Rüya Görmek Ne İşimize Yarıyor? Mendeleyev’in Rüyası

/ / PSİKOLOJİ

Yüzyıllardır, hatta belki binyıllardır, insanların kâh büyük bir heyecan ile birbirine anlattığı, kâh yoğun bir merakla manasını aradığı rüyalar hakkında konuşacağız. Rüya dediğimde aklınıza ne geliyor? Daha doğrusu rüyalar sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor? Her birimizin hayatı boyunca en azından birkaç kez gecelerini renklendiren veya karartan bir durum rüya. Konu rüya olduğunda hepimizin tecrübesi birbirinde oldukça farklı. Bazen papatya dolu kırlar altımızda, bulutların üzerinde süzülüyoruz bazen de terk edilmiş kasvet dolu bir şehirde suretini asla göremediğimiz birinden kaçıyoruz. Bu örneğimden çok daha sıra dışı rüyalar gördüğünüze eminim, bu konuda çok geniş bir repertuvara sahibiz. Rüyalarımız stres, korku, mutluluk, haz, heyecan, öfke gibi birçok duyguyu barındırabiliyor. Peki, neden rüya görüyoruz? Rüyaların bir amacı, işlevi var mı?

Rüyalar, tarih boyunca hep bir muamma olarak kalmış. Filozoflardan din adamlarına, kâhinlerden nörologlara, masal anlatıcılardan psikologlara farklı unvana haiz birçok insan rüyalarımızın ardındaki sır perdesini aralamaya çalışmışlar ancak ne yazık ki ortak ve net bir sonuca varamamışlar. Bir miktar filmin sonunu söylemiş gibi oldum ancak gerçek bu. Günümüzde de bilim, rüyalarımızı açıklamaya tam anlamıyla vâkıf değil. Birçok nokta aydınlatılsa da rüyaların işlevleri konusunda birden fazla teori var. Bu yazımda; rüyaların işlevleri, amaçları ve nedeni hakkındaki teorilerden bahsedeceğim.

Teorilere geçmeden önce rüyalar hakkında bazı temel bilgilerle başlayalım. Rüya, uyuduğumuz esnada zihnimizde meydana gelen ve farkında olduğumuz bir dizi duygu, düşünce ve motor deneyimlerdir. Genellikle uykunun REM (Rapid Eye Movement) evresinde rüya görüyoruz. Keza bu evrede gördüğümüz rüyalar daha canlı ve hatırlanabilir oluyor. REM evresi dışında da rüya görebiliriz ancak REM rüyasının tadını hiçbiri vermez. Bu kısa ve çok temel bilgilendirmenin ardından gelin neden rüya gördüğümüze dair teorilere bir göz atalım.

İlk olarak psikoloji biliminin öncü isimlerinden Sigmund Freud’un teorisi ile başlayalım. Psikanalizin kurucusu olan Freud, rüyaları da yine bu çerçevede değerlendirmiş. Psikanalizde bilinç dışı; kişinin bilinç düzeyinde farkında olmadığı dürtüleri, duyguları, düşünceleri, kişisel hedefleri ve fantezileri barındıran yer olarak adlandırılır. Freud’a göre bilinç dışı biz farkında olmasak da davranışlarımızı içten içe etkiler. Rüyalar ise günlük hayatta, hatta daha doğru bir tabirle bilinç düzeyinde, toplum normları, dini inançlar gibi birtakım sebeplerden ötürü bastırdığımız arzularımızın gün yüzüne çıktığı bir alandır. Rüyalarımızda normalde yüzleşmediğimiz ve tecrübe etmediğimiz en derin arzularımızı yaşarız. Bu sayede bastırdığımız arzularımızla yüzleşiriz.

Psikanalizin önemle üzerinde durduğu noktalardan bir tanesi rüyalardır. “Rüyaların Yorumu” kitabında Freud rüyalar hakkında tüm görüşlerini ortaya koymuştur. Keza rüyalar psikanalitik terapinin de bir parçasıdır. Rüyaların barındırdığı semboller kişinin sahip olduğu bilinç dışı materyallerin analiz edilmesinde kullanılır. Özetle Freud’un bakış açısına göre rüyalar işlevseldir, önemlidir ve bize bir şeyler anlatır.

Görsel 1: Sigmund Freud

Bir başka teoride ise Freud’un aksine rüyaların o kadar da işlevsel ve anlamlı olmadığını görüyoruz. John Allen Hubson ve Robert McCarley 1977’de yayımladıkları “Aktivasyon-Sentez Teorisinde” rüyaları nörobiyolojik bir çerçevede açıkladılar. Tahmin edilenin aksine beynimiz uyku esnasında kapanmaz. Elektroensefalografi (EEG) vasıtası ile yapılan ölçümlerde görüyoruz ki beynimiz uyku esnasında farklı seviyelerde etkinlik göstermeyi sürdürüyor. Bu teoriye göre de rüyalarımız, uyku esnasında meydana gelen nörolojik aktivitelerimizin beynimiz tarafından anlamlandırılmaya çalışılmasından başka bir şey değil. REM uykusu esnasında beynimizde meydana gelen elektriksel uyarımlar, hipokampus ve amigdala gibi hafızamıza ve bazı duygularımıza ev sahipliği yapan bölgeleri de aktif hale getiriyor. Beynimiz bu aktiviteleri sentezleyerek ve yorumlayarak bir anlam yaratmaya çalışıyor. Tüm bu süreç sonunda da biz rüya diye adlandırdığımız şeyi yaşıyoruz.

Başlangıçta “o kadar da anlamlı olmayan” diye başlasam da, bu teori rüyaları yabana atmıyor. Hubson “Rüya görmek sahip olduğumuz en yaratıcı bilinç düzeyi olabilir.” diyor ve bilişsel ögelerin rastgele bir araya gelmesinden doğabilecek çok yaratıcı yeni fikirleri işaret ediyor. Modern teknolojinin nimetleri sayesinde inşa edilmiş bu teori bize farklı bir bakış açısı katıyor.

Eğer kimya ile ilgileniyorsanız ya da en azından lisedeki kimya derslerinizi iyi dinlediyseniz Dimitri Mendeleyev ismini hatırlarsınız. ”Neden bir anda periyodik cetveli bularak kimya bilimine çok büyük katkılar sağlayan bu Rus kimyageri anlatmaya başladın?” dediğinizi duyar gibiyim. Sebebi şu: Mendeleyev periyodik cetveli rüyasında görmüş! Günlüğünde aynen şu cümlelerle aktarıyor: “Rüyamda tüm elementlerin olması gerektiği gibi yerine oturduğu bir tablo gördüm. Uyanır uyanmaz bir parça kâğıda hemen not ettim.”

Mendeleyev’in bu muhteşem hikâyesi bizi yeni teorimize götürüyor. Rüyalarımız problemlerimizi çözmede bize yardımcı olmak amacıyla var. Rüya esnasında, bilinç düzeyimizde maruz kaldığımız günlük hayatın boğucu gerçeklerinden, rahatsız edici birçok uyarandan kurtuluyoruz ve bilinç dışı düzeyde potansiyelimizin sınırlarını kaldırıyor, tamamen özgür biçimde yaratıcılığımız ile baş başa kalıyoruz. Rüyaların yaratıcı düşünmenin önemli bir destekçisi olduğu araştırmalarla ortaya konmuş. Kısaca özetleyecek olursak, rüyalarımızda zihnimizin bize sunduğu sıra dışı görüntüler ya da olaylar bize gerçekten ilham verebilir. Anılar ve fikirler arasında beklenmedik bağlantılar kurma becerisi yaratıcılık için verimli bir zemin oluşturabilir. Mendeleyev sadece bir örnekti. DNA sarmalını şekillendiren James Watson, Google’ın kurucusu Larry Page ve daha birçok önemli mucit ve girişimci, parlak fikirlerini rüyalarında görmüşler ve hayata geçirmişlerdir.

Görsel 2: Dmitri Mendeleyev

Dördüncü ve son teorimizde ise rüyaların bize tabiri caizse bir psikoterapi olduğundan ve duygularımızı işlememizde bize katkı sağladığından bahsedilmiş. Bu durumu daha iyi kavrayabilmek adına ufak bir analoji ile başlayalım. Üniversite sınavına girecek bir genç hayal edin. İsmi Mustafa olsun. Mustafa başarılı bir öğrenci ancak sınava girecek olmak onu çok strese sokuyor. Bu stresi yenmesi için öğretmenleri onu sık sık deneme sınavına davet ediyorlar. Sınav ortamını tecrübe eden Mustafa artık bu stresle baş edebilir bir duruma geliyor. Resmi sınava girdiğinde ise sahip olduğu başarıyı sınava yansıtabiliyor ve istediği puanı alıyor. Bu örneğimizde Mustafa onu strese sokan faktörle “güvenli bir ortamda” defalarca yüzleştirilmiş. Bu sayede tecrübe kazanan Mustafa sahip olduğu stres ile baş edebilmeyi öğrenmiş. “Gerçek bir senaryoda” onu strese sokabilecek bir uyaranla karşılaşsa da tecrübeleri sayesinde bu olayın üstesinden gelmeyi başarmış ve hedefine ulaşmış.

Bu teori de tam olarak rüyaların işlevini böyle açıklıyor. Rüyalarımızda tecrübe ettiğimiz duygular gerçek hayat için bir antrenman niteliğinde. REM uykusu esnasında rüyalarımızın çok daha gerçekçi olduğunu belirtmiştim. Bu teori de REM uykusu sırasında birçok rüyamızın fazlasıyla gerçekçi, duygusal açıdan yoğun ve hatta bazen travmatik olmasını beyinde duyguların düzenlenmesi için gerekli olması ile açıklıyor. Araştırmalar gösteriyor ki, kişinin duyguları işleme becerisi ile REM uykusu miktarı birbiri ile bağlantılı. Kısaca özetlemek gerekirse; rüyalarımız bize yoğun duyguları, kriz anlarını ve stresli durumları mışıl mışıl uyuduğumuz güvenli yataklarımızda tecrübe ettirerek gerçek hayatta karşı karşıya kalmamız durumunda bu senaryolara hazırlıklı olmamızı ve bu senaryoları daha kolay atlatabilmemizi sağlıyor.

Rüyalar gerçekten araştırılması ve üzerine konuşulması çok keyifli bir konu. Büyük İskender’den Larry Page’e, Atatürk’ten Mary Shelley’e tarihte birçok kişinin rüyalarına dair rivayetler duymuşuzdur. Bu yazımda da gizemi tam olarak çözülmemiş bir sır olan rüyalar hakkında birkaç teoriyi size çok kısaca özetlemeye çalıştım. Her birinde kendi tecrübelerinizden birer parça bulabilirsiniz. Uyku düzenimizin oldukça değiştiği bu son dönemde rüyalara bir de bu açıdan bakmanızı istedim. Keyif almış olmanızı umuyorum, sağlıklı ve mutlu günler!

Metin Kaynakçası

1-American Psychological Association Dictionary

2-https://www.verywellmind.com/why-do-we-dream-top-dream-theories-2795931

3- https://www.verywellmind.com/what-is-the-unconscious-2796004

4- https://www.frontiersin.org/articles/10.3389/fpsyg.2017.01824/full

5- https://academic.oup.com/cercor/article/21/1/115/339129

Görsel Kaynakçası

Kapak Görseli: https://kurious.ku.edu.tr/ruya-sirasinda-beyinde-neler-olur/

Görsel 1: https://tr.wikipedia.org/wiki/Sigmund_Freud

Görsel 2: https://tr.wikipedia.org/wiki/Dmitri_Mendeleyev

Kadirhan ÖNK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir