlere muhtelif pek çok insanın neden rektör atamasına karşı çıktığını anlatmıştım. Aslında bu protestolar ve daha dün yaşananlar, öğrencilere reva görülen tutum önemli bir kavramı bir kez daha hatırlatıyor bizlere: Hukuk devleti. Bu yazımda ise hukuk devleti, kökenleri ve gelişimi, Türkiye için ne ifade ettiği konuları üzerinde duracağım. Lafı daha fazla uzatmadan başlayalım.

Geleneksel Toplum ve Modern Toplum

Orta Çağ’ın sona erişi, feodalizmin ömrünü tamamlaması, ilkel kapitalizmin filizlenmesi ve burjuvazi sınıfının yükselişiyle Batı’da eski geleneksel toplum yapısından farklı bir toplumun, modern toplumun doğuşuna şahitlik edilmeye başlanmıştır. Bu süreç, hukuk ve hukuk devleti kavramı açısında oldukça önem taşır. Dolayısıyla geleneksel ve modern toplum kavramlarını biraz irdelememiz gerekecek.

Geleneksel toplum, basit dinamiklere sahiptir. Roller basittir. Bu roller, topluma hâkim olan kastlar/sınıflar sebebiyle daha doğmadan biçilmiştir. Özgürlük kavramına yabancıdır bu insanlar. Daha çok bir egemen ve ona itaat eden tebaa bulunmaktadır. Egemen ve tebaanın ortak olarak itaat ettikleri ise Tanrı ile onun tartışılmaz yasalarıdır. Bu toplumun parçası olan kişiler, kendi adlarına düşünmezler. Kant’ın ”Aydınlanma Nedir” adlı ünlü eserinde de değindiği gibi bu insanlar yerine düşünecek birileri vardır.

Modern toplum, daha karmaşık dinamiklere sahiptir. Artık bireyselleşme söz konusu olmuştur. Birbirini tanımayan insanların beraber yaşadıkları yaşam alanları söz konusudur. İtaatten değil özgürlükten bahsedilir. Statü değil bireylerin karşılıklı rızalarına dayanan sözleşme kavramı mevcuttur. Modern toplumun anahtar kelimesi ise hukuktur. Geleneksel toplumda insanları birbirine zarar vermekten bir ölçüde alıkoyan dini inancın yerine hukuk geçmiştir. İnsanları isyandan ve kaostan, adaletsizlik ve eşitsizlikten soyut bir kavram olan hukuk alıkoymaktadır.

Genel olarak geleneksel toplum ve modern toplumu böyle tanımlayabiliriz. Lakin unutulmaması gereken mühim bir nokta vardır ki gelenekselden moderne geçiş süreci tamamlanmamıştır. Her ne kadar 21.yüzyılda yaşasak bile geleneksel toplum yapısını birçok yerde gözlemlemek mümkündür.

Hukuk Devletinin Doğuşu

Modern toplum, beraberinde modern devleti de getirmiştir. Modern devlet kendine 15-16.yüzyılda köken bulmuştur. Modern toplumun ortaya çıkmasında etkili olan nedenler neticede modern devleti de yaratmıştır. Orta Çağ’dan kalma skolastik, eleştirel olmayan düşünce yapısı yerini ampirik ve sorgulayan bir düşünce yapısını bırakmış, devletin artık doğal değil insanların rızası neticesinde oluşturulan yapay bir varlık olduğu fikirleri beyan edilmeye başlanmıştır.

Bu çerçevede çeşitli düşünürler devletin doğuşuna dair önemli teoriler ortaya atmışlardır. Sosyal sözleşme teorisi çerçevesinde düşünürler devletin insanlar tarafından nasıl yaratıldığına dair fikirler belirtilmiştir. Kimileri mutlak bir kaostan ve ‘insanın insanın kurdu’ olduğu bir doğa hâlinden kurtulmak için devletin yaratıldığını, kimileri ise özel mülkiyet ve temel insan haklarının korunmasını sağlamak gayesiyle devletin vuku bulduğunu iddia etmiştir. Neticede bu teoriler hukuk devletinin iki farklı türünün doğuşuna aracılık etmiştir: Prosedüral Hukuk Devleti ve Maddi Hukuk Devleti.

Hollandalı düşünür Grotius ortaya koyduğu sosyal sözleşme anlayışında devletin görevinin doğal hukuku uygulamaktan ibaret olduğunu ifade etmiştir. Peki nedir bu doğal hukuk? Felsefi boyutunu fazla irdelemeden sizleri bilgilendirmeye çalışalım. Doğal hukuka göre evrensel olarak mevcut olan yasalar vardır. Bunlar insan kaynaklı değildir. Kimilerine göre Tanrı kaynaklı olan doğal hukuk kimilerine göre Tanrı’dan bağımsız olarak vardır (Grotius bu görüştedir.) İnsanlar pozitif hukuku yaratırken bile doğal hukukun yasaları ihlal edilmemelidir. Nitekim günümüzde de çeşitli uluslararası antlaşmalarda doğal hukukun evrensel yasalarını görmek mümkündür. Örneğin AİHS ve BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde yer alan maddeler doğal hukuk anlayışının neticesidir.

Locke, sosyal sözleşme anlayışında devletin alanını sınırlandırır, liberal değerlere bağlar. O da doğal hukuk anlayışını benimser. Nitekim görevi doğal hukuku uygulamaktan ibaret olan prosedüral hukuk devleti anlayışı, Locke’un düşüncelerini temel almıştır. Doğuşu da böyle olmuştur.

Hobbes, ölüm korkusu ve güvenlik arayışı içinde bulunan doğa durumundaki insanların sosyal sözleşme ile tüm doğal haklarını Leviathan’a (Devlet) devretmesi, Leviathan’ın ağzından çıkanı kanun olarak kabul edilmesi prensiplerine dayanan anlayışıyla hukuki pozitivizmin filizlerini atmıştır. Hukuki pozitivizme göre kanun, doğal ya da evrensel olarak var olan bir kavram değildir. İnsan tarafından yaratılmaktadır. Hukuki pozitivizm, prosedüral hukuk devleti anlayışına büyük eleştireler getirmiştir.

Bentham ve Austin tarafından getirilen eleştiriler, hukuki pozitivizme kaynaklık etmiştir. Kant, Hegel ve Savigny tarafından hukuki pozitivizm sistematikleştirilmiştir. Bu eleştirilerin getirilmesinde prosedüral hukuk devletinin yarattığı ağır yaşam koşulları ve adaletsizlik etkili olmuştur (Sanayi devrimi ardından ortaya çıkan berbat yaşam koşulları.) Bismarck Almanya’sıyla (19.yüzyıl) beraber devlet tarafından yaratılan hukukla rasyonel bir düzen ortaya çıkarılmış ve maddi hukuk devleti anlayışı hayat bulmuştur.

Prosedüral Hukuk Devleti Ve Maddi Hukuk Devleti

Prosedüral hukuk devleti, doğal hukuk anlayışına sahiptir. Bu hukuk tipine İngiliz tipi hukuk devleti de denir. Bu hukuk devleti anlayışında yasama faaliyetleri yoğun değildir. Devletin tek görevi zaten var olan doğal hukuku uygulamaktır. Hukukun ruhuna saygı duyulmalı ve ihlal edilmemelidir.

Yargı, büyük bir öneme ve göreve sahiptir. Politikanın sınırlarını yargı çizer, iktidar ne zaman halkın doğal hukuktan kaynaklanan haklarını (yaşam, özel mülkiyet vb.) ihlal etmeye kalkışsa yargı bir duvar gibi karşısına dikilir bu hukuk devleti anlayışında. Yargı, bağımsız ve tarafsız yapısının yanında sahip olduğu güçlü konumu ile devletin sınırlarını aşmasını, hukukun ruhuna aykırı davranmasını engeller.

Prosedüral hukuk devleti anlayışı, sanayi devriminin kapitalist tekel niteliğindeki şirketleri yaratmasıyla büyük eleştiriler almaya başlamıştır. Burjuvazinin işçiler üzerinde yarattığı tahakküm, ağır yaşam koşulları, devletin hareketsizliği eleştirilere sebep olmuş ve yeni bir hukuk devleti anlayışına kaynaklık etmiştir.

Maddi hukuk devletinde hukuk aracılığı ile devletin inşası söz konusudur. Modern devlet ve modernlik kavramları pozitivizm ile uyum içerisindedir. Dolayısıyla maddi hukuk devlet anlayışı, modernlik ve modern toplum kavramlarına paralel bir anlayıştır. Bu anlayışta artık yasalar hukuki pozitivist anlayış çerçevesinde insan tarafından yaratılmaktadır. Bu çerçevede devletin yasama faaliyetleri artmıştır. Devlet, etkinlik alanını genişletmiştir. Eğitim alanında, sağlık alanında faaliyet göstermeye başlamış, ekonomik düzendeki eşitsizlikleri gidermek adına asgari ücret, sağlıklı yaşam koşulları üzerine düzenlemeler getirerek prosedüral hukuk devletindeki o sınırlı yetkiye sahip olduğu düzeyi aşmıştır. Refah dağıtarak ya da dağıttığını iddia ederek meşruluğunu sağlamaya çalışmıştır.

Maddi hukuk devleti anlayışının da eleştirilecek noktaları bulunmaktadır. Öncelikle bu anlayışın yozlaşmış halinde giderek hukukun ve yargının üzerinde tahakküm kurulmaya başlanır. Yürütme, dayanağını halktan aldığı gerekçesiyle yargıyı bastırmaya çalışır. Bu da hukukun araçsallaşmasına ve objektifliğini yitirmesine neden olur. Yargının kararları giderek siyasileşir ve yargıçlar siyasilerin buyruğu altına girer. İktidar sahipleri ise dağıttıkları ‘refah’ ile de yaptıklarını meşrulaştırmaya çalışır.

Türkiye Ve Hukuk Devleti Kavramı

Bir toplumda hukuk devleti anlayışı hüküm sürmesi demek, yargının güvenilir ve bağımsız olması demektir. Böyle bir toplumda insanlar hâkim karşısında çıktıkları zaman haklarında en adil kararın verileceğini bilir. Bu yüzden adaleti başka yerlerde aramaz. Böyle bir toplumda kimse yargıya emir veremez, onu baskı altına alamaz. Yargıyı araçsallaştırmak söz konusu bile olamaz. Peki ülkemiz için hukuk devleti açısından neler söylenebilir?

Geleneksel toplumdan modern topluma geçiş, modern devletin ortaya çıkışı, skolastik düşüncenin yıkılışı, ampirik ve sorgulayan düşünce anlayışı, sosyal sözleşme kavramı, hukuk devleti türlerinin yaratılması gibi kavramlar ve olay silsileleri aslında Batı toplumunun geçirdiği bir süreç neticesinde ortaya çıkmıştır. Bizim toplumumuz ise böyle bir süreçten geçmemiştir. 18.yüzyıldan itibaren çağa ayak uydurmaya yönelik faaliyetlere başlansa da bu hiçbir zaman toplum bazında tam olarak vuku bulmamıştır.

Cumhuriyet ile beraber bir zihniyet devrimi, bir modern toplum yaratma gayesi güdülse de tam olarak bir başarı sağlanmamıştır. Hukuk alanında da aynı durum söz konusudur. En iyi kanunlar alınmış, en güzel mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır. Lakin kanunları yürürlüğe koymak o kanunların uygulanmasını sağlamak için yeterli değildir. Toplum bazında kanunların ne anlam ifade ettiği önemlidir. Hukuk devleti olabilmek için öncelikle hukuku idrak edebilmek, özümseyebilmek gerekir. Maalesef ki toplumumuz bunu gerçekleştirememiştir. Ülke olarak görünüşte modernliği sağlasak da hiçbir zaman toplum temelinde bu gerçekleştirilmemiştir. Bu netice itibariyle de hukuk devleti anlayışı ülkemizde hâkim kılınamamıştır.

Türkiye, Kıta Avrupası Hukuk sistemine daha entegre olduğu için, birçok kanununa İsviçre-Alman Hukuku temel teşkil ettiği için hukuk devleti anlayışında da maddi hukuk devleti anlayışına daha yakındır. Maddi hukuk devleti anlayışının teoride ve görünüşte hâkim olup pratikte anlam kazanmaması çeşitli sorunlara neden olmaktadır. Bu sorunların neler olduğuna yukarıda da değinilmiştir. 21.yüzyıla gelinse de hukuk devleti ilkesi toplum temeline inmediği sürece bu sıkıntılar yaşanmaya devam edecektir. Nitekim ettiği de görülmektedir.

Sonuç

Yazımda genel olarak hukuk devleti kavramını, nasıl ortaya çıktığını, ülkemizin hukuk devleti kavramıyla ilişkisini incelemeye çalıştım. Son birkaç söz ile yazımı sonlandıracağım.

Hukuk devleti düzenini sağlayabilmek her ülkenin en önemli amaçlarından biri olmalıdır. 2021 yılında, modern devletin müthiş bir güce sahip olduğu, varlığının yaşamın her alanında gösterdiği şu zamanlarda bu çok daha büyük bir önem taşımaktadır.

Eğer bir devlet hukuk devleti anlayışından sapar, yürütme yargıyı tahakküm altına alırsa o devlette hukuk artık araçsallaşmaya başlar. Bunun neticesinde vatandaşlar hak ve özgürlüklerini giderek yitirmeye, en ufak bir eleştirisinde kendini bir anda devletin kolluk kuvvetlerinin karşısında bulur. Bu durumu John Locke şu sözlerle yalın ve çarpıcı bir şekilde ifade etmiştir: Wherever law ends, tyranny begins. Hukukun bittiği yerde tiranlık başlar.

Hukuk devleti ilkesinin sadece yasa hükümleriyle belirtilip geçilmediği, toplum temelinde kabul gördüğü günlerin yakın olması temennisiyle sözlerimi sonlandırıyorum.

Kaynakça

-WACKS Raymond, Hukuk Felsefesine Kısa Bir Giriş, Tekin Yayınevi, İstanbul 2019.

-TOPUZKANAMIŞ Engin, Hukuk ve Disiplin, On İki Levha Yayınları, İstanbul 2014.

-KANT Immanuel, Aydınlanma Nedir Sorusuna Yanıt.

-THOMAS Frederick William, Natural Law Theory: The Modern Tradition, Çev: Ertuğrul Uzun, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Sayı: 2 (2004), s.291-343.

-LEWIS Bernard, Modern Türkiye’nin Doğuşu, Arkadaş Yayınevi, Ankara 2018.

-TOPUZKANAMIŞ Engin, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Dersleri.

-Görsel Kaynakçası: Democratie Zonder Rechtsstaat Is Gevaarlijk – Nieuw Wij. 2013. Nieuw Wij. https://www.nieuwwij.nl/opinie/democratie-zonder-rechtsstaat-is-gevaarlijk/

Ali Fuat ÇALIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir