Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi

/ / TARİH
Giriş

Kurtuluş mücadelesi veren, ardından iç problemleri hızlıca çözen genç Türkiye Cumhuriyeti için sırada dış problemler yer almaktaydı. 1920’de meclisin kurulması ile diğer devletler ile olan sorunlarını çözmeye başlamış, gücünü önce sahada ardından diploması yoluyla kazanmıştır. Bunlara Fransa ile olan Ankara Ant. (1920), Ermenistan ile Gümrü Ant. (1920), Afganistan ile dostluk antlaşması örnek olarak verilebilir. Bu bağlamda, Lozan ile almak istediği pek çok hakkı kazanan genç cumhuriyetin önünde Yunanistan ile yapılması gereken nüfus mübadelesi bulunmaktaydı. 1923’ten 1930’lara kadar sürecek olan bu mübadelede birçok sorun da ortaya çıkmıştır.  

Bu yazıda; nüfus mübadelesini milliyetçi, siyasi, iktisadi, sosyokültürel bakış açısı ile başlıklar altında incelemek amaçlanmıştır.  

Nüfus Mübadelesi 

Nüfus mübadeleleri, tarih boyunca pek çok devlet tarafından yapılmış, karşılıklı nüfus değişimidir. Bunlara, Türk-Yunan, Alman-Hollanda örnek verilebilir. Mübadelelerin temel nedenleri çok farklı olabilmektedir ancak genellikle XX. yüzyılda yapılan mübadeleler milliyetçi bakış açısı ile yapılmıştır. 

Milliyetçi Bakış Açısı  

Nüfus Mübadelesi, Lozan’da ilk tartışıldığı andan itibaren milliyetçi fikirler ile geliştirilmiştir. Bunun esas nedeni, I. Dünya Savaşı öncesi başlayan atılımlar, ulus devlet anlayışlarıdır. Türk cephesi adına ise her Rum potansiyel bir düşman, bir tehdit olarak görülmekteydi. Bunun nedeni ise, bazı Rumların Kurtuluş Mücadelesinde izlediği politik duruştur. Bu dönemde kurulan Mavri Mira, Pontus-Rum, Etnik-i Eterya gibi milli varlığa zararlı cemiyetler de her Rum’un potansiyel tehlike olarak görülmesinde önemli bir yer tutmaktaydı. Bu bakış açısının her iki taraf adına da oluşmasındaki temel sebepler şunlardır; 

– Kurtuluş Mücadelesi’ndeki zararlı cemiyetler 

– Rum Ortodoks Patrikhanesi  

– Ulus devlet anlayışı  

– Rumların iktisadi alanda belli bir gücü elinde bulundurması 

– Kültürel farklar  

– Batı Trakya Türklerinin Müslüman olması  

– Çok kültürlü coğrafyalardan, homojen coğrafyaya geçilmek istenmesi 

 

 

Siyasi Bakış Açısı  

Siyasi bağlamda ise gerek Türkiye Cumhuriyeti gerekse Yunan cephesi bu mübadelenin gerçekleşmesini istiyordu. Bu noktada Yücel Bozdağlıoğlu, “Bu kayıpların Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki, ekonomik olduğu kadar siyasi etkiye de sahip olduğu söylenebilir. Siyasi olarak, Mustafa Kemal ve Talat Paşa gibi önemli isimlerin, Balkan kökenli olması, İttihat ve Terakki ile başlayan süreçte, siyasi elitin Anadolu üzerinde odaklanmasına sebep olmuştur. (Bozdağlıoğlu 2014:12) demiştir. Osmanlı Devleti milletleri dinlerine göre sınıflandıran “Millet Sistemi”ni kullanmaktaydı. Buna ek olarak cemaatlerin kendi yasaları, kendi mahkemelerinin olması düzen ve sistem adına çok başlılık getirmekteydi.  

İktisadi Bağlamda Nüfus Mübadelesi  

İktisadi anlamda ise bu mübadeleden zararlı çıkan genç Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Türk toprakları üzerinden 1,5 milyon Rum göç ettirilmiştir. Bu 1,5 milyon ise geneli itibariyle tüccar, çalışan ve üreten kesimden olmuştur. Örneğin göç eden Rumlar; bankacılık, terzilik, şarap üreticiliği, zeytin üreticiliği gibi gelir getiren mesleklerle uğraşırken yerlerine gelen Türk kesimi bu konuda başarısız olmuş halihazırda bekleyen şarap atölyelerini, zeytin tarlalarını değerlendirememiş ve ekonomiye zarar vermiştir. Nitekim bir diğer açıdan, İzmir İktisat Kongresi’nde alınan karar ile milli ekonomiye geçilmiş, devletçi  modelde yabancı kaynaklara ve yatırımlara pek güvenilmemiştir. Bu da bizlere göstermektedir ki, Rumlar göç etmese dahi onların ekonomiye olan katkıları hoş karşılanmayacaktı. Bu bağlamda da, “Türkiye’nin siyasal açıdan daha karlı olduğu görülmektedir. Yunanistan açısından ise, hasıl olan sonuçlar ekonomik açıdan karlı çıktığını göstermektedir.” (Sofracı – Kayam 2019: 198) alıntısını yapmak doğru olacaktır.

Bir diğer açıdan, Rumlar da Türkler de zorunlu göç sırasınca sadece yanlarına alabilecekleri kadar eşya almış, değerli taşınmazları da mücevherlerini de bırakmak zorunda kalmışlardır. Nitekim, malikaneler yağmalanmış, senelerce topraklar kazılarak define aranmıştır. Kemal Yalçın’a ait, “Emanet Çeyiz” kitabında da geri döneceğine inanarak giden ve 3 nesil boyunca dönemeyen Rumların hikayesi anlatılmaktadır.  

 

 

Sosyal- Kültürel Bakış Açısıyla Nüfus Mübadelesi  

Sosyal anlamda ise tam bir karmaşa hakimdir. Bunun nedeni ise, Rumların millet ayırmaksızın Müslüman olan herkesi göçe zorlaması, Türk cephesinin ise Patrikhane yüzünden farklı bir dine inananları (genellikle Ortodokslar) göçe zorlamasıdır. Batı Trakya’dan Türkiye’ye gelenlerin bir kısmının Türkçe dahi bilmiyor oluşu, kültürel anlamda çok daha farklı olmaları göz önüne alınmamıştır. Türkiye ise bu açıdan yine zararlı çıkan devlet olmuştur. Modern, seküler, laik diye tanımlayabileceğimiz insanlarını kaybeden Türkiye, modernleşme sürecini de uzatmıştır. Aynı zamanda, kentleşmek isteyen Türk Devleti, yine kent insanlarını kaybetmiş, köylerdeki nüfus ise artmıştır. Kır – kent nüfusuna baktığımızda 1914 kent nüfusu 1927 kent nüfusundan fazladır. Bunun nedeni, hiç şüphesiz nüfus mübadelesidir.

Yunanistan ise aksine buradan kazançlı çıkmıştır ancak Yunanistan’ın sorunu ise yerleşim yeri konusunda olmuştur. Zaten küçük bir ülke olan Yunanistan’a bir anda 1,5 milyon insan gelmiş ve bununla birlikte de barınma sorunu ortaya çıkmıştır. Hatta bir hanede birden çok ailenin kalmak zorunda olduğu durumlar da olmuştur. Bu bağlamda, “Göçmenlerin hayatlarını kökten değiştirerek travmatik sonuçlara yol açması bir yana, hem Türkiye hem de Yunanistan milyonlarca kişinin göçünden toplumsal, siyasi ve ekonomik olarak büyük zararlar görmüşlerdir.” (Bozdağlıoğlı  2014: 30) denilmektedir. Raymond Hare’a göre ise “Türkiye’nin en büyük siyasal kazancı 1923-1930 yılları arasında yabancı devletlerin Türkiye’nin içişlerine pek karışmamış olmasıdır. Bilindiği gibi 19. Yüzyıl boyunca büyük devletler her vesile ile gayrimüslim azınlıklarla ilgili konularda Osmanlı devletinin içişlerine müdahale etmişlerdir. Şüphesiz, nüfus mübadelesi sonucunda Anadolu’nun tamamen ‘Türkleştirilmiş’ olması, bu tip müdahalelerin toplumsal temelini ortadan kaldırmıştır.” (Aktar 2000:20).  

 

 

Sonuç olarak, her iki ülke adına farklı açılardan çıkarları ve zararları olan bir olay olmuştur. Nesiller arasında dilden dile anlatılan, senelerce süren, farklı izler bırakan nüfus mübadelesini dönem şartlarına göre değerlendirmek gerekirse bir zaruriyet olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak, uygulanma biçimi açısından ise pek çok travmatik izler bırakmıştır. İnsanların bir gecede evlerinden, yüzyıllar boyunca kaldıkları yerlerden zorunlu göçe itilmesi hoş karşılanmamaktadır. Ayrıca göç sonrası devam eden önce Yunanistan’da ardından ise Türkiye’de yaşayan karşıt milletlere karşı yürütülen linç girişimleri (6-7 Eylül Olayları) de kara bir leke olarak tarihte yerini almıştır.  

 

Kaynakça 

1- Bozdağlıoğlu, Y. (2014). Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Sonuçları. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi , 180 (180) , 9-32.

2- Aktar, A. (2006). Türk Milliyetçiliği, Gayrimüslimler ve Ekonomik Dönüşüm. İstanbul: İletişim Yayınları.

3- Sofracı, İ. E. & Kayam, M. (2019). Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi ve Ekonomiye Olan Etkileri . Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi , 23 (2) , 187-201.

6- hukukbook.com/turkiye-yunanistan-nufus-mubadelesi-anlasmasi 

7- dunyabulteni.net/tarih-dosyasi/1923-turk-yunan-nufus-mubadelesi 

8- antlasmalar.com/nufus-mubadelesi 

 

-Kerem Özyurt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir