Uyarlamanın Hakkını Verenler #1: One Flew Over the Cuckoo’s Nest

/ / SİNEMA

Sinemanın, doğuşundan itibaren en çok beslendiği alanlardan biri de hiç şüphe yok ki edebiyat olmuştur. Bir kitabı okurken içine davet edildiğimiz dünya bizlere ilk başta biricik gelebilir. Sinemanın gücü ise bu eseri alıp ona bambaşka açılardan bakabilmesidir. Böylece eser katman kazanarak kendine yeni bir form yaratır. En nihayetinde elimizde yepyeni bir eser kalmıştır. Kitap uyarlaması filmlere bakış açımızı, birbirinden beslenen ama bir anlamda da tamamen kesişmeyen iki farklı formun yansıması olarak genişletebilirsek alacağımız haz da o denli büyür. Özgün anlatı, içsel dünyalara girebilme gücü ve karakterlere derinlik katabilme gibi imkanları sonuna kadar kullanan edebi eserlerin uyarlamalarına ön yargıyla bakmak yerine; sinemanın görsel ve işitsel gücüyle söz konusu edebi eserleri taşıdığı noktaya odaklanmak kesinlikle daha doğru olacaktır. Sinemayı yedinci sanat yapan da işte tam manasıyla budur.

Görsel 1: Hastalar kapalı televizyonda beysbol maçı izlerken

Ken Kesey, ülkemizde Guguk Kuşu olarak bilinen romanını yazdığında ABD başta olmak üzere tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Akademi Ödülleri’nde inanılmaz bir başarıya imza atarak En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Erkek Oyuncu dallarında Oscar kazanan Guguk Kuşu, 1950’lerin sonunda bir akıl hastanesinde geçiyor. Çeşitli suçlardan hapse giren McMurphy, oradan kaçmayı başaramayınca deli taklidi yaparak kendini daha az güvenlik önlemli bir akıl hastanesine aldırıyor. Buradaki alışılmamış tavırları bir süre sonra çevresini de oldukça etkiliyor ve kendini otoriteye karşı verilen mücadelede bir nevi lider olarak buluyor.

Kendisini 1950’lerin Beat ve 1960’ların Hippie kuşağı arasında bir köprü olarak gören Kesey, bu çarpıcı romanındaki muhalif ve radikal ruhla ses getirdi. 25 yaşında, bir hastanede çalışırken yaptığı gözlemler neticesinde yazdığı bu romanda öncelikle toplumsal normları ve akıl hastanesinde kalan insanların gerçekten deli olup olmadıklarını sorguladı. Romanın bu başarısı beraberinde uyarlamaları da getirdi. Tiyatro uyarlamalarıyla ünü daha da artan romanın yankısı Kirk Douglas’a kadar ulaştı. Film haklarını satın alan Kirk Douglas, uzun yıllar boyunca bu projeyi hayata geçiremedi, üstelik başrol için de kendisini düşünüyordu. Babasından bu görevi devralan Michael Douglas ise filmin yapımcısı oldu ve kurulan kadroyla kısa sürede çekimlere başlandı. Böylece baba Douglas ile başlayan macera oğul Douglas ile son bulacaktı. Michael Douglas’ın yakın arkadaş çevresi sayesinde -bilhassa Danny DeVito- şekillenen kemik kadro, yıllar sonra bile anılmaya devam edecekti.

Anlatının Merkezinde Kim Olmalı?

Görsel 2: McMurphy

Kült mertebesine daha o yıllarda ulaşan Guguk Kuşu filminin bir kitap uyarlaması olarak sorgulanabileceği hatta eleştirilebileceği en önemli noktası anlatısıdır. Kitabın yazarı Ken Kesey’i, filmin yapımcılarına dava açacak kadar hiddetlendiren de bu meselenin ta kendisidir. Kitapta anlatının tam merkezine yerleştirilen ve geçmişe dönüş anlarıyla hikâyeyi derinleştiren Şef Bromden karakterinin filmde bir nevi yan karakter olarak yer alması Ken Kesey’i kızdırmaya yetmişti. Kitapta Şef Bromden, Ratched ve McMurphy arasındaki irade savaşını gün yüzüne çıkaran anlatıcıydı. Şayet onun eserinde Şef Bromden tamamlayıcılık unsuru en belirgin karakterse, anlatı onun ve geçmişinin etrafında şekillenmişse, sağır-dilsiz-görünmez bir karakterin söyleyeceği her söz, görüneceği her an, duyacağı her bir kelime bu kadar önemliyse filmde de öyle olmalıydı.

Tabii bu noktada devreye dönemin politik ortamı ve sinema endüstrisi-stüdyo çekişmesi girmişti. Kızılderili bir karakterin kitapta olduğu gibi anlatının tam merkezine yerleştirilmesi haliyle pek de mümkün değildi. Film pre-prodüksiyon aşamasındayken senaryonun götürüldüğü yapım şirketlerinden bazıları filmin sonuna bile karışmışken ve aksi takdirde teklifi kabul etmeyeceklerini söylemişken böylesine radikal bir anlatı hamlesi pekâlâ mantıksız olabilirdi. Amerikan seyircisinin aradığı “büyük beyaz kahraman-kurtarıcı karakter” ise filmin baş karakteri olan McMurphy’nin ta kendisiydi. Her ne kadar problematik bir karakter olsa da McMurphy kişiliğiyle düzen karşıtı ve isyankâr bir tutum sergiledi, hastanedeki direnişin fitilini ateşleyen kişi haline geldi. Bu açıdan bakıldığında hem seyirciyi tatmin eden, hem kitabın muhteşem sonunda değişiklik yapmayan, hem de sinema endüstrisinin beklentilerini karşılayan bir film yaratılmış oldu.

Çizilen McMurphy Portresi Ne Kadar Farklı?

Görsel 3: Grup terapisi sırasında hastalar

Kitapta her ne kadar Şef Bromden başı çekse de hem kitap hem film için kilit karakter şüphesiz McMurphy. Tolstoy şöyle diyor: “Tüm muhteşem hikayeler iki şekilde başlar. Ya bir insan yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.” Sahiden de yabancı McMurphy’nin çıktığı yolculuğun son durağı olan şehir akıl hastanesi. Otoritenin sorgulandığı, sorulmaması gereken soruların sorulduğu, isyanın ilk belirtilerinin görüldüğü dönem de bu yabancı sayesinde başlıyor.

Peki McMurphy tüm bunların ötesinde nasıl bir karakter? Hüküm giydiği suçu masumlaştırılabilir mi? Sırf kurtarıcı kahraman rolünü üstleniyor diye ona suçsuz ve masum gözüyle bakılabilir mi? Film bu sorulara tereddütle yaklaşmakla kalmıyor aynı zamanda McMurphy’nin kitaptaki sakıncalı davranışlarını da hayli yumuşatıyor. Bunun yerine karakteri, amaçlarına ulaşmak için başkalarına karşı ani fiziksel şiddet patlamalarına meyilli, tahmin edilemeyecek kadar korkunç ve sinsi bir bireyden daha çok düzenbaz bir dolandırıcı haline getiriyor. Romanda McMurphy, kendi maddi kazancı uğruna koğuş arkadaşlarını kandırdığını dürüstçe itiraf ediyor. Filmde ise bu tutum da yumuşak bir hale getiriliyor ve McMurphy’nin, arkadaşlarından sadece sigara kazandığı gösteriliyor. Diğer bir önemli nokta ise McMurphy’nin, çıkış bileti için gerçeği öğrendikten sonraki tutumunun diğer arkadaşlarına olağanüstü etkisinin filmde kitaptaki kadar yansıtılamaması olabilir. Hatta ve hatta bu etkinin en göze çarpanı da Cheswick’in intiharıdır. Cheswick, filmde ve kitapta McMurphy’nin garipliklerinden ve sistem karşıtı tutumundan en çok etkilenen kişiydi. Haliyle McMurphy’nin tutum değişikliğinden de nasibini aldı. Terk edilmiş ve ihanete uğramış hisseden Cheswick’in havuzda kendini boğarak intihar etmesi filmde yer almadı.

McMurphy’nin Akutlara karşı son dolandırıcılığı da filmde yer almadı. Kitapta McMurphy, Şef Bromden’ı kontrol panelini kaldırması için yönlendirir. Elbette McMurphy, Şef Bromden’ın paneli kaldırma yeteneğini daha önce göstermesini sağlayarak bahsini zaten korumuştu. Kitapta Şef Bromden McMurphy tarafından kullanılmış ve ihanete uğramış hissederken film McMurphy’nin beceremediği ama Şef Bromden’ın paneli başarılı bir şekilde kaldırıp pencereden fırlattığı sahneyle dengelemeye çalışır. Tabi bunu yaparken Şef Bromden’ın McMurphy adına sırf bir bahis kazanmak uğruna paneli kaldırmayı reddedişini göstermekten kaçınır.

Tatminkâr Bir Son Özgürlükle Taçlandırılabilir Mi?

Görsel 4: Şef Bromden ve McMurphy

Kitapta Şef Bromden’ın hastane penceresinden sincap deliklerini koklayarak ilerleyen bir köpeği gözlemlediği bölüm filmde yer almıyor. Köpek kazları bir yola doğru kovalar ve köpeğin bir otomobille karşılaşacağı ve bundan hareketle doğa-makine mücadelesinde makinenin doğaya üstün geleceği ima edilir. Tesadüf odur ki bu yol Şef Bromden’ın kitabın sonunda kaçarken izlediği yolun aynısıdır ve kitap Şef Bromden’ın dış dünyada başarılı olup olmayacağı veya makineleşen ve her gün daha da istila edilen bir dünyada daha kötü bir kadere yenik düşüp düşmeyeceği konusunda bir anlamda belirsizlikle sonlanır. Film ise, Şef Bromden’ın McMuprhy’i -kendince- azat ettikten sonra hastaneden izleyicinin mutluluk ve özgürlük olduğunu varsaydığı şeye doğru koştuğu sahneyle noktalanır. Bu durum birçok açıdan seyirciyi tatmin ederken iki ana karaktere bahşedilen özgürlükle de kendi sonunu taçlandırmış olur. Şef Bromden koşarken seyirci de bir anlamda zincirlerini kırmıştır.

Kitaptan belirgin farklılıklar sergileyen film, yine de doğaya karşı kurumsal temaları, keyfi ve otokratik otoriteye karşı yaratıcı uyumsuzluğun savaşını, bastırılmamış cinselliğin zaman zaman kurtarıcı niteliklerini ve dengesiz kadın egemenliğin düzensiz etkilerini işlemekten kaçmıyor. Gelmiş geçmiş en iyi filmlerden olarak gösterilen Guguk Kuşu, beslendiği kitabı kimi zaman törpülüyor, kimi zaman görmezden geliyor, kimi zaman kırpıyor ama en nihayetinde kendine açtığı alanda apayrı bir yerde konumlanmayı da başarıyor doğrusu.

Metin Kaynakçası

1-https://www.spiritualityandpractice.com/films/reviews/view/3525

2-https://www.sparknotes.com/film/cuckoo/

3-https://www.reelviews.net/reelviews/one-flew-over-the-cuckoo-s-nest

Görsel Kaynakçası

Kapak Görseli: https://tr.pinterest.com/pin/138907969728749612/

Görsel 1,2,3,4: https://filmloverss.com/one-flew-over-the-cuckoos-nest-hakkinda-mutlaka-bilinmesi-gereken-15-detay/

-Eren AKKOÇ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir