Savaşın Coğrafyası: Geçmişten Günümüze Afganistan Tarihi

/ / TARİH
Giriş

Özellikle son aylarda ismini sık sık duyduğumuz bir ülke Afganistan. ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle beraber Taliban uzun yıllar sonra tekrardan ülkeye egemen oldu. Bundan sonra neler yaşanacak, dünya kamuoyu Taliban’a karşı nasıl bir tutum alacak merak konusu. Biz ise bugün, Afganistan’ın geçmişinin perdesini aralayarak günümüzde yaşananları anlamaya çalışacağız. Milat öncesiyle başlayarak 2021’e kadar uzanan Afganistan tarihini inceleyeceğiz. Başlayalım.

Erken Dönem Afganistan Tarihi (Milat Öncesi-1747)

Bölgede etkisini gösteren ilk büyük imparatorluk Ahameniş İmparatorluğudur. Coğrafya, MÖ 540 yılında Büyük Kiros tarafından ele geçirilmiştir. Ahamenişlerin etkisinin zayıflaması üzerine yerel yöneticiler kendi hükümranlıklarını kurmaya başlamışlardır. Ardından Afganistan coğrafyası Büyük İskender’in saldırıları ile karşılaşmıştır. İskender ve ordusu Herat, Belh, Gazne ve Kabil’i ele geçirmiştir. İskender, Herat’ta ve Kabil’in kuzeyinde İskenderiye adlı iki şehir inşa ettirmiştir. İskender’in ölümünden sonra arkasında bıraktığı büyük imparatorluk 4’e bölünmüştür. Afganistan coğrafyasının olduğu bölüm de Seleukoslara düşmüştür.

Seleukos yönetimi, Afgan coğrafyasında giderek zayıflamaya başlamıştır. Yerli halkın sürekli isyan tertip etmesi, Chandragupta Maurya önderliğindeki yeni Hint devletinin Seleukoslara karşı saldırıları Helen hâkimiyetini bitirme noktasına getirmiştir. MÖ 1.yüzyıla kadar devam eden Helen hâkimiyeti Partlar ve Eşkanilerin saldırılarıyla tamamen sona ermiştir.

Bir süre yerel hükümranların yönetimi elinde tuttuğu coğrafya, Kuşaniler tarafından ele geçirilmiştir. Kuşaniler döneminde Afganistan kültür alanında büyük gelişmelere şahit olmuş, bölge kısa süreli bir altın dönem yaşamıştır.

Kuşanilerin ardından yine iç karışıklığa sürüklenen coğrafyayı bir süre sonra Akhunlar ardından da Sasaniler ele geçirmiştir. Sasanilerin Arap coğrafyasında ortaya çıkan yeni İslam Devleti tarafından kesin bir mağlubiyete uğratılmasının ardından bölgenin kaderi de değişmiştir. İslam ordularının bölgeye girişinin ardından yaklaşık 200 yıllık bir süre zarfı içinde Afganistan coğrafyası müslümanlaşmıştır.

İslam dininin coğrafyada egemen duruma gelmesiyle beraber Saffaridler, Samaniler, Selçuklular, Gazneliler, Gurlular ve Harzemşahlar bölgede hükümranlık sergilemişlerdir.

Afganistan coğrafyası dünyanın neredeyse yarısının uğradığı gibi 13.yüzyılda Moğol işgaline uğramıştır. Moğol işgaliyle beraber bölge yönetimi İlhanlıların eline geçmiştir. 15.yüzyılda Emir Timur Afganistan coğrafyasını ele geçirmiştir. Ardından coğrafya Hint coğrafyasındaki Babürlerle İran coğrafyasındaki Safeviler arasında tampon bölge işlevi görmüştür. 1747’e kadar süren bu durum, Ahmed Şah Dürrani’nin ilk milli Afgan hanedanını kurmasıyla sona ermiştir.

İlk Afgan Devletinin Temelleri, Büyük Oyun ve Emanullah Han’a Kadar Afganistan (1747-1919)

18.yüzyıl boyunca İran topraklarında hâkimiyet gösteren Afşar Hanedanının kurucusu olan Nadir Şah, hem doğuya hem de batıya büyük seferler gerçekleştirmiştir. Seferleri sonucunda Delhi şehrini ve buraya kadar olan coğrafyayı ele geçirmiştir. Nadir Şah, 1747 yılında bir suikast sonucu öldürülmüştür. Nadir Şah’ın valilerinden biri olan Ahmed Şah Dürrani, bu gelişme üzerine ağırlıklı olarak Peştunlardan oluşan ordusuyla Afganistan bölgesinin yönetimini ele geçirmiştir. Loya Jirga (Aşiret temsilcilerinin yer aldığı büyük meclis) toplanarak Ahmed Şah’ı Afganistan’ın yöneticisi olarak seçmişlerdir.

Ahmed Şah’ın ölümünden sonra oğlu başkenti Kabil’e taşımıştır. Torunu Zaman Şah döneminde zayıflamaya başlayan Dürrani iktidarını 1823 yılında Dost Muhammed Han bitirmiştir. Afganistan coğrafyası 19.yüzyılla beraber iki büyük imparatorluğun çekişmesine sahne olmuştur: Britanya ve Rusya. İngilizlerin Hint coğrafyasındaki topraklarını korumak, Rusların ise sıcak denizlere inme amaçları yüzünden birbirleriyle giriştikleri mücadeleye ‘‘Büyük Oyun’’ adı verilmiştir. Afganistan da İran, Orta Asya, Hint coğrafyası arasındaki konumu sebebiyle bu oyunun en önemli yeridir. Bu ‘‘Büyük Oyun’’ çerçevesinde Afganistan topraklarında yaşananlara değinerek devam edelim.

İngilizler, Rusların Orta Asya’da hâkimiyetini giderek arttırması ve İran’da, Kafkasya’da giriştiği sefer hareketleri yüzünden tedirgin olmaya başladı. Ayrıca Dost Muhammed Han’ın yönetimde kalmalarını da istemiyorlardı. Bu sebeple 1838 yılında I. İngiliz-Afgan savaşını başlattılar. Savaş neticesinde Dürrani soyundan gelen Şah Şuca’yı Kabil’de yönetime getirdiler. Lakin büyük bir direnişle karşılaşan İngilizler 1842 yılında geri çekilmek zorunda kaldılar. Bu geri çekilmenin ardından Dost Muhammed Han tekrardan yönetimi ele geçirdi.

Dost Muhammed Han, 1863’e kadar iktidarda kaldı ve iktidarı döneminde İngilizlerle uzlaşı sağlamayı başardı. 1878 yılında Şir Ali Han’ın bir Rus heyetini Kabil’de bulundurmayı kabul etmesi üzerine İngilizler de aynı talepte bulundu. Talebin kabul edilmemesi üzerine Afganistan’a bir kez daha savaş ilan ettiler. İlk başlarda başarılar elde edip Şir Ali Han’ı anlaşmaya zorlayan İngilizler ilerleyen dönemlerde yine Afgan halkının isyanıyla karşı karşıya kaldı. Bu sebeple 1881 yılında tekrardan Afganistan’dan çekilmek zorunda kaldılar. Lakin iktidara gelen Abdurrahman Han, ılımlı bir politika güderek hem iç hem de dış siyasette iktidarı boyunca İngilizlerle ve Ruslarla çatışma yaşanmasını engelledi. 21 yıl hüküm süren Abdurrahman Han, iktidarı boyunca ülkede merkezi yönetim kurmaya çalışmış ve moderniteye ayak uydurmaya yönelik reformlar yapmıştır. Abdurrahman Han döneminde İngilizlerle yapılan anlaşma sonucu kabul edilen Durand Sınırı, coğrafyanın en büyük nüfusa sahip etnik topluluğu olan Peştunların yaşam alanını ikiye bölmüş ve günümüzde hâlâ Pakistan ile yaşanan sınır sorunlarına neden olmuştur.

Abdurrahman Han sonrası yönetime gelen Habibullah Han döneminde de aynı politik süreç devam etmiştir. 1919 yılında Habibullah Han, büyük olasılıkla oğlu Emanullah’ın düzenlediği bir suikast sonucu öldürülmüştür. Ardından 1 hafta gibi kısa süreliğine tahta kardeşi geçmiş lakin Emanullah tarafından tahttan indirilmiş ve hapsedilmiştir. 1 sene sonra da yine şüpheli bir suikast sonucu öldürülmüştür.

Bağımsız Afganistan’tan Afganistan Cumhuriyeti’ne (1919-1978)

Tahta geçen Emanullah Han, ilk iş olarak Afganistan’ın bağımsızlığını ilan etti. Bunun üzerine 3. İngiliz-Afgan Savaşı patlak verdi. Savaş sırasında İngilizler cephede başarılar kazansa da Afganların bağımsızlığını yapılan Ravalpindi Anlaşması ile tanımak durumunda kaldılar.

Bağımsızlığın kazanılmasından sonra Emanullah Han, reform hareketlerine girişti. Ülkesini modernleştirmek istiyordu. Bu çerçevede 1923 yılında Afgan Anayasası yürürlüğe girdi. Lakin Emanullah Han’ın özellikle toplumsal hayata yönelik reformları mollaların ve İslami çevrelerin büyük tepkilerine yol açtı. 1928 yılında Avrupa devletleri, Türkiye, Mısır ve Hindistan’a gerçekleştirdiği ziyaretlerin ardından kadınlara siyasi hakların tanınması gibi daha büyük reformlara girişen Emanullah Han, Habibullah Kalakani önderliğindeki isyancılar tarafından 1929 yılında tahttan indirildi ve sürgüne gönderildi.

Kalakani’nin iktidarı da fazla uzun sürmedi. Muhammed Nadir Şah, Kalakani’yi sadece 9 ay sonra devirdi ve tahta geçti. Nadir Şah, 4 yıllık saltanatının ardından bir suikasta kurban gitti ve 1933 yılında tahta oğlu Zahir Şah geçti. Zahir Şah 1973’e kadar iktidarda kalacaktı.

Zahir Şah, henüz 19 yaşında tahta geçmesi nedeniyle uzun yıllar boyunca ülkeyi akrabalarının yönetmesine göz yummak durumunda kaldı. Özellikle 1953-1963 arasında başbakanlık sıfatıyla ülkeyi fiilen kuzeni Davud Han yönetti. Davud Han’ın başbakanlığı döneminde Sovyetlerle yakın ilişkiler kuruldu. Sovyet lideri Kruşcev Kabil’e ziyaretler gerçekleştirdi, ülkeye büyük yatırımlar yapıldı.

Pakistan ve Afganistan arasında Durand Sınırı Sorunu nedeniyle çıkan çatışmalar yüzünden Pakistan sınırlarını kapattı ve Afganistan büyük bir ekonomik krizle karşı karşıya kaldı. Bunlara bir de Davud Han’ın Sovyetlerle giderek daha fazla yakın ilişki kurması eklenince Zahir Şah kuzenini görevden aldı.

Yukarıda değindiğimiz Durand Sınır Sorunu ya da bir başka isimle Peştun Sorunu’na parantez açmak gerek. 1947 yılında Pakistan’ın bağımsızlığını ilan etmesiyle Afganistan, Durand Sınırının İngiliz tarafında yaşayan Peştunların Afganistan’a katılmasını ya da orada ayrı bir devlet kurmasını istemiştir. Ancak İngiltere bu talepleri reddederek bölgede sadece Pakistan ve Hindistan seçeneğine sahip bir oylama yapmayı uygun görmüş ve bölge Pakistan’ı tercih etmiştir. Bunun üzerine Afganistan Peştun bölgesinin yarı bağımsız statüde olmasını istemesine rağmen Pakistan bunu uygulamayıp Peştun kabilelerine baskı kurmuştur.

Peştunlar, Afganistan’da yaşayan en kalabalık etnik gruptur. Ülkenin yüzde 40-42’sini oluştururlar. Bu sebeple Pakistan’da yaşayan Peştunlar Afganistan için oldukça önem teşkil etmektedir. Günümüzde yaşanan pek çok sorunun altında da bu Peştun Sorunu yatmaktadır. Yine ABD’nin Peştun sorununda Pakistan’ı tercih etmesi, Afganistan’ı Sovyetlerle yakınlaşmaya iten önemli sebeplerdendir. Bu parantezin ardından Afganistan’ın Zahir Şah dönemine geri dönelim.

Zahir Şah, iktidarını pekiştirmek adına yeni bir anayasa kabul etti ve akrabalarını iktidardan uzaklaştırdı. Bu dönemde ABD’de de Afganistan ile yakın ilişkiler kurmaya çalıştı. Lakin özellikle yaşanan kuraklıklar, Pakistan ile yaşanan Peştun Sorunu’nun bir türlü çözülememesi ülkedeki huzursuzluğu arttırdı.

Takvimler 1973’ü gösterdiğinde Afganistan tarihi için bir dönüm noktası yaşandı. Davud Han kuzeni Zahir Şah’ı komünistlerin de yardımını alarak kansız bir devrimle tahtı bırakmaya zorladı. Zahir Şah sürgüne gönderildi ve ülkede monarşi kaldırılarak cumhuriyet ilan edildi. Davud Han da ilk cumhurbaşkanı olarak koltuğa oturdu.

Davud Han’ın Devrilişi, Komünist İktidar, Sovyet İşgali ve İç Savaş’a Giden Süreç (1973-1992)

Muhammed Davud Han’ın cumhurbaşkanlığı, komünistler ve SSCB tarafından ilk başlarda olumlu karşılanmıştı. Davut Han’ın kabinesi başlangıçta ağırlıklı olarak komünistlerden oluşuyordu. İlk yıllarında da Davut Han Sovyet yanlısı politikalar güdüyordu. Hatta bu politikaları ve Pakistan ile sınır meselesini tekrar gündeme getirmesi yüzünden az kalsın iktidarını kaybediyordu. 1975 yılında Gülbeddin Hikmetyar liderliğinde gerçekleştirilen ayaklanma güçlükle bastırıldı.

Davud Han bir süre sonra politik tercihini değiştirmeye, Sovyetlere karşı daha soğuk davranmaya başladı. Ayrıca kabinesindeki komünistleri tasfiye etmeye ve Batılı devletlerle iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. Pek çok komünist ismi rejim karşıtı olduğu için hapse gönderdi. Lakin komünistler Davud Han’a karşı saldırıya geçtiler ve 27 Nisan 1978’de kanlı bir darbeyle yönetimi ele geçirdiler. Davud Han, yakın çalışma arkadaşları ve ailesi öldürüldü.

Davud Han’dan sonra yönetime komünistler geçti. Fakat komünistler içinde de Perçem ve Halk kanadı olmak üzere ikili bir ayrım vardı. Nur Muhammed Tereki, Babrak Karmal başta olmak üzere Perçem kanadının mensuplarını iktidardan tasfiye etti. Tereki, Sovyetlerle bir dostluk antlaşması imzaladı. Bu dostluk anlaşmasının ülkeyi Sovyet işgaline açık kapı hâline getireceğini düşünen başbakan Hafızullah Emin, Tereki’yi bir darbe sonucu öldürerek yönetimi devraldı. İşin ilginç yanı Emin de Tereki gibi Halk kanadındandı.

Emin’in iktidarı da fazla sürmedi. SSCB, 27 Aralık 1979 yılında 85.000 kişilik bir orduyla, Afganistan’ı karadan ve havadan işgal etti. Aynı gün Emin, Sovyet özel kuvvetleri tarafından öldürüldü ve yerine Babrak Karmal geçti.

Babrak Karmal, Sovyetlerin desteğiyle Afganistan üzerinde egemenlik kurmaya çalıştı. Lakin bunu bir türlü başaramadı. Komünistler arasında bölünme hala devam ediyordu. Bu sefer iktidarda olan Perçem kanadı, Halk kanadını tasfiye etmeye ve idam etmeye başladı. Ayrıca halk da Sovyet işgaline tepkiliydi. Son olarak ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın başını çektiği dış devletler, SSCB’ye karşı direnişe geçen radikal İslamcı mücahitlere büyük desteklerde bulunuyordu. 1986 yılında Babrak Kamral görevden uzaklaştırıldı. Yerine Hacı Muhammed Çamkani ve ardından 1987 yılında Necibullah geçti. Necibullah daha ılımlı politikalar izlemeye çalıştı. Yeni bir anayasa yürürlüğe soktu, mücahitlerin dini taleplerine yönelik adımlar attı lakin bunların hiçbiri sonuç vermedi. Ülkede bütünlük bir türlü sağlanamadı. 1989 yılında, Sovyetler Birliği ülkeyi terk etti.

Necibullah bir süre daha iktidarını devam ettirdi. Afgan siyasetinin kilit isimlerinden Raşit Dostum’un desteği ve SSCB’nin desteği devam ediyordu. Lakin 1991’de Sovyetlerin yıkılması ve Dostum’un da 1992’de Necibullah’tan desteğini çekmesi sonun başlangıcı oldu. Ahmet Şah Mesud ve General Dostum ittifakı Kabil’de önemli noktaları ele geçirince, Necibullah 16 Nisan 1992’de görevinden istifa etmek zorunda kalarak BM temsilciliğine sığındı. 1992 yılında mücahit grupları Kabil’de bir araya gelerek kısa süreli bir uzlaşma sağlasa da ardından yine birbirleriyle çatışmaya başladılar. Özellikle mücahitler arasındaki etnik köken farklılıkları (Örneğin Şah Mesud ve Rabbani Tacik, Dostum Özbek, Hikmetyar ise Peştun’dur) büyük etkiye sahiptir.

İç Savaş, Taliban’ın Hâkimiyeti ve ABD İşgaline Giden Yol (1992-2001)

1992 ve 1994 yılları arasında mücahitler arasında çetin çatışmalar yaşanmıştır. Hikmetyar, Raşit Dostum, Rabbani ve Ahmed Şah Mesud bu çatışmaların göze çıkan isimleridir. Bu mücahit grupları birbirlerini yiyip bitirirken Afganistan’ın güneyinde yeni bir aktör göze çarpmaya başlamıştır: Taliban.

Talib’in anlamı İslam yani medrese öğrencisi, Taliban ise bu sözcüğün çoğulu yani medrese öğrencileri demektir. İlk başlarda sayıları yüzü bile geçmeyen bu örgüt, sıradan bir köy imamı olan Molla Ömer tarafından kurulmuştur. Taliban’ın büyüyüp gelişmesinde Pakistan’ın rolü büyüktür. Mücahitler arasında Peştun kökene sahip Hikmetyar’ı destekleyen Pakistan; Peştunları bölen tutumu, acımasız eylemleri ve Peştun olmayan unsurlara karşı verdiği mücadeleyi kaybetmiş olması nedeniyle Hikmetyar’dan desteğini çekmiş ve Taliban’a yönelmiştir.

Gittikçe güçlenen Taliban, önce Peştun ağırlıklı güney eyaletleri ele geçirmiştir. Ardından 1995 yılında Kabil’in kapılarına dayanmış lakin Ahmet Şah tarafından püskürtülmüştür. Ahmet Şah’ın, mücahitler arasında askeri strateji ve komutanlık becerisi en yüksek donanıma sahip lider olması bu durumda etkili olmuştur. Taliban’ı takip eden Ahmed Şah, Çarasyap’ta onları ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Lakin bu mağlubiyet Taliban’ın gücünü kıramamıştır. 1996 yılında tekrardan Kabil’e dayanan Taliban, bu sefer şehri direnişle karşılaşmadan ele geçirmiştir. Bunda Ahmed Şah Mesud’un komutanlarının ona ihanet etmesi de etkili olmuştur.

Devrik komünist lider Necibullah, Ahmed Şah’ın kendisiyle gelme teklifini reddetmiştir. Taliban da BM’nin Necibullah’ı Kabil dışına çıkarmasına izin vermemiş ve Necibullah’ı canice bir şekilde öldürerek cesedini ibret olmak üzere Kabil şehir merkezinde bir elektrik direğine asmıştır.

Bu gelişmelerin ardından başta Dostum olmak üzere eski mücahitler Taliban’a karşı ittifak kararı almışlardır. Tacik liderler Rabbani ve Ahmed Şah Mesud, Özbek lider Dostum ve Hazara (Türk, Moğol, yerli halk karışımı etnik grup. Ülkenin yüzde 10’unu oluştururlar ve Şii oldukları için Peştunlardan büyük eziyet görmüşlerdir) lider Kerim Halili 10 Ekim’de Kuzey İttifakı’nı kurmuşlardır. Lakin bu ittifak da Taliban’ı yok etmeyi başaramamıştır.

Taliban, 1996 yılında kısa süreliğine, 1998 yılında ise Kuzey’ın bir nevi başkenti olan Mezar-ı Şerif’i tamamen ele geçirmiştir. Yine bunda Dostum’un askerleri tarafından ihanete uğraması etkili olmuştur. Taliban Mezar-ı Şerif’i ele geçirdikten sonra büyük bir katliama girişmiş, özellikle Hazaralara karşı canice faaliyetlerde bulunmuştur. Yine Mezar-ı Şerif’teki 11 İran diplomatını da katletmiştir.

Ülkede iyice hâkim duruma gelen Taliban, sert ve barbarca bir yönetim izlemiştir. Tüm bunların yanında Taliban’ın El Kaide’ye olan üstü kapalı desteği, dünya genelindeki terör saldırılarına verdiği gizli destekler ve afyon ticaretini olağanüstü bir düzeye çıkarması örgütün kaderi için dönüm noktası olmuştur. Örgütün destekçilerinden Suudi Arabistan bile desteğini çekmeye başlamıştır. 11 Eylül 2001 tarihinde El Kaide’nin ABD’de gerçekleştirdiği terör saldırıları Taliban için bardağı taşıran son damla görevi görmüştür.

ABD ve İngiltere BM’den bir güç kullanma onayı almaksızın 7 Ekim 2001 günü Afganistan’da Taliban yönetimine karşı Kalıcı Özgürlük Harekâtını başlatmışlardır.

ABD İşgali, Restorasyon, ABD’nin Çekilişi ve Taliban’ın Tekrar Yükselişi (2001-2021)

ABD ve İngiliz kuvvetler kısa sürede Kabil’i ele geçirmişlerdir. ABD, NATO kuvvetleri, Kuzey İttifakı  ve muhalif Peştunların desteğiyle Taliban yönetimi kolayca çökertilmiş, Taliban ve El Kaide güçleri parçalara bölünerek kırsal bölgede ve Pakistan’ın Peştun vilayetlerinde hayatta kalmaya çalışmışlardır.

5 Aralık 2001 tarihinde Almanya’nın Bonn kentinde toplanan Afgan temsilcileri, geçici yönetimin kuruluşu konusunda uzlaşmaya vardı. Bonn Anlaşması ile birtakım önemli kararlar alınmıştır: Afganistan’ı yeniden inşa etmek, Geçici hükümetin kurulması, Geçici başkan Hamid Karzai’ye destek vermek ve Afganistan’ın bu sürecinde askeri kalkan oluşturmak.

Yine Bonn Anlaşması’nın ardından NATO komutası altında ISAF (Uluslararası Güvenlik Destek Gücü) kuruldu. Ocak 2004’te yeni Afgan Anayasası kabul edilirken Ekim/Kasım aylarında gerçekleştirilen seçimlerde Karzai yüzde 55’lik oy oranıyla zafere ulaştı. 2009’da tekrar başkan seçilen Karzai, 2014’te iktidarı Eşref Gani’ye devretti.

Tüm bunlar yaşanırken Taliban yok edilememiş, aksine güç kazanmıştı. Özellikle Afganistan’da ABD askerlerinin tutumu, Afgan halkına karşı sergilenen kötü muamele, iktidara gelen liderlerin bir türlü tam olarak merkezi yönetimi sağlayamaması, Pakistan’ın Taliban’a olan desteği ve halktaki yabancı düşmanlığının artışı kırsal kesimde Taliban’ı tekrar egemen hâle getirdi.

Bu gelişmelerin ardından tıpkı Sovyetler gibi ABD’de Afganistan’ın kendileri için artık bir bataklığa dönüştüğünü anladı. Obama dönemiyle beraber ABD, Afganistan’dan çekilmeyi masaya yatırmaya başladı ve buna yönelik faaliyetlere girişti. Önce Trump ardından da Biden’ın attığı kesin adımlarla beraber Ağustos ayının sonuyla ABD Afganistan çekilişini tamamladı. ABD’nin ülkeden çekilmesiyle beraber atağa geçen Taliban, kısa süre içerisinde ülkenin neredeyse tamamını ve başkent Kabil’i ele geçirdi.

Sonuç

Milattan öncesiyle başlayarak 2021 yılına kadar Afganistan tarihinin bir incelemesini yaptık. Görüldüğü üzere Afganistan’ın çok ciddi ve çözülmesi neredeyse imkânsız problemleri mevcut.

Bunların başında etnik bölünmüşlük ve ülkenin sürekli olarak yabancı devletlerin güç mücadeleleri arasında kalması geliyor. Her gelen büyük devlet kendi çıkarları ve politikaları doğrultusunda Afganistan’ı biçimlendirmeye çalıştı lakin hiçbiri başarılı olamadı. İngilizler ülkede tutunamayarak Afganistan’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. Sovyetler sosyalist bir Afganistan yaratamayarak bu coğrafyanın sert dağlarına çarptı ve geri çekildi. ABD ise kendi yarattığı canavarın saldırılarına maruz kalarak ülkeyi terk etmeye mahkum oldu.

2001 yılında Taliban’ın ülke yönetimini ele geçirdikten sonra yaptığı canice davranışlar ve sergilediği sert dini tutumu ortada. Yine 2001-2021 yılları arasında da pek çok kez intihar saldırısı başta olmak üzere terör eylemleri gerçekleştirdiler. 2021 yılında tekrardan bölgeye hâkim olsalar ve her ne kadar şimdiye kadar ılımlı mesajlar vermeye çalışsalar da bu örgüte güvenilemeyeceği aşikâr. İlerleyen zamanlarda bizi neler bekliyor, hep beraber yaşayarak öğreneceğiz…

Kaynakça

1-18. Yüzyıldan Günümüze Kadar Afganistan’ın Jeostratejik Önemi, Hüseyin Şeyhanlıoğlu.

2-Afganistan’da İktidar Mücadelesi ve Dış Müdahale Sorunsalı: Uluslararası Toplum İçin Yeni Bir Yol Haritası, Ali Rıza Kuğu

3-Çağdaş Afganistan Tarihi, Onur Köse

4- “History Of Afghanistan – Wikipedia”. 2021. En.Wikipedia.Org. https://en.wikipedia.org/wiki/History_of_A.

5-Afganistan’ın yakın tarihi – BBC News Türkçe “Afganistan’ın Yakın Tarihi – BBC News Türkçe”. 2009. BBC News Türkçe. https://www.bbc.com/turkce/ozeldosyalar/2.

6- 2021. Youtube.Com. https://www.youtube.com/watch?v=OvinejvTp6U.

7- 2021. Youtube.Com. https://www.youtube.com/watch?v=40tYQIKAuN8.

Kapak Görseli: “Nordic Light 2012- Farzana Wahidy – The Eye Of Photography Magazine”. 2012. The Eye Of Photography Magazine. https://loeildelaphotographie.com/en/nordic-light-2012-farzana-wahidy/.

-Ali Fuat ÇALIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir