Hayvan Hakları Ve Türk Hukukunda Hayvanların Statüsü Üzerine

/ / HUKUK
Giriş

Hayvanlar ve bu canlıların hukuki statüleri hem önemli hem de oldukça hassas bir konudur. Onlara nasıl adil ve koruyucu bir düzen sağlanabileceği, birçok kez rastladığımız hayvan hakları ihlallerinin nasıl engellenebileceği soruları medeniyetimiz için oldukça mühim noktalardır. Bu yazıdaki temel amaç, sizleri hayvanların hukuki statüsüne dair bilgilendirmeye çalışmak olacak. Bu kısa girişin ardından ilk konu başlığımızla yazımıza başlayalım.

Hayvanların Hukuki Statüsüne Dair Temel Görüşler

Hayvanların hukuki statüsüne dair temel olarak üç görüş bulunmaktadır. Bunlar hayvanı eşya sayan, hayvanı kişi benzeri sayan ve hayvanı kişi olarak nitelendiren görüşler olarak ifade edilebilir.

a)Hayvanı Eşya Sayan Görüş: Hayvanı eşya sayan anlayış, Roma hukuku kökenli bir geleneğe dayalıdır. Bu görüş taraftarlarına göre hak kavramı, insan türüne ait bir kavramdır. Hukuk, insanın doğasından ve kendisinden kaynaklanır. Dolayısıyla hukuk, sadece insanlar için bir anlam ifade etmektedir. Hakların ve hak sahibi varlıkların çoğaltılması hukuk açısından kabul edilebilir değildir.

İnsanın hayvan karşısındaki sorumluluğu bir ödev biçimindedir. İnsanlar hayvanlara kötü muamele göstermemeli, onlara hak ettikleri değeri vermelidir. Hayvanları hukukun süjesi haline getirmek yerine bir ödev bilincine sahip olunarak hayvanlara iyi davranılmalıdır.

Türk Medeni Kanununun 10.maddesine göre ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin gerçek kişinin fiil ehliyeti tamdır. Bu görüş taraftarlarına göre insana hukuk öznesi sıfatının tanınmasının nedeni irade, zekâ ve bilinç sahibi olmasıdır. Dolayısıyla hayvanlar, bu niteliklere ve özelliklere sahip olmadıklarına göre, hukukun süjesi olarak nitelendirilemezler.

b)Hayvanı Kişi Benzeri Sayan Görüş: Bu görüş, hayvanları insanlara benzeterek bir kişilik tanıma yerine, hayvanlar için özel bir hukuki kişilik oluşturulması önerisini getirmektedir. Bu çerçevede hayvanlar için melez bir statü yaratılmasını öngörülmektedir.

Bu görüş taraftarları hayvanlara özel bu statüyü yaratırken tüzel kişilik kavramını örnek gösterirler. Nasıl ki hukukun ve insanın ihtiyaçları neticesinde yeni bir hukuk süjesi kavramı yaratılabildiyse aynı çerçevede hayvanlara özel bir hukuki statü ortaya çıkarılması mümkündür.

c)Hayvanı Kişi Olarak Nitelendiren Görüş: Bu görüşü savunanlara göre insan olsun, hayvan olsun, zevk alabilen ve acı duyabilen her canlı bir hukuk öznesi olarak kabul edilmelidir. Dolayısıyla bir varlığın hukuk süjesi olarak kabul edilebilmesinde ana ölçüt budur.

Yarar ölçütüne dayanan bu görüş, dayanağını Jhering’in hak tanımından almaktadır. Jhering’e göre haklar; hukuken korunan çıkarlar, menfaatlerdir. Hakların amacı ve harekete geçirici gücü irade değil yarardır. Bu çerçevede tüm hayvanlar hukukun süjesi olarak nitelendirilmelidir.

Faydacı filozof Jeremy Bentham’a göre hayvanlar akıl yürütebilirler mi ya da konuşabilirler mi sorusu değil de, ıstırap çekebilirler mi sorusu sorulmalıdır. Dolayısıyla hayvanların hukuki statüsüne dair dikkat edilmesi gereken ana husus insanlığın ekonomik faydaları ya da hümanist idea değil hayvanların acı çekip çekemediği, haz alıp alamadığı noktasıdır.

Avustralyalı filozof ve hayvan hakları savunucusu Peter Singer’e göre salt belirli bir türe ait olma gibi basit bir ayırımdan hareket edilerek, hayvanın hak sahibi kılınmasının engellenmesi keyfidir. Belli bir türe değil de diğer bir türe ait olunduğunda, hak tanımak ya da tanımamak, tıpkı cinsiyete ya da etnik kökene dayalı hak tanımak ya da tanımamak gibidir. Halbuki hukuk, çıkarlara, menfaatlere dayalı olmalıdır; çıkarlar dışında kalan hiçbir ölçüt objektif değildir, ayırımcılığa yol açar.

Hayvan haklarına dair temel üç görüş bu şekilde ifade edilebilir. Yazının son bölümünde bu görüşlere dair eleştirileri de aktaracak, kendi düşüncelerime göre bir değerlendirmede bulunacağım. Şimdi yazımızın diğer bölümüyle devam edelim.

Yabancı Hukuklarda Hayvan Hakları

Bu bölümde çeşitli ulusların hayvan haklarına dair hukuk mevzuatlarına değinecek ve hayvanlara ilişkin verilen bazı kararlardan bahsedeceğiz.

Öncelikle değinmemiz gereken belge elbette 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’te ilan edilmiş ve 1990 yılında da kamuya duyurulmuş olan Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’dir. Bu beyanname hayvanlara dair çeşitli temel konulara değinmektedir. Hayvanın var olma ve türünün korunması hakkına, saygı görme hakkına, bakılma ve korunma hakkına, eziyet edilmeme hakkına, fiziksel ve psikolojik olarak acı çekmeme hakkına ve onurunun korunması hakkına sahip kılınması gereğinden söz eder. Ülkemizde de Hayvanları Koruma Kanununun 4.maddesinde hayvanların hukuki statüsüne dair bu temel ilkelere yer verilmiştir.

Hayvanın duyarlığını göz önüne alan ilk yasama faaliyeti, Birleşik Krallık tarafından gerçekleştirilmiştir. İngiltere’nin Kuzey Amerika kıtasındaki Massachusetts kolonisinde 1641 yılında hayvan haklarına ilişkin denilebilecek hukuksal düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre; “Hiç kimse, genellikle insanların yararlandığı bir hayvana kötü davranamaz.’’

İlk düzenlemeye ve Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesine yer verdikten sonra çeşitli ülkelerin hayvanlara dair hukuk mevzuatlarına dair örneklerle devam edelim.

Finlandiya Hukukuna göre, hayvan bir nesne olsa da, insanların tüm hayvanlara saygı gösterme manevi ödevi vardır ve hayvan bazı zihni yeteneklere sahip olabilen bir canlıdır.

Avusturya Hukukuna göre, hayvanlar eşya değildirler fakat hukuk öznesi de değildirler. Bir kişinin malvarlığına dâhil olabilirler.

Fransız Hukukunda hayvan eşya olarak görülmekte ve mülkiyet hakkının konusunu oluşturmakla birlikte, daha sonra yapılan yasal düzenlemeler çerçevesinde “canlı ve yaşayan bir eşya” olarak kabul edilmiştir.

Görüldüğü gibi Avrupa’nın muhtelif devletlerinde hayvanların hukuki statüsüne dair onları tamamen bir eşya olarak kabul eden ve ekonomik bir meta olarak nitelendirilen görüş terk edilmektedir. Hayvanları tam olarak bir hukuk süjesi konumuna getirmeseler de onlar için özel yasalar çıkarılmakta ve düzenlemeler yapılmaktadır.

Daha önce hayvanlara dair temel görüşleri belirtirken hayvanlara kişilik verilmesi gerektiğini savunanların olduğuna değinmiştim. Bu görüşe dair eleştirileri de son bölümde aktaracağımı da söyledim. Lakin yazının bir sonraki bölümüne geçmeden önce hayvanları tıpkı bir insan gibi hukukun süjesi kabul etmenin yarattığı bazı absürt vakalara değinmek istiyorum.

Doksanlı yıllarda Amerikan mahkemesi, Taro adlı bir köpeği, polisin yeğenini ısırdığı için idam cezasına mahkûm etmiş, sonradan cezayı ömür boyu hapse çevirmiştir. 1916’da ABD’nin Tenessee şehrinde bir sirkte bulunan Mary adlı fili, bakıcısı yerine başka biri göle götürmeye çalışınca, Mary panikleyip o kişiyi öldürmüş, şerifin talebiyle idama mahkûm edilmiş, ilk asıldığında, asılı bulunduğu zincirlerin kopmasıyla beli kırılmış, sonrasından sancılar içinde kıvranan hayvan tekrar asılarak ceza infaz edilmiştir. Daha eski tarihlere gitmek gerekirse 1386 yılında Fransa’da bir domuz, bir çocuğu öldürdüğü için idam edilmiştir. Bu örneklerin çoğaltılması mümkündür. Şimdilik bu kadarla bırakalım.

Bu bölümde hayvanların çeşitli yabancı uluslardaki statülerini ve hayvanlara dair verilen bazı absürt hukuki müeyyideleri inceledik. Şimdi Türk Hukukunda hayvanların statüsünü inceleyerek devam edelim.

Türk Hukukunda Hayvan Hakları

Türk Hukukunda eşyanın canlı ya da cansız olması bakımından bir ayırım yapılmamakta ve hayvanlar, taşınır bir eşya olarak kabul edilmektedir. Lakin hayvanlara özel yasalar da bulunmaktadır. Bunlardan en bilineni 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunudur. Ayrıca bu kanuna dair Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği çıkarılmıştır. Son olarak Anayasa’da, Türk Ceza Kanununda ve çeşitli kanunlarda hayvanlara ilişkin hükümler bulunmaktadır.

Türk Hukukunda hayvanın eşya statüsünde olduğu belirtilse de hayvanlar salt taşınır eşya olarak nitelendirilmemekte ve malikin yetkilerinin sınırları bulunmaktadır. Örneğin, hiç kimse hayvan üzerindeki mülkiyet hakkını diğer kişilerin haklarına aşırı zarar verecek şekilde kullanamaz; hayvana işkence ederek diğer kişilerin üzülmesine, acı duymasına kişilik hakkının zedelenmesine yol açamaz.

Mevcut mevzuatta yürürlükte bulunan Hayvanları Koruma Kanunu, ilk maddesinde gayesini belirtmiştir. Buna göre kanunun amacı ‘‘Hayvanların rahat yaşamlarını ve hayvanlara iyi ve uygun muamele edilmesini temin etmek, hayvanların acı, ıstırap ve eziyet çekmelerine karşı en iyi şekilde korunmalarını, her türlü mağduriyetlerinin önlenmesini’’ sağlamaktadır. Ayrıca kanunun 4.maddesinde daha önce belirttiğimiz gibi Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesinin temel ilkeleri bulunmaktadır.

5199 sayılı kanunun 15.maddesine göre her ilde valinin başkanlığında toplanan bir il hayvanları koruma kurulu bulunur. Bu kurul hayvanların korunması ve mevcut sorunlarının çözümüne yönelik çalışmalar yapar. Ayrıca 19.maddede yerel yönetimlerin hayvanların barınması, beslenmesi, rehabilitasyonu, aşılaması ve kısırlaştırması için yapacakları harcamalara Bakanlık tarafından mali destek sağlanması öngörülmüştür.

Türk Ceza Kanununda da hayvanlara ilişkin bazı hükümler bulunmaktadır.  TCK madde 151/2’ye göre ‘‘Haklı bir neden olmaksızın, sahipli hayvanı öldüren, işe yaramayacak hale getiren veya değerinin azalmasına neden olan kişi hakkında’’ dört aydan üç yıla kadar hapis cezası ya da adli para cezasının verilmesi mümkündür. Lakin görüldüğü gibi bu kanun hükmü sadece sahipli hayvanlar için söz konusudur. Sokakları evi olarak kabul eden sahipsiz hayvanlar ya da vahşi hayvanlar için geçerli değildir. Bu hayvanların öldürülmesi durumunda Hayvanları Koruma Kanunu veya Kara Avcılığı Kanunu çerçevesinde sadece idari para cezası uygulanmaktadır. Ayrıca bu maddede dikkat çekilmesi gereken bir diğer nokta da geçerliliğinin mağdurun şikâyetine bağlı olmasıdır. Yani sahipli bir hayvanın öldürülmesi durumunda eğer sahibi şikâyetçi olmaz ise kanun yine uygulanmayacaktır.

TCK’da toprağa, suya, havaya çevreye verilen zararlı atık veya artıkların hayvanların sağlığına zarar vermesi halinde bu atık veya artıkları çevreye veren kişinin eyleminden dolayı cezalandırılması öngörülmüştür. Eylemin kasıtlı işlenmesi halinde 181/4.maddeye göre, taksirle işlenmesi halinde ise 182/2.maddeye göre ceza verilecektir. Görüldüğü gibi hayvanlar ve insanlar mağduriyet açısında eşit olarak değerlendirilmiştir.

Anayasamızın 56.maddesine göre “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.’’ Sağlıklı ve dengeli bir çevre ancak ve ancak hayvanlar için de makul koşulların sağlanmasıyla mümkün olabilir. Dolaylı yoldan da olsa anayasadaki bu maddenin hayvan haklarına dair olduğu belirtilebilir.

Genel olarak Türk Hukukunda hayvan haklarının statüsüne dair söyleyebileceklerimiz bu kadar. Son bölümde yazımızda bahsettiğimiz konulara dair şahsi görüşlerimi belirtecek ve çeşitli eleştirileri sizlere aktaracağım.

Sonuç

Hayvan haklarına dair temel görüşleri ifade ederken bu görüşlere dair eleştirileri sizlere son bölümde aktaracağımdan bahsetmiştim. Hayvanı eşya sayan görüşe dair eleştiriler ile başlayalım.

Bu görüş karşıtlarına göre çocuklar, zihinsel engelliler ve akıl hastaları fiil ehliyetine sahip değildirler ve davranışlarının sonuçlarını genel olarak kontrol edemezler. Ancak, yaşam hakkına sahiptirler. Hayvanlar ayırt etme kuvvetine veyahut bir bilince sahip olmasalar bile hak sahibi olmaları gerekmektedir. Tıpkı yukarıda belirttiğimiz insan grupları gibi.

Hayvanı kişi sayan görüş taraftarlarına da çeşitli eleştiriler getirilmektedir. Örneğin sinir sistemine sahip olmayan hayvanlar haliyle acı ve haz yetilerinden de mahrumdurlar. Dolayısıyla bu hayvanları hukukun süjesi olarak görmek ne kadar makuldür? Bir başka eleştiri ise hayvanların hukukun süjesi haline gelmesi durumunda sadece hak değil aynı zamanda borç sahibi olabileceği noktasındadır. Böyle bir durum nasıl kabullenilebilir? Yukarıda hayvanların tıpkı bir insan gibi hukukun süjesi sayılması durumunda ne gibi absürt müeyyidelerin ortaya çıkabileceğini gösterdik. Bu doğrultuda hayvanların hukukun süjesi sayılması hayvanlar için de tehlikeli bir durumdur.

Hayvanların hukuki statüsüne dair temel görüşlere ait eleştirileri genel bir çerçevede sizlere aktardım. Yazımın son kısmında ise hayvanların hukuki statüsüne dair kendi görüşlerimi aktaracağım.

Ben, hayvanların bir insan gibi hukukun süjesi olarak nitelendirilmesi gerektiği görüşünün taraftarı değilim. Yukarıda da belirtildiği gibi bu durum hayvanları korumak yerine tam aksine tehlikeye atacaktır. Hayvanların salt bir eşya olarak görülmesi de onları cansız metalarla eş değer görmek olacaktır. Ki, bu da yanlıştır. Hayvanlara dair özel bir hukuki statü yaratılmalı, onları korumak için gerekli önlemler alınmalıdır. Nitekim Avrupa’nın çeşitli ülkeleri de bu yönde bir gelişim sergilemektedir. Onları ne eşya ne de tıpkı bir insan gibi hukukun süjesi olarak nitelendirmek yerine yaratılacak özel statü ile en iyi şekilde korunmaları sağlanmalıdır.

Türk Hukukunda hayvanların statüsüne değinecek olursak, yapılması gereken düzenlemeler olduğu aşikârdır. Sokaklarda başıboş olarak nitelendirilebilecek hayvanların durumu örnek olarak gösterilebilir. Bu hayvanların öldürülmesi durumunda öngörülen ceza yalnızca idari para cezasıdır. Bunun da caydırıcı olmadığı, gündeme sürekli gelen hayvan hakları ihlali haberleri ile görülmektedir.

Tüm hayvanları bir tutmak, hepsine eşit haklar tanımak elbette mümkün değildir. Nitekim endüstriyel tarım ve hayvancılığın söz konusu olduğu modern çağda bunun sağlanması ütopik bir hayaldir. Lakin bu, hayvanlar için en adil ve koruyucu düzenlemeler yapılmasın anlamına gelmemektedir. Ayrıca endüstriyel tarım ve hayvancılıkta kullanılan hayvanlar için de mümkün olduğunca en ideal düzenlemeler gerçekleştirilmelidir.

Son olarak, ısrarla belirtmek istiyorum ki Türk Hukukunda hayvan haklarının statüsü yeterli düzeyde değildir. Bir an önce hayvanların haklarına dair caydırıcı yaptırımlar getirilmeli, hayvanların statüsü düzenlenmeli ve ideal bir kanun kabul edilmelidir. Bunlar olmadıkça hayvanların korunması ve onlar için adil bir toplumun yaratılması mümkün değildir.

Kaynakça

1-KOÇHİSARLIĞLU Cengiz ve ERİŞGİN SÖĞÜTLÜ Özlem, ”Hayvanın Hukuki Konumu”, Journal of Yasar University, S:Özel (2013), sf.1691-1723

2-YILMAZ Halil, ”Hayvan Haklarına Bakış”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S:62 (2006), sf. 212-229

3-CUMALIOĞLU Emre, ”Medeni Hukukta Hayvan Hakları Ve Hayvanlar Üzerindeki Hak”, D.E.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, S:Özel (2017), sf. 573-610

4-DURAL Mustafa ve SARI Suat, ”Türk Özel Hukuku:Temel Kavramlar ve Medeni Kanunun Başlangıç Hükümleri”, Filiz Kitabevi, İstanbul 2018.

-5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu

-Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği

-5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

-Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Ali Fuat ÇALIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir