Disleksi: Başka Bir Deyişle ”Bisleksi”

/ / SAĞLIK

“Benim annemin adı ne?” sorusuyla başladı her şey. “Annenin adını nasıl bilebilirim, milyonlarca isim arasından annenin ismini tahmin etmem çok zor değil mi?” diyerek yanıt verdim sorusuna. “Hadi, bil işte.” dedi. Aramızdaki sıra dışı oyun serüveni işte bu diyalog ile başladı. O, iletişim kurmak için çok çaba gösterdiğim, anlamaya ve kendimi anlatmaya çalıştığım öğrencim, bana doğru büyük bir adım atmıştı. Konuşmasını anlamak hayli güçtü ancak anlatmak için öylesine büyük bir çabası vardı ki yorulmaksızın, ben anlayana kadar aynı cümleyi yineliyordu. Bahsi geçen öğrencim sınıfımızın özel öğrencisiydi; dislektik. Nedir bu disleksi yahut dislektik? Bu kavramlar, lisans derslerimizde sıkça adı zikredilen ancak pratik yaşamda hiç karşıma çıkmayan kavramlardı. O öğrencimle birlikte dislektik bir bireyi ilk kez gözlemleme fırsatım olmuştu. Akranları tarafından ‘farklı’ etiketini almış ve akademik anlamda sınıf ortalamasının altında kalmış bu öğrencimin, anlaşılmaya ve paylaşmaya büyük bir heves duyduğu her hâlinden belli oluyordu.

“Nedir bu disleksi yahut dislektik?” sorusuna gelecek olursak: Disleksi, özgül öğrenme güçlüklerinin en yaygın görülen alt tipidir. Özgül öğrenme güçlüğü kavramı ise okuma, dinleme, yazma, konuşma, matematik ve akıl yürütme gibi yetilerin kazanılmasında ve kullanılmasında karşılaşılan büyük ölçekli güçlükleri ifade etmektedir. Öğrenme güçlüklerinin belirgin üç alt tipi mevcuttur: Diskalkuli, disgrafi ve disleksi. Diskalkuli matematik alanında, disgrafi yazılı anlatımda ve disleksi okuma alanında yaşanan güçlükleri belirtir. Bireyde, alt tiplerin yalnızca biri görülebilirken birden fazla alt tipin görülmesi de olasıdır. İnsan, farklı alanlarda farklı derecede öğrenme becerisine ve kapasitesine sahiptir. Bu nedenle kişinin bir alanda öğrenme becerisi ve kapasitesi bakımından zayıf kalıyor olması o kişinin özgül öğrenme bozukluğu yaşadığı anlamına gelmez.

Disleksi yahut diğer özgül öğrenme bozukluklarının teşhis edilmesi için DSM-5 tanı kriterlerinin sağlanıyor olması gereklidir. Bu tanı kriterlerine göre özgül öğrenme bozukluğu tanısının konulabilmesi için; kişide öğrenme güçlüğü semptomlarından en az birinin 6 ay boyunca gözlenmesi, zeka düzeyi ve biyolojik yaşından beklenilen akademik gelişmişlik düzeyinin altında olması, okullaşma ve okuma-yazmanın başladığı dönemlerde semptomların aşikar bir şekilde baş göstermesi, öğrenme güçlüğüne sebebiyet verecek fizyolojik ve çevresel faktörlerin dışlanması gerekmektedir.

Normal insan beyninde dil fonksiyonlarını yürüten merkez beynin sol yarım küresinde bulunur. Dislektik bireylerde ise dil işlemeye özgül belirgin bir bölge görülmez. Dislektik bireylerin beyinleri fonksiyon ve yapı bakımından normal bireylere göre farklıdır. Disleksi belirtileri çocuğun bilerek, isteyerek yaptığı davranışlar değildir.  Peki nedir bu disleksi belirtileri, akranları ne oluyor da öğrencime ‘farklı’ etiketini layık görüyorlar? Dislektik bireylerde sık gözlemlenen belirtiler; b, d, p ve q harflerini ters algılama ve birbirinin yerine kullanma, 6, 9 gibi rakamları yahut çok basamaklı sayıları ters algılama ve yerlerini değiştirme (57’ye 75 demek vb.), yazı yazma, okuma ve defter düzeni sağlamada güçlük yaşama, gecikmiş ya da yetersiz konuşma becerisi, yön ve zaman kavramlarını algılamada güçlük ve el becerisinde yetersizliktir. Dislektik öğrencimde sayıların ve harflerin ters yazımını sıklıkla gözlemleme fırsatım oldu. İlk gözlemim bir matematik dersinde gerçekleşti. Tahtaya yazılan problemin cevabı 57 idi ancak öğrencim 57 yazması gerekirken ısrarla 75 yazıyordu ve silip tekrar deniyorduk. O, 75 yazmaya devam ediyor ben ise 57 yazması için ona yardımcı olmayı ve güven vermeyi sürdürüyordum. Oldu, sonunda 57 yazdı ve sonra hızla defterin her yerine 57 yazarak bana döndü ve “Oldu mu?” diyerek kahkahayı patlattı. “Oldu, neden olmasın elbette olacaktı.” dedim ve ekledim: “Diğeri de olmuştu, ancak onu yalnızca ikimiz anlayabiliyorduk. Böyle yazınca herkes anlayabilir, herkes anladığı için de yanıtımız doğru kabul edilir.”

Özgül öğrenme güçlüğü yaşayan bireyler, öğrenme becerisine sahip olmayan bireyler değillerdir; yalnızca öğrenme metotları farklıdır. Bu farklılıklar; daha uzun zamanda öğrenme, akranlarından farklı yöntemlerle öğrenme ve alışılagelmişin dışında olan öğretim materyalleri ile öğrenme şeklinde cereyan edebilir. Öğrenme güçlüğü yaşayan bireyin, kendine has metotlar ile öğretim süreçlerinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması için öğretmenin ve velinin durumu erken fark etmesi büyük önem taşımaktadır. Çocuğun eğitsel incelemesinin yapılmasını gerekli bulan sınıf öğretmeni veya rehber öğretmen, hazırladıkları performans raporuyla beraber çocuk ve ailesini Rehberlik Araştırma Merkezine yönlendirir. Burada çocuğun özgül öğrenme bozukluğuna dair inceleme ve zeka testleri yapılır. Gerekli görülen çocuklar herhangi bir devlet hastanesinin çocuk psikiyatrisi bölümüne yönlendirilir.

Kesin tanıyı çocuk psikiyatrisi belirler. Sağlık kurulu raporunu alan çocuk ve ailesi Rehberlik Araştırma Merkezine tekrar başvurur. Burada çocuğun eğitimi planlanır ve aileye 2 rapor verilir. Bireysel destek eğitim raporuyla öğrenci, okul dışı zamanlarında özel rehabilitasyon merkezlerinde seanslara katılabilir. Kaynaştırma eğitimi raporuyla öğrenciye kendi okulunda bireyselleştirilmiş eğitim planı hazırlanır ve bu plana göre özel eğitim hizmeti verilir. Öğrenme bozukluklarında, eşlikçi bir bozukluk yok ise ilaç tedavisi söz konusu değildir. Dislektik bireyin yaşadığı öğrenme güçlüğü onda başarısızlık hissine ve dolaylı olarak düşük özgüvene, olumsuz benlik algısına, tükenmişlik hissine yol açabilir. Bu bakımdan dislektik bireylere yaklaşımda akademik başarının yükseltilmesine ek olarak öğrencinin psikolojik esenliğinin gözetilmesi de önemlidir. Dislektik öğrencinin akademik başarısını yükseltmek ve derse katılımını sağlamak için düşünülmüş çeşitli kapsayıcı yaklaşımlar mevcuttur. Öncelikle dislektik bireyin başarısız olsa da çaba ve isteğinin takdir edilmesi gerekir. Özgüvenini geliştirebileceği güçlü yanlarını keşfetmesi sağlanmalıdır. Kendisiyle ilgili olumsuz düşüncelere kapıldığında ona yetersiz olmadığı hatırlatılmalı ve disleksinin doğası anlatılmalıdır. Bunların dışında tavsiye edilen yöntemler şunlardır:

  • Kitap okumaya alternatif olarak sesli kitaplar dinlemesini sağlamak
  • Dinleyerek öğrenmeyi tercih ediyorsa dersi ses kayıt cihazıyla kaydetmesine izin vermek
  • Sınıf önünde sesli okuma yaptırmamak
  • Görsel olarak karmaşık olmayan eğitim materyali kullanmak
  • Öğrenciye ilgi duyduğu konulara ilişkin ödev vermek
  • Öğrencinin ödevi sözlü hazırlayıp başkasına yazdırmasına izin vermek
  • Öğrencinin büyük yazı karakteri ve geniş aralıkta yazı kullanmasını sağlamak
  • Öğrenciye destek olmak amacıyla öğretmenin not hazırlaması
  • Sınavlarda ek süre tanımak
  • Sınavları yazılı şeklinde değil sözlü şeklinde yapmak
  • Değerlendirmeyi dersin içeriğine yönelik yapmak, öğrencinin el yazısı veya sesli okumasına göre yapmamak

Uzman yardımının yanı sıra bu süreçte en önemli unsurlar; aile-öğretmen desteği ve akran kabulüdür. Çocuklar, farklılıkları çok hızlı tespit edip kolaylıkla etiketleme yapabildiği için çocukluk döneminde dislektik bireyin akran kabulünü sağlamak oldukça önemli ancak bir o kadar da güçtür.  Sınıfta ödev kağıtlarını dağıtması için görevlendirilmiş bir öğrencim, sıra dislektik öğrencime gelince “Öğretmenim, ona da verecek miyim?” dedi. Bir başka öğrencim ise yanıma gelip parmağıyla dislektik öğrencimi işaret ederek “Öğretmenim, silgim kayboldu bence kesin o almıştır.” dedi. Çocuklar belki de benden önce onun farkını keşfedip etiketini yapıştırmıştı. O, hâlâ arkadaşları ile oyun kurmaya, onları eğlendirmeye çaba gösteriyordu. Bunu öyle büyük bir hevesle yapıyordu ki, etiketini henüz hissetmiyor yahut şimdilik görmezden geliyordu.

Onun hevesine kayıtsız kalamazdım, yanına gittim ve ısrarla iletişim kurmaya çalıştım. Önceleri benden çekiniyor, sorularımı yanıtsız bırakmayı ve yüzüme bakmamayı tercih ediyordu. İşte bir gün yanıma gelip “Benim annemin adı ne?” deyince çabalarımın karşılığını pek ala almış oldum. Parmakları ile 2 rakamını göstererek “Bu kaç?” diye sordu sonra, tahminlerimi sıraladım: 2, 20, 200,2000, 5 ama Romen rakamıyla… Hiçbiri doğru değildi, “Tahminlerim bu kadar, bilemedim. Yanıtını söyler misin?” dedim, “Sonsuz sayı.” dedi. “Ama nasıl sonsuz olur, belirli sayıda parmak gösterdin.” dedikten sonra öğrencimin yanıtı şu oldu: “Ben istersem sonsuz sayı olur.” Bu sıra dışı tahmin oyununu oynar durur olduk, ben aklımdan bir şeyler tuttum o bilemedi, o aklından bir şeyler tuttu ben bilemedim. Bu bilinmezlik içinde ikimizde çok eğleniyorduk, bu her hâlimizden belliydi.

Bu süreçte en önemli şey; onu anlamaya ve onun için de anlamlı kılmaya çaba göstermektir. Benim öğrencim ile iletişimimi başlatan “Benim annemin adı ne?” sorusunun cevabı da onu anlamlandırmak bakımından büyük öneme sahiptir. Çünkü onun annesinin adı Gamze, yani benimle aynı isme sahip. Her çocuk annesi ile aynı ismi taşıyan bir öğretmeni olduğunda bunu belirtmek ister, o da istedi ama farklı bir yolla. Sonucunda söylemek istediği şey aynıydı; uzun, eğlenceli ve farklı bir yol tercih etmişti yalnızca. Onun için sıradan hatta hafızasında yer bile etmeyecek bu anı, benim dislektik bir bireyi anlamamı ve diğer insanlarca anlaşılmaları için bir yazı kaleme almamı sağladı.

Dislektik bireylerin öğrenme metodu, oyunları ve sosyal yaklaşımları ‘normal insan’ tasvirinden farklı olsa da sonucunda varılan yer aynıdır. Onlar da öğrenebilir, oyun oynayabilir ve arkadaşlık bağı kurabilir. Dislektik bireylerin okuma, yazma gibi alanlarda zorluk çekmeleri toplumda yer edinmelerine mutlak bir engel değildir. Nitekim dislektik bireyler arasında ünlü yazarlar, şairler, senaristler, spikerler, doktorlar, gazeteciler vardır. Erken okuma güçlüğü çeken çocukların sadece %20’si akıcı okuma yeteneği kazansa da bu çocukların diğer alanlarda herhangi bir bilişsel problem yaşamadıkları unutulmamalıdır. Dislektik çocuklarda zeka geriliği olduğu yargısı yanlıştır. Öğretmenleri, ailesi ve akranları tarafından zeka sorunu yaşayan bir çocukmuş gibi tepki görmesi, dışlanması ve etiketlenmesi dislektik bireyin akademik başarısını daha da düşürecektir. Öğrenme sürecinde dislektik bireyin sosyal desteğe, uygun eğitim materyaline ve uygun başarı değerlendirme yöntemlerine ihtiyacı vardır.

 

Kaynakça

1-Osmin Anis; et al. (15 October 2019), “Dyslexia”, WikiJournal of Medicine, 6 (1): 5, doi:10.15347/WJM/2019.005, ISSN 2002-4436, Wikidata Q73053061

2-Wikipedia. (2018, December 9). Management of dyslexia. en.wikipedia.org/wiki/Management_of_dyslexia

3-Özkara M. (2019, Şubat 19). Disleksiye sahip çocukların desteklenmesi. www.disleksi.org/disleksiye-sahip-cocuklarin-desteklenmesi/

4-Özkara M. (2017, Haziran 12). Türkiye’de disleksi. /www.disleksi.org/turkiyede-disleksi/

5-Balcı E. (2017, Ocak 3). Disleksi hakkında gerçekler: dikleksi nedir ve ne değildir. Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, cilt 19 sayı 1 (1-17)

6-Seçkin Yılmaz Ş., Erim A. (2019, Ekim 11). Türkiye’de yaşayan yetişkinlerin disleksiye ilişkin bilgi düzeylerinin incelenmesi. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 19(3), 1102-1115.

– Gamze Aydın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir