Shell Shock: Kahramanlığın Faturası

/ / PSİKOLOJİ

Savaş insanlık tarihi boyunca var olmuş bir olgu. Yüzyıllardır savaşa dair pek çok şey gelişse de savaşın kendisi aslında hiç değişmiyor. Kimi zaman büyük devletlerin köklü politikalarını vücuda getirmek için, kimi zaman da milletlerin hayatta kalması için yapılmış; sonunda hep bir amaca, bir kazanca ulaşılmaya çalışılmış. İşin bu kısmı bizi ilgilendirmiyor. Bugüne değin tarih kitaplarında yalnızca savaşın tarafları olan devletlerin yazıldığını; aylar, hatta yıllar süren muharebelerin birkaç satırda anlatıldığını gördük hep. Bize gösterilen bu kadardı. Ama bu yazıda çok daha fazlasını göreceksiniz. Cepheye gidiyoruz. Savaşın insanlara neler yapabildiğine dair bir kesit okuyacaksınız. “Kahramanlığın” faturasını inceleyeceğiz.

1914 yılında insanlık tarihinin o zamana kadar tecrübe ettiği en geniş kapsamlı ve yıkıcı savaş olan Birinci Dünya Savaşı başladığında yüz binlerce asker cephelerdeki yerini almıştı. Tüm Avrupa birbirine girmişti; her devlet elindeki en güçlü, en yeni silahlarla karşı tarafın iradesini kırmak ve zaferi kazanmak için var gücüyle saldırıyordu. Çok uzun bir süre geçmeden tıp dünyasını çok da şaşırtmayan bazı vakalar bildirilmeye başlandı. Fiziksel hiçbir yara almamış askerler uykusuzluk, kâbuslar, amnezi, iştahsızlık, kardiyak problemler, baş dönmesi, depresyon, kontrolsüz kas kasılmaları, duruş bozuklukları ve anksiyete gibi pek çok sorun yaşıyordu. Bu askerlerin büyük bir kısmı ağır bombardıman altında, siperlerde savaşı tecrübe ediyordu.

Ancak belirttiğim üzere bu semptomlar tıp dünyası için o kadar da yeni değildi. Ateşli silahların kullanımı ile birlikte sıkça rapor edilen bu durum Amerikan İç Savaşı’ndan tutun da 93 Harbi’ne kadar pek çok savaşta farklı şekillerde farklı isimlerle karşımıza çıkıyor. Birinci Dünya Savaşı’nı diğer tüm savaşlardan ayıran nokta ise karşılaşılan vaka sayısının büyüklüğü. 1915’te; o tarihe kadar literatüre geçmemiş bu durumu İngiliz fizyolog ve psikolog Charles S. Mayers terimleştiriyor: “Shell Shock”. BBC’nin bildirdiğine göre savaşın sonunda İngiliz Ordusundaki Shell Shock vakası sayısı 80.000’in üzerinde. 60 milyondan fazla askerin Birinci Dünya Savaşı’nda savaştığını düşünürsek ölçeğin büyüklüğünü daha iyi kavrayabiliriz. Mayers’in bu tanımından sonra gerek askeri otoriteler gerek tıp dünyası askerlerin yaşadığı bu korkunç duruma farklı bakmaya başladı. Bu değişimleri incelemeden önce; bir çırpıda okuyunca belki o kadar da dokunaklı olmayan bu semptomları görebilmeniz adına hemen bir video bağlantısı bırakıyorum.

Önemli Uyarı: Bu bağlantıdaki görüntüler sizi rahatsız edebilir.
https://www.youtube.com/watch?v=IWHbF5jGJY0&ab_channel=WarArchives

Mayers Neleri Değiştirdi ?

Mayers’in tanımına kadar birçok tıp otoritesi Shell Shock’un patlamalar sebebiyle oluşmuş beyin hasarından kaynaklandığını varsayıyordu ancak bu hipotez, bombardımana maruz kalmamış ve cephe gerisi olarak nitelendirebileceğimiz bölgede bulunmuş askerlerin de aynı semptomları göstermesi ile beraber çürümüş oldu. Mayers bir fizyolojist olsa da savaştan önce Cambridge’de deneysel psikoloji laboratuvarında çalışıyordu. Bu durum onun vakalara bakışını da bir hayli etkilemiş. İlgilendiği ilk vakalarda duyma bozuklukları, his ve görme kaybı gibi algısal sorunları fark edince hastaların yalnızca fiziksel değil psikolojik hasarlara da maruz kaldığına kanaat getirdi. Böylece askerlerin fiziksel yara almasalar dahi savaşamayacak duruma geldiği ortaya konmuş oldu. Bu durum Shell Shock yaşayan askerlere karşı tutumların da yeniden gözden geçirilmesinde etkili oldu.

Tarih boyunca savaşçıların kahramanlıklarından söz edilir. Hangi millete mensup olursa olsun her savaşçı kendi halkının kahramanıdır ve kahramanların zayıflıkları yoktur. Onların yoruldukları, bitkin düştükleri, acıktıkları, umutsuzluğa kapıldıkları anlatılmaz. Birinci Dünya Savaşı’nda da cephede askerlerin birbirine bakışı bundan çok da farklı değildi. Herkesin “sert adam” olması bekleniyordu. Zayıflıklar kabul edilemezdi. Bu açıdan bakınca Shell Shock mağdurlarına karşı nasıl bir tutum takınılıyordur az çok tahmin edebilirsiniz.

Shell Shock yaşayan askerlere her zaman korkak, ödlek, zayıf olarak bakılıyordu. Kötü bakılması bir tarafa savaş boyunca korkaklıkları sebebiyle kendi komutanları tarafından kurşuna dizilen askerler vardı. Bu noktada Mayers’in tanımı belki de birçok askerin hayatını kurtardı. Mayers Shell Shock terimini literatüre geçirdikten sonra askerlerin aslında korkaklık yapmadıkları, yalnızca savaşın travması ile iş göremez hale geldikleri birçok resmi otorite tarafından kabul görmeye başladı. Akabinde bu askerlerin tedavisi için farklı ülkeler farklı yöntemler izledi. Ancak tüm bunlar da zaman alacaktı.

Tedaviler

Kasım 1917’de -Mayers’in Shell Shock terimini literatüre kazandırmasından 2 yıl sonra- İngiliz Ordusu artık göz ardı edilemez sayılara ulaşmış Shell Shock vakalarının tedavisi için eyleme geçmeye karar verdi. Fiziksel olarak sapasağlam olan ancak hastaneler tarafından iş göremez raporu almış hastaların sayısı kabul edilemez bir boyuta ulaşmış, hastanelerin işlevselliği ve verimliliği sorgulanır hale gelmişti. Yeni bir sisteme geçmeye karar veren İngilizler her bir hastaya daha yoğun ilgi göstermeye karar verdiler. Ana karada ve Fransa’da bulunan hastanelerde travma merkezleri kuruldu ve her doktora yaklaşık 50 hasta düşecek şekilde sistem yeniden düzenlendi. Ordu, savaş travması yaşamış askerlerin tedavisinde görev alacak sağlık çalışanlarına bir kurs açtı ve eğitime başladı.

Artık her hastanın iyileşme süreci uzmanlar tarafından daha yakından izlenebiliyordu. İngiltere’deki travma merkezleri çiftliklerden devşirilme yerlerdi. Hastalar bu çiftliklerde günlük hayat pratikleri ile yeniden buluşuyor; tarlada çalışmak, hayvanlarla ilgilenmek, ağaçları budamak gibi işlerle meşgul olabiliyorlardı (Bu işler için ücret aldıklarını da ekleyeyim). Cepheye geri dönecek askerler için de nefes alma imkanı sunan bu merkezler öncekine göre görece daha iyi işler çıkarıyordu. O günlere dair raporların da ilginç bir hikayesi var. Smithsonian Dergisi, Eylül 2010 sayısındaki “Savaşın Şoku” yazısında belirtilene göre; Birinci Dünya Savaşı’na dair İngiliz raporlarının %60’ı İkinci Dünya Savaşı sırasında, 1912-1960 yılları arasındaki Amerikan Ordusu raporlarının %80’lik bir kısmı da 1973’te çıkan bir yangında yok olmuşlar. Sonuç olarak o günden bu güne elimizde olması gerekenden çok daha az belge var.

Tedavi kısmında şimdiye kadar görece olumlu görünen bir tablo çizdik ancak bu aşamaya gelene kadar, hatta bu tedavi merkezleri kurulduktan sonra bile, son derece işe yaramaz ve korkunç tedavi teknikleri de denenmiş. Hücre hapsi, disiplin eğitimi, mahcup etme ve fiziki yeniden eğitim, aniden yüksek sesle milli marşın çalınması, elektrik şoku (faradizm) bu “tedavi!” yöntemlerinden bazıları. 1916’da Fransa da rapor edilen bir vakaya göre elektrik şoku vasıtasıyla tedavi gören bir asker doktoruna saldırmış. Elektrikle tedavi rahatsız edici olabilir ama doktoruna saldırmasına gerek yoktu diyenler olursa diye ekliyorum: Hastaya uygulanan elektriğin şiddeti bir tramvayı hareket ettirmeye yetecek güçte.

Bir başka akıl almaz “tedavi!” denemesi de bizzat doktorun kendisi tarafından rapor ediliyor. Lewis Yealland 1918’de “Hysterical Disorders of Warfare”  isimli bir kitap yayınlıyor. Bu kitapta belirttiğine göre mutizm (suskunluk) yaşayan hastasına dokuz ay boyunca boyun bölgesinden yüksek düzeyde elektrik verme, dilinde sigara söndürme, boğazının arkasına sıcak plaka koyma gibi teknikler (işkence de denebilir) uyguluyor, hastaya avazı çıktığı kadar bağırıyor: “Her zaman yaptığın gibi konuşmadığın sürece bu odadan ayrılmayacaksın, benim olmanı istediğim kahraman gibi davranmak zorundasın!” “Birçok çarpışmayı atlatmış bir adam kendini daha iyi kontrol edebilmeli!”

Elektrik şoku ile geçen saatlerin sonunda hasta ağlamaya başladı ve konuştu: “Su istiyorum.” Yealland tekniğinin “işe yaradığını” rapor etti.

Günümüzde ise savaş sonrası travmaların ve daha genel olarak travma sonrası stres bozukluğunun iyileşmesi için pek çok yeni yöntem uygulanmakta. Maruz bırakma terapisi, bilişsel davranışçı terapi, EMDR terapi, mindfullness bunlardan bazıları. Bu tedavilere ve Travma Sonrası Stres Bozukluğuna şimdi değinmeyeceğiz.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) ve Shell Shock Aynı Şey Mi?

Eminim yazının başından itibaren askerlerin yaşadıklarını birer travma olarak nitelendirmiş ve sorunların bundan kaynaklandığını düşünmüşsünüzdür. Son olarak, günümüzde travma sonrası stres bozukluğu –kısaca TSSB- olarak adlandırılan tanı ile Shell Shock aynı şey mi buna bakacağız.

Shell Shock tanısı, TSSB’nin atası diyebiliriz. Askerlerin yaşadıklarını TSSB olarak tanımlamak da bir noktada mümkün olabilir. Ancak TSSB ve Shell Shock aynı şeydir diyemeyiz. Kişiler pek çok farklı nedenden ötürü TSSB yaşayabilirler. Cinsel istismar, kazalar, çocukken şiddete maruz kalma, aile içi şiddet, afetler, terör saldırıları gibi olaylar Travma Sonrası Stres Bozukluğuna yol açabilir. Özetle; Shell Shock bir TSSB’dir diyebiliriz ama her TSSB bir Shell Shock değildir. Dolayısıyla Shell Shock = Travma Sonrası Stres Bozukluğu denklemini kuramayız.

Velhasıl kelam, savaş beraberinde yıkım, acı ve kayıplar getiriyor. Cephede her askerin kendi benzersiz hikayesi var. Kahramanlarımız da birer insan. Her birinin ödediği fatura birbirinden farklı ve bir o kadar da ağır. Bu yazımda savaşın psikolojik taraflarıyla ve Shell Shock kavramıyla tanıştırmak istedim sizi. Umarım kavramı yeterli ölçüde anlatabilmiş, her bir askere ve savaşın kendisine olan bakışınıza yeni bir boyut kazandırabilmişimdir.

Kaynakça

1-https://www.smithsonianmag.com/history/the-shock-of-war-55376701/

2-http://www.bbc.co.uk/insideout/extra/series-1/shell_shocked.shtml

3-https://theconversation.com/from-shell-shock-to-ptsd-a-century-of-invisible-war-trauma-74911

4-https://www.apa.org/monitor/2012/06/shell-shocked

5-https://www.psychologytoday.com/us/blog/what-doesnt-kill-us/201111/is-shell-shock-the-same-ptsd

Kapak Görseli: https://www.indiewire.com/2018/10/peter-jackson-world-war-one-footage-restored-colorized-1202010938/

Görsel 1: https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Execution_lors_de_la_Premi%C3%A8re_Guerre_mondiale.jpg

Görsel 2: Otis Historical Archives National Museum of Health and Medicine https://www.flickr.com/photos/27337026@N03/2653489628

Kadirhan ÖNK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir