Bir Psikolojik İnceleme: Astrologlar Nasıl Hâlâ Alıcı Buluyor?

/ / PSİKOLOJİ-SOSYOLOJİ

İnsanlığın sahip olduğu bilgi, birikimli olarak gün geçtikçe artmaktadır. Öyle ki her yıl, o ana kadar tarih boyunca üretilen bilginin tümünden daha fazla bilgi üretiliyor¹. Bu durumun oluşmasındaki en büyük etkenlerden biri, hiç kuşkusuz bilgi paylaşımının son yüzyıldaki teknolojik ilerlemeler ile dijital platform üzerinde çok hızlı bir biçimde gerçekleşebiliyor olmasıdır. Ancak durum her zaman böyle değildi. İnsanlık her zaman merak ediyor, her zaman soru soruyordu ancak görece bilgisizliğin egemen olduğu eski çağlarda bu soruları yanıtlarken bilgi düzeyinin yetmediği her türlü durumda inancı devreye sokuyordu. Fay hattının ne olduğunu bilmeyen birinin depremleri canlı davranışlarıyla ilişkilendirmesi buna güzel bir örnektir. İnsanlığın böyle durumlarda kendi var ettiği inancını yeterli ve değişmez bir açıklama olarak kabul etmesi tarih boyunca birçok din, ritüel ve sözdebilimin oluşmasını da beraberinde getirmiştir. İşte bu yersiz inançların kuşkusuz en yaygın olanlarından ve etki gücünü öyle ya da böyle günümüze kadar sürdürmeyi başaranlarından biri de astrolojidir. Hemen belirtmekte yarar var ki bu yazı, astrolojinin neden bilimsel bir temelden uzak olduğu ya da niçin yanlış olduğu hakkında olmayacaktır. Yazımızın konusu sözdebilim satıcılarının müşteri edinirken hangi yöntemler kullandığı ve insanların buna kanmasının ardında hangi psikolojik etkilerin yattığıdır.

Giriş: Herkes Bilime Güvenir

Herhangi bir standardı ya da üzerinde fikir birliğine varılmış bir meslek tanımı, çalışma biçimi olmasa da neredeyse kendisini astrolog olarak adlandıran herkesin en katı ve ısrarcı olduğu nokta, astrolojinin kesinlikle bir bilim olduğu iddiasıdır (belki de birbirleriyle aynı düşüncede oldukları tek konudur). Bunun nedeni ise, toplum isterse büyük oranda tutucu olsun, bilimin en güvenilir, en saygın kurum olmasıdır. Ünlü sosyolog Theodor Adorno bu konuya şu şekilde yaklaşmaktadır: Astronomi, fizik gibi bilim dallarını ya da astrologların sıkça üzerine kehanette bulunmayı sevdikleri ekonomi, jeoloji, psikoloji gibi bilim dallarını öğrenmek, oldukça meşakkatli bir süreçtir ve belirli bir miktarda enerji ile zaman gerektirir. Toplumdaki her insansa bu düzeyde iyi bir eğitim alamaz. Astroloji ise topluma, edinmesi büyük uğraş gerektiren böylesine karmaşık bilgileri oldukça basit bir dille sunmayı ve kolayca öğrenebilmeyi vaat eder. İşte yine bilginin eksik olduğu durumda “inanç”, insanın imdadına yetişmiştir. Adorno, ayrıca insanın koskoca gezegen ve yıldızların kendisiyle ilişkili olduğu düşüncesinden hoşlandığını ve bu sayede kendinde (aslında hiç de var olmayan) bir değer ve önem hissettiğini ileri sürer.

Bilişsel Çelişki Kuramı (Bilişsel Uyumsuzluk Kuramı)

ABD’li sosyal psikolog Leon Festinger’in 1959 yılında yayımladığı makaleye göre insanlar çoğunlukla kendisinin tutarlı olduklarına inanırlar, bu tutarlılığı bozabilecek durumlardan olabildiğince kaçınırlar. İnsanlar, sahip oldukları düşünceler ile sergilediği davranışlar arasında tutarsızlık sezmeleri durumunda kendilerini rahatsız hissederler. Bu nedenle ya davranışlarını düşüncelerine ya da düşüncelerini davranışlarına uyarlama eğiliminde olup birini diğerine dönüştürmelerine psikolojide “bilişsel çelişki kuramı” adı verilir. Bu konuda en sık rastlanan örnek şudur: Bir kişi sigara içerken bu eyleminin kendisine zarar verdiğinin farkındadır. Kendisine zarar vermenin mantıksız olduğunu bilecek kadar sağlıklı bir düşünce yapısına sahip olsa da bazı biyolojik ve psikolojik etkenler dolayısıyla sigarayı bırakmayı başaramayabilir. İşte bu noktada davranışını düşüncesine uyduramadığı için diğer yolu seçer ve sigaranın sağlığa zararının konuşulduğu kadar büyük boyutlarda olmadığını, sigarayı bırakırsa hızlıca kilo alacağını iddia eder. Kişi, bu gerekçeler yardımıyla bilişsel uyuşmazlığın verdiği huzursuzluk ile yüzleşmekten kaçınır ve kendini rahatlatır. Aynı durum astrolojinin insan üzerindeki etkisine benzer. Örneğin kendisinin iyi, temiz kalpli olduğuna inanan bir birey en yakın arkadaşının sınavdan yüksek not almasını kıskandığında, kendisinin hâlâ iyi bir kalbe sahip olduğuna yönelik inancını sürdürebilmek için bu kötü davranışı gezegenler ile yıldızların o anki konumlarıyla ilişkilendirir ya da burcunun karakteristik özelliğine yorar. Böylece sahip olduğu olumsuz niteliklerin ve her türlü başarısızlığının bahanesi, artık o her istediğinde kullanılmak üzere hazır durumdadır.

Bulunabilirlik Hatası

Yakın bir biçimde deneyimlediğimiz bir olayı, benzerlerine göre daha önemli ve kayda değer olarak kabul edip bu olayın adeta bütün durum için geçerli olduğunu düşünmemizle ortaya çıkan safsata türüdür. Sözgelimi, kendisine topluluk içerisinde maskesiz dolaşmanın koronavirüse yakalanma riskini artıracağı, bu nedenle maske takması gerektiği söylenen bir kişinin “Benim bir arkadaşım var, maskesiz bir biçimde bütün kenti turluyor, hastalığa da yakalanmadı, demek ki ilgisi yok.” demesi bu duruma güzel bir örnek olacaktır. Oysa o tek bir kişinin hastalığa yakalanmamış olması, aynı koşullardaki binlerce kişinin hastalığa yakalandığı gerçeğini değiştirmez. Bu kişinin ‘maske takmama’ dendiğinde aklına arkadaşını getirmesi, arkadaşının bu koca örneklemde kolayca ayırt edilebilir olmasından ve kişiye yakın olmasından kaynaklanır. Aynı durum uçak korkusu için de geçerlidir: Araba ile seyahat ederken kaza geçirme olasılığımızın uçağa göre çok daha yüksek olmasına rağmen uçak bize daha sakıncalı gelir. Çünkü başarılı bir biçimde tamamlanan yüz binlerce uçak seferi haberlerde (doğal olarak) yer bulmazken, kaza yapan uçak günlerce konuşulur. Astrologlar da aynı durum sayesinde kendilerine taraftar çekerler². Astrologlar her yılın başında yüzlerce kehanette bulunurlar: Depremlerin yaşanacağı, sel felaketlerinin meydana geleceği ve daha bir dolu sıra dışı olayın gerçekleşeceği üzerine tahminde bulunurlar. Tutmayan tahminleri kimseciklerin aklında kalmazken bildikleri (!) olaylar ise kendilerinin de ısrarla bunların üzerinde durmalarıyla uzun süre anımsanır. İşte astrolojiye inanan bireylerin “Ama falanca kişinin dedikleri gerçekten de çıkıyor!” şeklindeki söylemleri ve inançlarının kaynağının sebebi budur. Halbuki geleceğe yönelik rastgele söylenen onlarca sözden birkaçının gerçekleşmesinde hayatın olağan akışına ters düşen herhangi bir durum olmadığı gibi doğaüstü bir beceriden de söz edilemez.

Forer / Barnum Etkisi ³

Herkes için söylenen bir sözün ya da genellemenin birey tarafından adeta yalnızca kendisi için söylenilmiş gibi algılanmasına verilen psikolojik etkinin adıdır. Yani ‘inanmaya’ hazır bir birey, son derece kapsayıcı, son derece geniş olasılıklar zincirini içeren astrolojik tahminden ya da faldan özel olarak kendi hakkında bir izlenim edinecek ve yanlışlanamayan, yanlışlanması da mümkün olmayan bu sözdebilim yönteminin amacına ulaşmasına neden olacaktır. Psikolog Bertram Forer bu konuda oldukça ünlü bir deney gerçekleştirmiştir: Öğrencilerine, her biri için sınav puanlarına göre ayrı birer kişilik analizi hazırladığını söyledi. Oysaki her birine verilen analiz tıpa tıp aynıydı. Bu analizler de rastgele bir astroloji kitabından alınmış 13 sorudan oluşuyordu. Forer öğrencilerine bu analizlerin kendilerine ne kadar uyduğunu 0 en düşük, 5 en yüksek olacak biçimde puanlamalarını istedi. Öğrencilerin kendi analizleri için verdiği puanların ortalaması 5 üzerinden 4,26 idi. Sonuç açıktı: Analizler o kadar geneldi ki herkes kendine uyan bir yanını buluyor, bu genel ifadeleri kendisine özelmiş gibi duyumsuyordu. Belirsizliği artırdığınız ölçüde de analizin kapsadığı kişi sayısı orantısal olarak artıyordu.

Sonuç

Görüldüğü üzere sözdebilim tüccarları son derece us dışı ve ilkel olan, geçmişin karanlık dönemlerinde kalması gereken bu inancı, insanları kandırma uğruna pazarlamayı sürdürüyor. Bu güruh, üretime hiçbir katkısı olmadan inanç kavramına sığınarak halkı adeta soymakta ve ilerlemesine engel olmaktadır. Ancak şunu biliyoruz ki bu tür inançlar yalnızca aklın durduğu, bilginin tükendiği yerde söz söylemeye başlarlar. Bu yüzden bilgisizliğin neden olduğu karanlığa karşı, bilginin yayacağı her türlü ışık, çirkin yüzlerini ortaya çıkaracaktır. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere, sağlıcakla kalın…

Notlar

1-P. Biggs, T. Johnson, Y. Lozanova , The Global Information Technology Report , 2012

2-Francis Bacon: “İster astrolojide, rüyada, kehanetlerde ve benzeri konularda olsun, bütün boş inançların tarzı budur. Böyle abes şeylerden haz alan insanlar boş inançların karşılandığı olayları dikkate alırlar, ama karşılanmadığı olayları, bunlar çok daha sık olmasına rağmen, göz ardı eder, aldırmazlar.”

3-Bu kavram bazen “Forer Etkisi” bazen de “Barnum Etkisi” olarak kullanılır. Amerikalı ünlü bir iş adamı olan Phineas Barnum bu etkiyi “Herkese uygun bir ürünümüz var!” sloganıyla kullanmıştır. Bu etki hakkındaki ünlü deneyin sahibi ise psikolog Bertram Forer’dir.

Kaynakça

1-Tevfik Uyar, Astrolojinin Bilimle İmtihanı: Yıldızınız Size Ne Söylemiyor (İstanbul: Destek Yayınları, 2019)

2-Leon Festinger, 1959,  https://psycnet.apa.org/record/1960-01158-001

3-Bertram Forer, 1949, https://psycnet.apa.org/record/1949-03749-001

4-https://psychology.wikia.org/wiki/Availability_error#:~:text=Availability%20error%2C%20related%20to%20the,much%20more%20easily%20than%20another.

5-Philippa Biggs, http://citeseerx.ist.psu.edu/viewdoc/download?doi=10.1.1.477.3649&rep=rep1&type=pdf

6-Yaşar Tonta, http://www.openaccess.hacettepe.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/11655/11764/31-Tonta-235-250.pdf?sequence=1

7-Sedat Memili, Kendini Arayan Tanrı (İstanbul: Kaynak Yayınları, 2000)

Halil Mertcan BOZKIR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir