Keşkeler diziliyor şakaklarıma Ruhumu alaşağı eden en hazin tepelerden Seni sana anlatmak istiyorum Her bir zerreni keşfederek yeniden Burası pek soğuk Üşüyorum Ellerimi tutacak mısın Yağmurlu bir gece Islak kaldırımlarda dans ederken Yoksa karanlığa mı kavuşacak Buluşan ellerimiz Kimseler görmeden Şarkılar fısıldardı bana gölgen Yürürken ruhuma usulca eşlik eden Kuvvetli baharlar yaşadı gönlüm
Futbol, hepimizin bildiği, içinde aktif olarak bulunmasak bile herkesin en azından temel özelliklerine hakim olduğu, dünyanın en büyük izleyici kitlesine sahip sporudur. Bu sporun bu kadar meşhur olmasını, kolay ulaşılabilir olması, mekan zaman ve kişi sayısına bağlı kalmaksızın yapılabilmesi, maliyetinin az olması gibi birçok neden bağlayabiliriz. Maddi anlamda futbolun sevilmesinin birçok mantıklı sebebi olsa da
Her Şey Nasıl Başladı? 28 Aralık 1895’te, Fransa’da, sadece 33 kişiden oluşan bir grup “Bir Trenin Gara Girişi”ni seyretti. Ancak bu seyir, garda değil bir salonda gerçekleşti. Dünyada ilk sinema salon gösterimi böyle yapıldı. Hızla gelişen sektörde sinematograflar, kinetoskoplar ve dahası icat edildi. 12 Aralık 1896’da ise sinema bu topraklara giriş yaptı. Sponeck Birahanesi’nde yapılan
Türk Sineması henüz sektörleşmeye başladığı 60’ların başında şu andaki mevcut halden oldukça farklı ve bağnaz bir yerde duruyordu. Kurmacaların hemen hemen hepsi bir düşünceyi tartışmıyor da sanki koca bir ülke bu filmleri değil bu filmler boş boş üretildiği topluma bakıyordu. Sansür kurulları, para babası, ihmalkâr yapımcılar da bunu besleyen her kötü işi sanki özenle seçiyorlardı.




