Bizim Güzel Musikimiz

/ / GÖRSEL SANATLAR VE MÜZİK

Müzik sohbetlerinin binlercesinden birine hoş geldin. Yine bir yolculuğa çıkma vakti! Müziğe değinilen veyahut yanında müzik dinlenilen yolculuklar hep güzel olur. Bugün müziğe değinirken, yani bu satırları okurken bir yandan da onu dinle isterim. Belki böylelikle satırlar daha manidar olur. Önerim Ulvi Cemal Erkin’den Köçekçe olacak. Keyifli okumalar.

Musiki deyince çoğumuz neyi ve nasıl bir müziği düşlüyoruz? Yazımı yazmadan önce enstrüman çalan/çalmayan, Batı Müziğiyle ilgili veya değil, günlük hayatında müziğin sağlam bir yeri olan/olmayan küçük bir gruba mini bir anket yaptım. “Musiki nedir?” diye sordum. Aldığım cevaplar çoğunlukla günümüz müziğini değil, eskiden bestelenmiş eserleri işaret etti. Türk Müziği diyen oldu, Osmanlı Müziği ve Doğu Müziği cevapları da geldi. Önce doğru cevabı öğrenelim.

Musiki:
(mu:siki:), Arapça mūsīḳī

1. isim Müzik “Musikisinde bir taraftan din / Bir taraftan bütün hayat akmış” – Yahya Kemal Beyatlı
2. isim, mecaz Kulağa hoş gelen sesler dizisi “Şiirin musikisi demek, resmin musikisi demek gibi bir şeydir.” – Nurullah Ataç

(TDK)

Musiki, müzik demekmiş meğer. Günümüzde bu kelimeyi pek kullanmayı tercih etmesek de ne anlama geldiğini tam olarak bilmekte fayda var. Çünkü zannedilen müzik türleri birbirinden bambaşka ve hepsine binlerce sayfa yazmaya değer. Klasik Türk Musikisi; dünya üzerinde Klasik Batı Müziği, Hint Müziği gibi birkaç kült, gelenekselleşmiş, tarihe eserlerini kazımış müzik türlerinden biri. Türk Müziği, Doğu Müziği, Osmanlı Müziği kavramlarını net sınırlarla ayırmak zor. Ülkelerin sınırlarını çizmek kadar mekanik bir durum değil. Ve savaşlarla, diplomatik antlaşmalarla ayrılabilecek kavramlar da değiller. Onlar; Mezopotamya’dan doğan, üzerinde yaşayan toplumların katkılarıyla zenginleşen müzikler, müziklerimiz. Batı ve Doğu arasındaki topraksal ve kültürel geçiş köprüsü Türkiye’de hem Klasik Türk Müziği’nin hem Klasik Batı Müziği’nin esintilerini bulmak mümkün. Peki biz bu günlere nasıl geldik? Klasik Batı Müziği’nin ülkemize gelişine ve Klasik Türk Müziğimizin unutulmaya yüz tutmasına dair bir yolculuğa çıkalım birlikte şimdi.

Cumhuriyet Dönemi Türkiye’si… Her alanda reformlar, değişimler, sokaklarda değişime hazırlanmaya çabalayan veya değişimlere karşı insanlar… Kılık kıyafetinden alfabesine, anayasasından ekonomisine bir devinim süreci…. Her alanda batılılaşmaya çalıştığımız bu dönemde musiki alanında da bir değişim olacaktı elbet. Bu değişime dair eleştirel bakışıma geçmeden önce biraz bilgi vermekte fayda var. Bilindiği üzere cumhuriyet dönemi öncesi (hatta çok çok öncesine değin, Selçuklulara kadar gidebiliriz) Batı Müziği ile çok da fazla tanışılmamıştır. Türk Müziği organolojisine baktığımızda ud, kanun, lavta, keman, ney, tanbur, rebap, def ve zil gibi enstrümanlarla karşılaşırız. Gazel, yörük semai, bozlak, kâr, beste, ezan gibi birçok formu barındıran Türk Musikisi; onlarca makamdan oluşur. Batı müziği ise çello, klavsen, fagot, obua, timpani, korno gibi enstrümanları barındıran, makamların değil majör/minör dizilerin temellendirdiği müziktir. Batı Müziği çok seslidir, Türk Musikisi ise tek sesli. Türkiye’nin musiki reformunda en çok zorlandığı noktadır bu. Tek seslilikten çok sesliliğe geçiş. Alışılmadık ve bilinmedik bu düzene geçişin sağlanması için Mustafa Kemal birçok müzisyeni devlet desteği ile Avrupa’ya yollamış ve Türk Müziği formlarındaki eserleri Batılılaştırmalarını -çok seslileştirmelerini- istemiştir.

Günümüzde, cumhuriyet dönemi musiki devrimi öncüleri olarak anılan Türk Beşleri’ni konuşalım. Türk Beşleri kimlerdir? Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Cemal Reşit Rey, Hasan Ferit Alnar, Necil Kazım Akses. Türk Beşleri; aynı dönemde yaşamış olmaları, klasik müziğe gönül vermeleri, eğitimlerinin ardından ülkeye dönerek Cumhuriyet rejiminin resmî müzik politikasını gerçekleştirmeye çabalamaları ve ulusal kaynaklardan yararlanmaya öncelik vermeleri gibi ortak özellikler taşıyan cumhuriyet dönemi müzisyenleridir. Kişiliklerinden ve müzik eğitimi aldıkları çevrelerden kaynaklı üslup farklılıklarına da sahiptiler. Nitekim ulusalcı bir kavrayışla yola çıkan Beşlerin ortak amacı, başlangıçta Türk halk ve geleneksel sanat müziğinin melodik, makamsal ve ritmik yapısıyla Batı müziği biçim ve tekniğini kullanarak besteler yapmak olsa da ilerleyen yıllarda her besteci kendi özgün duyuş ve düşünüşünü geliştirme yoluna gitmiştir. Her birinden kısaca bahsedelim.

Ahmet Adnan Saygun

Türk Beşlerinin önemli isimlerinden biri, eserleri ve başarılarıyla ünü sınırları aşan Ahmet Adnan Saygun. İlk müzik derslerini İzmir’deki İttihat ve Terakki Lisesinde okurken aldı, sonra piyano eğitimine devam etti. Armoni ve kontrpuan bilgisini Fransızca kitaplar yardımıyla kendi kendine geliştirmeye çalıştı. 1928 yılında Millî Eğitim Bakanlığının açmış olduğu seçme sınavını kazandı ve aynı yıl öğrenim görmek üzere Paris’e gönderildi. 1931’de yurda dönen Saygun, bu tarihten sonra Riyaseticumhur Filarmoni Orkestra yöneticiliği, Musiki Muallim Mektebi’nde hocalık, Mimar Sinan Devlet Konservatuarı’nda etnomüzikoloji öğretmenliği gibi birçok önemli görevi üstlendi. Ülkemize gelen dünyaca ünlü Macar besteci Bela Bartok ile Anadolu’nun çeşitli bölgelerini gezerek birçok halk ezgisini notaya aktardı. Modal müziği ve geleneksel Türk Müziği makamlarını İran-Yunan müzikleriyle karşılaştırdı. Bartok’un halk müziğiyle ilgili yaptığı çalışmaları, “Bela Bartok’un Türkiye’deki Halk Müziği Araştırmaları” adıyla kaleme aldığı bir kitapla değerlendirdi.

Ulvi Cemal Erkin

Yaklaşık 1904-1910 yılları arasında doğmuş olan birinci kuşak bestecilerimiz arasında yer alır. Müziğe piyano ile başlayan Erkin, Galatasaray Lisesi’nde okudu. 1925’te Avrupa’ya yollanacak müzisyenler için açılan yetenek sınavını kazanarak Paris’e gitti. Erkin 1930 yılında diplomasını alarak Türkiye’ye döndü. Halkın ezgilerinden ve zengin kaynaklarından yararlanarak aksak ritimlere taksimler yazarak zevkli bir armoni ile birçok eser yazdı. Ulvi Cemal Erkin’in eserleri Türkiye dışında da sık sık seslendirilmektedir. Yapıtlarını seslendiren, Çek Filarmoni Orkestrası, Colonne Orkestrası ve Paris Radyo Senfoni Orkestrası gibi orkestraları bizzat yönetmiştir.

Cemal Reşit Rey 

Sarayla yakın ilişkileri olan bir Osmanlı ailesine mensup olan Cemal Reşit Rey, ilk valsini 8 yaşında besteledi. Müzik hayatına piyano ile başladı ve o da Ulvi Cemal Erkin gibi Galatasaray Lisesi’nde okudu. Ailevi bir sebepten zorunlu olarak Paris’e taşınan Rey, Fransız Kültürü etkisiyle kozmopolit bir müzikografiye sahiptir. Eserlerinde eski İstanbul’un yaşam ve geleneklerine, İslâm inançlarına bağlılığı kolayca sezilmektedir. Birçok tartışmaya sebebiyet vererek kabul edilse de Çıktık Açık Alınla (10.Yıl Marşı) da kendisinin bestesidir.

Hasan Ferit Alnar

Müzik hayatına kanun çalan annesi Saime Hanım’dan aldığı kanun dersleriyle başladı. İstanbul Lisesi’nde okuduktan sonra mimarlık bölümünü kazandı fakat eğitimini yarıda bırakıp müzik eğitimi almak için Viyana’ya gitti. Alnar, İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda orkestra şefliği; Belediye Konservatuarı’nda müzik tarihi öğretmenliği; Devlet Konservatuarı’nda bestecilik öğretmenliği; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda şef yardımcılığı gibi çeşitli görevler yürüttü. Preatorius’un ölümünden sonra Senfoni Orkestrası’nın şefi oldu. 1946 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile konserler, Devlet Operası ile oyunlar yönetti. Hasan Ferit Alnar, tek sesli Türk Müziği’nden yetişmiş olmasıyla beşli arasında ayrı bir yere sahiptir.

Necil Kasım Akses

İlkokulda keman, ortaokulda viyolonsel öğrendi. Lise yıllarında bir taraftan da Darülelhan’a devam ederek Cemal Reşit Rey’den armoni dersleri aldı. İlk beste denemelerini on dört yaşında viyolonselle teksesli olarak yaptı. İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra müzik çalışmalarını ilerletmek üzere Viyana’ya gitti. Akses, konservatuar müdürlüğü, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü yaptı. Kültür ataşesi olarak Bern’de ve Bonn’da bulundu. 1958-60 yıllarında Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü oldu. Ankara Devlet Konservatuarı’nda kompozisyon dersi verdi. Büyük senfonilerini, Melih Cevdet Anday, Orhan Veli, Cahit Külebi gibi Türk şairlerinin eserleri üzerine bestelediği liedleri, büyük korolu yapıtları 1960’lardan sonra ortaya koydu.

Musiki devrimi kuşkusuz ki Türkiye’ye güzel adımlar attırdı, yeni dünyalara açılmasını sağladı. Fakat yılların serveti Türk Musikimize de kalıcı hasarlar verdi. 2 Kasım 1934’ten 6 Eylül 1936’ya Türk Musikisinin umuma açık yerlerde ve devlet radyolarında çalınıp dinlenmesi yasaklandı. Bunun yerine radyolarda Batı Müziğinin çalınması zorunluluğu getirildi. Bu yaklaşımlar sonrası Türk Müziği konservatuarları ancak 1970’li yıllarda tekrar kurulabildi. Çok sesli müzik şart koşuldu. Yüzyıllardır tek sesli müziğe entegre toplum için çok zordu elbette, tamamıyla başarılı olduğu da söylenemez kanımca. Türk Musikisinin yatay zenginliğinden Batı Müziğinin dikey zenginliğine mecbur bırakıldık. Türk Beşlisi ve yanlarındaki nice müzisyen belki bu zenginlikleri birleştirmeye çabalayıp çok da güzel eserler ortaya çıkardılar fakat arada kaldık, mirasımızı unutulmaya bıraktık.

Fasıl:

1. isim Bölüm, kısım, devre
5. isim, müzik Peşrev, nakış, şarkı, saz semaisi vb. parçaların belli bir sıraya göre çalınıp söylenmesi

(TDK)

Zannedilenin aksine “fasıl” kıymetli bir kavramdı. Saraydan meyhaneye doğru yolculuğa uğurlandı o da bu yolda. Musiki devrimi bir dayatma mıydı, ne kadar başarılı oldu, olmasaydı bugün müzik anlamında nerede ve nasıl olurduk bilinmez.

Dilerdim ki okula binbir heyecanla, hevesle, zihin açıklığıyla gittiğimiz ilk zamanlarımızdaki müzik dersimizde tanıştığımız tek enstrümanlar blok flüt veya melodika olmasın. Dilerdim ki Türk Musikisinin varlığıyla 20 yaşından sonra tesadüfi olarak tanışmasın çocuklar. Dilerdim ki sadece müzik sınavlarında isimleri ezberletilen ve sonra da unutulup gidilen bir grup olmaktan çıksın Türk Beşlisi. Gerici, engel, çağ dışı olarak görülmesin sanatın hiçbir dalı, dilerdim. Unutmamalı, kimim, nereden geliyorum ve nereye gidiyorum? Geçmişe saygı, mazinin servetlerine sahip çıkmak ve geleceğe emek vermek için bugünün dünyasını bilerek ilerlemeye çabalamak. Dilerdim.

Kaynakça

1- ARACI, Emre, Ahmed Adnan Saygun–Doğu-Batı Arası Müzik Köprüsü, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2001.

2- Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I-III, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1997.

3- AYDIN, Yılmaz, Türk Beşleri, Müzik Ansiklopedisi Yayınları, Ankara 2003.

4- O. Ayas , “Musiki İnkılabı ve Rus Modeli: Karşılaştırmalı Müzik Sosyolojisi Açısından Bir Tartışma”, Bilig, sayı. 77, ss. 1131-155, Nis. 2016

5- https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/

-Gülçin ÇETİN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir