Beynimizin Ne Kadarını Kullanıyoruz?

/ / PSİKOLOJİ
Giriş: Beyne ve Söz Konusu Mite Genel Bir Bakış

Beyin, kuşkusuz böyle bir organa sahip olan canlıların vücudundaki en ilgi çekici ve en karmaşık yapıdır. Hatta kimi bakış açılarına göre beyin, canlının ta kendisidir. Yüzyıllar boyunca beynin denetiminde olan birçok özellik kalple ya da diğer organlarla ilişkilendirilmiştir. Ancak özellikle nöroloji gibi doğrudan beyne odaklanan bilim dallarının gelişmesinin ardından bu organın sahip olduğu nitelikler daha net anlaşılmıştır. Yine de beyin, birçok gizemi içinde barındırmayı sürdürmektedir. Durum böyle olunca ortalıkta beyin ve beynin sahip olduğu güçle ilgili bir dolu söylence dolaşır olmuştur.

Herhalde birçok kişi “Beynimizin yalnızca %10’unu kullanıyoruz, eğer %100’ünü kullanabilseydik şu olurdu, şunları yapabilirdik…” gibi söylemlerle karşılaşmıştır ya da buna bizzat inanıyordur. Öyle ki yapılan bir akademik çalışmaya göre yüksek eğitimli kişilerin ve psikoloji öğrencilerinin bile 3’te 1’i beynin ne kadarının kullanıldığı sorusuna “%10” yanıtını veriyor 1. Oysaki bu yanıt tümüyle yanlış. Beynimizde işlevi olmayan ya da kullanamadığımız en ufak bir bölüm bile bulunmamaktadır.

Bu yazıda bu iddianın neden yanlış olduğunu ele alacağız. Ardından bu efsanenin kaynağını ve nasıl yayıldığını inceleyeceğiz. Son olarak, bilişsel kapasite ile beyin boyutu arasında bir ilişki olup olmadığı sorusuna yanıt arayacağız.

İddia Neden Doğru Değil?

Beynimizde henüz işlevi tam olarak saptanamamış yerler olsa da işlevi olmayan herhangi bir nokta kesinlikle yoktur. Bunun en kolay gözlemlenebilir örneklerinden biri beyne alınan darbelerle oluşan hasarlardır. Eğer beynin yalnızca küçük bir bölümü kullanılıyor olsaydı, kullanılmadığı söylenen bölümlerin uğradığı herhangi bir hasar durumunda beynin işleyişinde en ufak bir değişim olmazdı. Halbuki meydana gelen sayısız olayı incelediğimizde şunu görüyoruz ki beynin herhangi bir bölgesinin aldığı herhangi bir hasar, kişinin bilişsel, düşünsel, davranışsal ya da duygusal işlevlerinde ölçülebilir bir değişime neden olmaktadır.

Beyin çok masraflı bir organdır*. Yetişkin bir insan beyni yaklaşık 1,5 kilogramlık ağırlığıyla vücut kütlemizin %2’sini oluşturmasına karşın vücutta üretilen toplam enerjinin %20’sini tek başına tüketmektedir. Bu oran çocuklarda yaklaşık %50’lere, bebeklerde ise %60’lara denk gelmektedir 2. Öyleyse kaynak kullanımı açısından organizma üzerinde böylesine geniş bir etkisi bulunan beynin yalnızca küçük bir bölümünün kullanıldığını söylemek evrimsel biyoloji açısından yanlış olur. Eğer bu organ böylesine büyük oranda işlevsiz olsaydı, kullanılan enerjinin gereksizliği düşünüldüğünde, evrimsel süreç içerisinde körelirdi. Oysaki böyle bir körelme söz konusu değildir. Tam tersine insan beyni, tarih boyunca gözle görülür bir biçimde büyümüştür 3.

Ya da tüm bunları bir kenara bırakalım ve modern bilimin sağladığı en büyük olanaklardan biri olan beyin görüntüleme yöntemlerini ele alalım. PET (Pozitron Emisyon Tomografi) ve fMRI (Fonksiyonel Manyetik Rezonans Görüntüleme) gibi beyin görüntüleme teknikleri, beyinde gerçekleşen kan akışı etkinliğinin yerini ve zamanını belirleyip beynin ayrıntılı fotoğraflarını renkli ya da renksiz bir biçimde anbean çeker. Eli ve kolu oynatmak, soluk almak ya da birkaç saniye konuşmak gibi oldukça basit eylemlerin gerçekleşmesinde bile, hatta uyurken bile, beynin birçok farklı bölgesi çalışmaktadır. Belli bir eylemi gerçekleştirirken beynin bazı bölgeleri diğer bölgelere göre daha etkin olabilir. Ancak bu, beyinde işlevsiz bölgelerin yer aldığı anlamına gelmez.

Mitin Kökeni ve Yayılışı

Harvard Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde araştırma yapan ünlü psikologlar William James ve Boris Sidis, beyin kapasitesi ve insan zekâsıyla ilgili çalışmalarını “Rezerve Enerji Kuramı” ile teorize etmişlerdir 4. Yine William James, 1907 yılında Science dergisinde “İnsanın Enerjileri” adlı bir makale yayımlamıştır. Bu çalışmalara göre insanların beyin kapasitelerinin olanak sağladığı en yüksek IQ değeri 250-300 arasındadır**. Ancak insanların çok küçük bir kısmı potansiyelini gerçekleştirip bu tavan puana ulaşabilir.

1936 yılında gazeteci Lowell Thomas, Dale Carnegie’nin “Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı” adlı kitabı için bir ön söz hazırlamıştır. Bu ön sözde insanın gizli zihinsel yeteneğinin ancak %10’unu geliştirdiğini, beynin tümünün kullanılmadığını söylemiş ve bu konuda William James’e atıfta bulunmuştur. Oysaki William James’in araştırmaları sonucunda elde ettiği bulgu bu değildi. James insanların kendilerini geliştirmediklerini, daha donanımlı olmak adına uğraş göstermediklerini, dolayısıyla da yapabileceklerinin çok büyük bir bölümünü gerçekleştiremediklerini söylemişti. James’in kuramında beynin küçük bir bölümünün kullanıldığı gibi bir bilgi yoktu. İşte bu hatalı atıf, böyle bir mitin ortaya çıkmasına ve dünya genelinde yayılmasına neden olacaktı.

Bu mite kaynak olarak gösterilen bir söylentiye göre ünlü bilim insanı Albert Einstein ile yapılan bir röportajda kendisine sahip olduğu zekânın sırrı sorulmuş, o da “İnsanlar beyinlerinin %10’unu kullanıyor, ben ise hepsini kullanıyorum.” biçiminde yanıt vermiştir. Oysaki Einstein’ın yaşamıyla ilgili yapılan çalışmalarda ne böyle bir röportaja ne de böyle bir yanıta rastlanmıştır. Dolayısıyla bunun da doğru olmadığı rahatlıkla söylenebilir.

2014 yılında vizyona giren, başrollerini Scarlett Johansson ve Morgan Freeman’ın paylaştığı “Lucy” adlı film ise bu yanlış inanışın yayılmasındaki en büyük pay sahiplerinden biri olmuştur. Filmde Freeman’ın canlandırdığı profesör karakteri üniversitede ders verirken çoğu hayvanın beyinlerinin %3 ya da %5’ini kullanabildiklerini, insanların %10’unu kullanabildiğini, yunusların ise %20’sini kullanabildiğini söylemiştir. Lucy adlı karakter ise aldığı sentetik bir madde sayesinde beyninin %10’undan fazlasını kullanabilme özelliğine erişmiş ve insanların yapamadığı birçok şeyi yapabilme yeteneği edinmiştir. Ancak bahsettiğimiz üzere bunlar tümüyle akılsal düzlemden uzak bir Hollywood kurgusudur.

Bilişsel Kapasite ile Beyin Boyutu Arasında Bir İlişki Var mı?

Beyin kapasitesi ile kullanılan potansiyel arasındaki ayrımı inceledik. Şimdi de bu kapasitenin beyin boyutuna bağlı olup olmadığı sorusuna yanıt arayalım. Bu soruyla karşılaşıldığında akla ilk gelen yanıtın “ne kadar büyük beyin, o kadar fazla zekâ” biçiminde olması doğaldır. Çünkü günlük yaşamda karşılaşılan birçok problem, bu söylemdeki gibi doğru orantılıdır. Örneğin görece büyük akciğerlere sahip olan canlılar daha uzun süre koşmakta, daha uzun süre yüzmekte ve nefeslerini daha uzun süre tutabilmektedir. Dolayısıyla akciğerlerin boyutu ile yaptıkları iş arasında olumlu yönde bir ilişki vardır. Ancak söz konusu beyin gibi karmaşık ve gizemli bir yapı olunca işler değişmektedir. “Beyni daha büyük olanın daha zeki olduğu” denkleminin doğru olmadığı çok açıktır. Çünkü yetişkin bir insan beyni yaklaşık 1,5 kilogram iken yetişkin bir fil beyni 5 kilogram, yetişkin bir mavi balina beyni ise 9 kilogramdır. Oysaki bilişsel özellikler bakımından bu canlılarla karşılaştırıldığımızda bir hayli önde olduğumuzu söylemek güç değildir.

Bu soruya getirilebilecek bir diğer yaklaşım, beyin ve beden oranının zekâ ile ilişkili olabileceğidir. İnsanların en büyük beyinlere sahip olmadığı kolay bir biçimde anlaşılabilir. Peki vücuduna oranla en büyük beyne sahip olamazlar mı? İnsanlarda beynin bedene olan oranı ortalama 1/40’tır. Bu anlamda gerçekten de hem fillerden hem de balinalardan epeyce ileridedir. Ancak burada da bir sorun var: Beden boyutu küçüldükçe bu oranda da gerçek dışı olarak niteleyebileceğimiz bir değişim meydana gelmektedir. Örneğin küçük kuş türlerinde bu oran 1/14, sincaplarda 1/10, bazı karınca türlerinde ise 1/7’ye denk gelmektedir. Dolayısıyla insanın gezegen üzerindeki koşulsuz egemenliğinin gizemini açıklayacak oran, bu da değildir.

Bu soruya verilen başka bir yanıt ise “ensefalizasyon katsayısı” (EQ) ya da “beyin kitle indeksi” olarak adlandırılan bir ölçüttür. Ensefalizasyon katsayısı da bir önceki yaklaşımda olduğu gibi beyin ile beden arasındaki oranı esas alır. Ancak ondan farklı olarak birbirlerine yakın boyutlardaki canlıları karşılaştırarak beden boyutu küçüldükçe gerçekleşen bozulmanın önüne geçmiş olur. Bu bağlamda beyin boyutu ile sahip olunan zekâ arasındaki ilişkiyi yorumlamak için ensefalizasyon katsayısını esas almak, daha tutarlı bir sonuca varılmasını sağlayabilir. Bu ölçüte göre en yukarıda ortalama 7,5 puan ile insanlar yer almaktadır. İnsanları izleyen canlı türleri ise 4 puanla şişe burunlu yunuslar, 3 puanla katil balinalar ve 2,5 puanla şempanzelerdir.

Ensefalizasyon katsayısı, bilim çevrelerinde genişçe kabul görse de üzerinde düşünce birliğine varılmış bir konu değildir. Çünkü bu sınıflandırma ve sıralama ölçütleri, insanın tepede yer alması gerektiği ön kabulüyle, özel olarak insanlar için hazırlanmaktadır. Bununla birlikte beyin boyutu ile zihin arasında herhangi bir ilişki olmadığını savunan, bu iki özellik arasında ilişki kurmaya çalışmanın bilimsel bir yararı olmadığını düşünen bilim insanları da vardır. Görece yeni olarak niteleyebileceğimiz bu çalışmalar sürmektedir.

Sonuç

Yıllar içerisinde psikoloji alanında, özellikle de beyinle ilgili, birçok mit türemiştir. Bunların en yaygın olanlarından biri, beynimizin yalnızca küçük bir yüzdesini kullanabiliyor oluşumuz, geri kalan bölümün ise işlevsiz olduğu yönündeki halk efsanesidir. Özel yöntemlerle bu işlevsiz bölgelerin etkinleştirilip beynin geliştirilebileceğini, bu yolla da insanların doğa üstü güçler elde edebileceğini iddia eden şarlatanlar, geçimini bu tür asılsız söylemlerden sağlamakta ve bu nedenle efsaneyi ayakta tutma konusunda diretmektedir. Her şeyden önce şunu söylemek gerekir ki barındırdığı 86 milyar nöron ve bu nöronlar arasındaki sayısız nöral ağ ile insan beyni, halihazırda evrende karşılaştığımız en karmaşık yapı olma özelliğini taşımaktadır. Dolayısıyla beynin ilgi çekici ve gizemli olması için bu tür efsanelere gerek yoktur. 21. yüzyılda sahip olduğumuz bilimsel bilgiler göz önünde bulundurulduğunda bu tür bir efsane ancak bir Hollywood malzemesi olabilir. İnsanlar ve beyni olan tüm canlılar, beyinlerinin tümünü ya da tümüne yakınını kullanmaktadır.

Notlar:

*: 14. Dünya Satranç Şampiyonu Vladimir Kramnik, 2000 yılında kendisinden önceki dünya şampiyonu Garry Kasparov ile yaptığı maçın ardından gerçekleşen röportajda turnuva boyunca tam 10 kilo verdiğini söylemiştir. Aynı şekilde birçok profesyonel satranç oyuncusunun saatler süren satranç karşılaşmalarının ardından kayda değer nicelikte kilo kaybına uğradıkları bilinen bir durumdur. Bu bize beynin ne kadar yoğun düzeyde enerji tükettiğini çarpıcı bir biçimde göstermektedir. Beyin dakikada tam 34×1018 (34 kentilyon) ATP moleküllük enerji harcar. (1 ATP = 7300 kalori)

**: William James ve Boris Sidis’in üzerinde araştırma yaptıkları kişi Boris Sidis’in oğlu olan ve 290-300 arası IQ puanıyla dünyanın gelmiş geçmiş en yüksek IQ puanına sahip kişisi olarak bilinen William James Sidis’tir.

Metin Kaynakçası

1- Higbee, K. L., Clay, S. L. “College Students’ Beliefs in the Ten-Percent Myth”. The Journal of Psychology: Interdisciplinary and Applied, Volume 132, 1998 – Issue 5. https://doi.org/10.1080/00223989809599280

2- Kuzawa, C.W ve diğerleri, “Metabolic costs and evolutionary implications of human brain development”. Proceedings of the National Academy of Sciences of the United States of America, PNAS September 9, 2014 111 (36) 13010-13015. https://doi.org/10.1073/pnas.1323099111

3- https://www.nature.com/articles/s41586-018-0127-x

4- https://www.jstor.org/stable/1632253?seq=1#metadata_info_tab_contents

5- Scott O. Lilienfeld ve diğerleri, 50 Great Myths of Popular Psychology: Shattering Widespread Misconceptions about Human Behavior.

Görsel Kaynakçası

Kapak Görseli: https://www.vectorstock.com/royalty-free-vector/flat-modern-design-with-shadow-brain-vector-32153361

Birinci Görsel: https://www.oatext.com/hunter-prey-correlation-between-migration-routes-of-african-buffaloes-and-early-hominids-evidence-for-the-out-of-africa-hypothesis.php

İkinci Görsel: https://www.pond5.com/stock-footage/item/74387057-brain-scan-pet-vs-fmri-diagram

Üçüncü Görsel: https://theplaidzebra.com/7-myth-busted-brain-facts-you-always-thought-were-true/

Dördüncü Görsel: https://www.nkfu.com/ensefalizasyon-katsayisi-nedir-beynimiz-buyuyor-mu-en-zeki-biz-miyiz/

Halil Mertcan BOZKIR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir