Adli Tıp ve Malpraktis Üzerine

/ / SAĞLIK

Statükoda kesici-delici alet yaralanmalarından çocuk ihmal ve istismarına kadar birçok hikâyenin karakterlerinden biri olan hekimler, kendilerini davalarda yargılanan konumda bulabildikleri gibi bilirkişi olarak da hukuksal boyutta yer alabilmektedirler. Sağlık çalışanlarının aldığı teorik eğitimin yanında sahada da birçok adli konu ile karşılaşılabilmektedir. Bu durum da hukuk ve sağlık alanının kesişim noktasının oluşmasına sebep olmuş ve oluşabilecek toplumsal, psikososyal sorunları insan hayatına ve özerkliğe saygı duyarak çözmeyi gerekli kılmıştır. Tüm bunları gerçekleştirebilmek amacıyla da her yaştaki bireyin korunması ve hak ihlallerinin önlenmesi hedeflenmiştir. Bu yazı da “malpraktis” kavramına genel bir bakış olacağı gibi adli olguların medikolegal boyutunu ve toplumsal sorun teşkil eden birtakım özel durumları ele alıyor olacak.

Adli Tıp

Bir kişinin sağlığının bozulmasında

  • Başka bir kişinin rolü varsa,
  • İddia ediliyorsa,
  • Sağlık personeli böyle bir olasılıktan şüpheleniyorsa bu olay “Adli Olay” olarak adlandırılabilir.

Özellikle hastaneler girişimsel tedavilerin (kan alma, ameliyatlar vb.) bulunması, acil servislerde travma, yaralanmalar gibi durumlar nedeniyle şüpheli adli olasılıkları barındırması ve özellikle direkt insanlar ile birebir ve doğru iletişim kurulması gereken yerler olması sebebiyle yüksek riskli çalışma alanı olarak kabul edilmektedirler. Her bireyin biyolojik yönü olduğu gibi psikososyal yönü de bulunur. Bu nedenle hem hekimler hem de tedavi hizmetlerine ulaşan bireyler bir yapay zekadan farklı olarak suç ve ceza konularında sorumluluğa sahiptirler. ”Adli tıp” olarak adlandırılan ve hukuk ile tıp bilim ve sanatının ortak konusu olan alan da tam bu sebeplerden dolayı doğmuştur.

Bu yazıda Adli Tıp Kurumunun değerlerine göre özellikle:

  • İnsan haklarına saygıyı her daim temel bir evrensel hak olarak görüp gözetmek
  • Görevini yaparken, kişi ve kurumların gizli kalması gereken bilgilerini, sır ve mahremiyetlerini korumak
  • Mesleğin ve işin gerektirdiği eğitim ve yetkinliklere sahip olmak
  • Adaletin gecikmemesi ve gerçeğin bir an önce tespiti için mümkün olan hızlı şekilde davranmak.
  • Doğruluk ve güvenirlikten asla taviz vermemek ilkelerine değinmeye çalışacağım.
İhmal ve İstismar

İhmal ve istismar suçları büyük oranda çocuk ve geriatrik gruba karşı uygulanmaktadır.

i) Çocuk İhmal ve İstismarı

Dünya Sağlık Örgütü’nün 1985’te yaptığı tanıma göre çocuk istismarı; çocuğun sağlığını, fizik ve psikososyal gelişimini olumsuz yönde etkileyen; bir yetişkin, toplumu ya da ülkesi tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan davranışlardır.

Munchausen by Proxy Sendromu

Çocuğa bakan kişinin bilinçli olarak çocuk hakkında hastalık hikayeleri yaratarak çocuğu birçok hastaneye götürmesi ve her seferinde uydurulan hastalık nedeniyle çocuğun çeşitli tetkik ve tedavi yöntemleri ile ruhsal ve bedensel zarara uğramasıdır. Bu sendrom ismini 18.yüzyılda yaşamış, Rus ordusunda süvari olarak çalışan, Alman baronu Karl Fredrich Von Munchausen’dan almaktadır. Munchausen savaş sonrası yaşadıklarını kendi uydurduğu eklemelerle daha ilginç hale getirmeye çalışarak anlatmıştır.

Görsel 1 

Sarsılmış Bebek Sendromu

Bebek ve çocukların şiddetli bir şekilde sarsılmaları, havaya atılıp tutulması, sert bir şekilde zıplatılması sonucu kafatası içinde beynin travmaya uğraması ve beyin kanamalarına neden olması sonucu sarsılmış bebek sendromu oluşur. Bunun sonucunda bebek ölümü veya ağır nörolojik defektler meydana gelebilmektedir.

Herhangi bir sebep nedeniyle çocuklar cinsel, fiziksel, psikolojik benzeri istismara maruz kalırlarsa öncelikli olarak ayırıcı tanıların yapılması da gereklidir. Kaza sonucu yaralanmalar, çeşitli kemik kırıkları, doğum travmaları ve özellikle alternatif tıp uygulamaları ekarte edilmelidir.

Tanı konulduğu taktirde bu durumu sağlık çalışanları tarafından adli olgu olarak bildirilmemesi yasal olarak suç sayılmaktadır.*

ii) Yaşlı İhmal ve İstismarı

Yaşlı istismarı ve ihmali genel olarak 6 şekilde görülmektedir:

-Fiziksel istismar

– Ekonomik istismar

– İhmal

– Kendi kendini ihmal

– Duygusal istismar

– Terk etme

Yaşlı ihmal ve istismarında da süreç biraz önce bahsedilen şekilde ilerlemektedir. Hekimin böyle bir durumdan şüphelenmesi durumunda gereken tıbbi müdahaleyi yaptıktan sonra ilgili adli makamlara bildirme sorumluluğu vardır. Adli makamlar gerektiği taktirde yazılı istem ile hekimlerden olgudaki fiziksel ve ruhsal bulguları araştırıp adli rapor tutmalarını bekleyebilir.

Malpraktis

Malpraktis Latince “Male” ve “Praxis” kelimelerinden türemiştir. ”Hatalı uygulama” olarak Türkçeye çevrilebilir. Dünya Tabipler Birliği’ne göre malpraktis “hekimin tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarar” olarak tanımlanmaktadır. Tarihsel boyutta da “Hammurabi Kanunları”ndan Mısır papirüslerinde geçen “Hekim yeni bir tedavi yöntemi uyguladığında hasta ölür veya iyileşmez ise, bunu yapan hekimin ölüm cezasına çarptırılacağı” kaydı karşımıza çıkmaktadır. Tüm bu tarihsel süreçler geçmişten günümüze hekimliğin temel ilkesine hitap etmektedirler: “Primum non nocere” yani “Önce zarar verme”.

Tıbbi hataları da kök nedenlerine göre üçe ayırmak mümkündür:

  • İşleme bağlı hatalar: Yanlış işlemi yapma.
  • İhmale bağlı hatalar: Doğru işlemi yapmama.
  • Uygulamaya bağlı hatalar: Doğru işlemi yanlış uygulama.

Türkiye’de 2002 yılında malpraktis ile ilgili mevzuat çalışmaları başlatılmıştır fakat yasa kanunlaşmadan taslak tasarı olarak kalmıştır. Günümüzde malpraktis sayılabilecek hataların keskin sınırlarla ayrılmamış olması sorunlara sebep olmaktadır. Özellikle cerrahi müdahalelerde en basit bir girişimin bile risklerinin olduğu düşünülürse hekimleri ip üzerinde yürümekten koruyacak ve sübjektiflikten tamamen uzak olan tanımlamaların gerekliliğini komplikasyonlar ve malpraktis ayrımının üzerinden geçerek açıklayabiliriz.

Komplikasyon, tıbbi standarda uygun bir müdahale yapılmasına rağmen, ortaya çıkabileceği tıp çevreleri tarafından kabul edilen ve her türlü tedbir alınmasına rağmen kaçınılmaz olarak meydana gelen zararlar olarak da tanımlanmaktadır. Burada ana unsurlardan biri “öngörülebilirlik”tir. İnsan fizyolojisi değişkenlik gösterebilir dolayısıyla klinik alanda aslında hastalık yoktur hasta vardır. Bu nedenle olası bir tıbbi müdahale sonucunda komplikasyon gelişebilme olasılığı yüksektir. Hukuksal boyutta genel geçer bir şekilde öngörülemeyecek sonuçlar komplikasyon olarak adlandırılabilir. Bu durumun hekime yaptırımı olmaz.

Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinde “taksir” tanımlanmaktadır: “Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir”. Buna göre taksir, istenen bir davranışın istenmeyen sonucundan doğan sorumluluktur. Kasıttan farklı olarak taksirde netice istenmeden meydana gelmiştir fakat netice öngörülebilir olduğu için sorumluluk arz etmektedir.

Hekimler İçin Mesleki Sorumluluk Sigortası

İlk olarak 16 Mart 2006 tarihli 26110 sayılı Resmi Gazetede Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları yayımlanmıştır.

Bu alt branş altında Hekimler de dahil olmak üzere muhasebecilere, avukatlara ve sigorta acentelerine mesleklerini icra ederlerken üçüncü şahıslar nezdinde sebep olacakları zarar ziyana sigorta sektörünce teminat sağlanmıştır.

Buradaki eleştirel yorumum mesleki sorumluluk sigortasının zorunluluğunun malpraktis hakkında keskin sınırlamaları olmayan düzenlemelerin eksikliğini kompanse edemeyecek düzeyde olmasıdır.

Sonuç olarak insan hayatı ve her bireyin hakları hukuksal boyutta güvence altına alınmıştır fakat hasta hakları korunurken sağlık çalışanlarının mağduriyetinin de önlenmesi önemli açıkları bulunan bir konudur. Hasta ve hekim bir bütün olarak durmalı ve ortak amaca hitap etmelidir: Yaşama ve bireye saygı. ”Adalet” de bu konuda her türlü ihmalin önlenmesinden sorumludur.

*Türk Ceza Kanunu

Sağlık mesleği mensuplarının suçu bildirmemesi

MADDE 280. – (1) Görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmeyen veya bu hususta gecikme gösteren sağlık mesleği mensubu, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kaynakça

1- Gov. https://www.atk.gov.tr/degerler.html

2- Hakari,Hakan.”Tıp Hukukunda Malpraktis ve Komplikasyon Ayrımı”. DOI:10.5152/tcb.2014.003

3- Değdaş,Ulaş Can.2018.” Hatalı Tıbbi Uygulamadan (Malpraktis) Doğan Hukuki ve Cezai Sorumluluk”.Hukuk Fakültesi Dergisi

4- Aktay,Müge.2020. “İstismar ve İhmalin Çocuk Üzerindeki Etkileri ve Tedavisi”. Gelişim ve Psikoloji Dergisi (GPD)

Kapak Görseli: https://lh3.googleusercontent.com/proxy/O1kZSiKdtrmDUmVyFe3xV3NqWkE65EJx9BoE0Hxs5xj0gosDCloZjcJf-n7up4NmOWCMzC7lL3lbsBfTlvKXQBJ2Vg8L2seR1o7-tF0Pe3WFnEX_VvsSORgavM7GHg

Görsel 1: https://www.evimdeterapi.com/blog/wp-content/uploads/Munchausen-by-Proxy-Sendromu.jpg 

 

-Doğa EROL 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir