Daha Nostaljik Filmlerimiz Olmuştu!

/ / SİNEMA

Sinema camiasının hatırı sayılır yönetmenlerinden Paul Thomas Anderson’ın son filmi Licorice Pizza yeni yılın ilk günlerinde ülkemizde de vizyona girdi. Film Anderson’ın da çocukluğunu geçirdiği San Fernando Valley’de 1970’lere uzanıyor ve nostaljik olmaya çabalamadan nostaljik bir büyüme ve hatta yer yer büyüyememe hikayesi anlatıyor. Film ayrıca oyuncu kadrosunda gelecekte isimlerini muhtemelen pek çok kez işiteceğimiz iki ismi barındırıyor: Anderson’ın medarıiftiharlarından Philip Seymour Hoffman’ın oğlu Cooper Hoffman ve Amerikan pop-rock grubu Haim’in üyelerinden -ayrıca Anderson’ın aile dostu olan Haim ailesi- Alana Haim. Filmde yan karakter olarak yer alsalar da Tom Waits, Sean Penn, Bradley Cooper ve Benny Safdie gibi ünlü isimler bu ikiliye eşlik ediyor.

Bir Büyüyememe Krizinin Yarı-Otobiyografik İzdüşümü

Anderson’ın çocukluğundan oldukça iyi bildiği ve bugün hala daha yaşadığı bir lokasyonda mekânın ve dönemin atmosferinin böylesine ustaca kullanılmasına şaşmamalı. Buraya olan sevgisi, banliyöleri ve adeta tarif edilemez şerit tip alışveriş merkezleriyle tamamen Vadi’ye özgü bir yapının üzerine oturuyor film. Zaten kendisi de “Burası benim de gençliğimin geçtiği yer. Licorice Pizza’daki olayların yaşandığı 101. Otoyol’un hemen aşağısındaki Woodland Hills’de büyüdüm ve filme adını veren Güney Kaliforniya’daki plak dükkânı zincirini hâlen daha sevgiyle anımsıyorum.” diyor bir röportajında. Gary Valentine karakterinin Anderson’ın bir alter-egosu olduğunu tam manasıyla söyleyemesek de kendisinden, çevresinden ve geçmişinden izler barındırdığı da bir gerçek. 70’ler ruhunu gerçeklikten kopmayarak taşıdığı estetik yapı, dönemi yansıtan küçük ama mühim dokunuşlar ve hatta kullanılan tüm müziklerle Licorice Pizza kopup geldiği dünyayı yansıtan ve içinden izleyiciye bayağı gelmeyen nostaljik bir his yumağı çıkaran muhteşem bir film.

Nereye Gittiğini Bilmediğimiz Bir Yoldayız ve Belki Sonunda Büyürüz

Gary Valentine, Brian Wilson’la özdeşleşen saç kesimi ve büyümüş de küçülmüş tavrıyla tipik bir lise öğrencisinden oldukça farklı ve film bu gençlik enerjisinin verdiği coşkuyla başlıyor. Aynı zamanda çocuk oyuncu ve korkusuz bir girişimci olan Gary, okulda denk geldiği ve anında “bir gün evleneceğim kız” diye tanımladığı okul fotoğrafçısı asistanı Alana ile hayatında yeni bir pencere açıyor.

Gary’nin bir televizyon yayını için kendisine eşlik edecek refakatçiye ihtiyacı olması bir bakıma hikâyenin startını verir. Alana ile çıktığı bu yolculuk genç kahramanımızın büyüme sancısını tetikler. Şayet Alana, fevkalade kendini beğenmiş yardımcı yıldız Lance’e âşık olur. Gary tüm bu hayal kırıklığına ve istediğini elde edememe duygusuna rağmen pes edecek bir karakter değildir. Gözlerini her zaman olduğu gibi yükseklere dikmiştir ve Alana ile ortak oldukları, onları mecburen bir arada tutacak su yatağı işi hikâyeye yön veren etmen olacaktır.

Bir İşten Diğerine Koşarken Kendini ve Aradığını Bulmak

Alana ve Gary’nin Vadi’de koşuştururken, çeşitli işler kurmaya çalışırken, flört ederken ve birbirlerini umursamıyormuş gibi yaparak aşk için başka insanlar ararken daimî birlikteliği izleyici için de bir izlek noktası. Peki böylesine bir yaş farkı varken, ne tür bir ilişkiden bahsedebiliriz? Bu oldukça muğlak bir mesele olsa da değinilmesi gereken bir nokta var ki o da Hoffman’ın hayat verdiği Gary Valentine’ın yaşından çok daha büyük tavrı ve vücuduna da cuk oturan yetişkin enerjisi. Uzun zamandır çocuk yıldız olması da bu olgunlukta etken. Şayet Gary, Alana ile tanıştığında ve ona anında âşık olduğunda onun dünyasına öylesine bir özgüvenle girer ve muhatabına öyle doğrudan hitap eder ki Alana istese de buna engel olamaz. Sürekli gelişen ve zamana yayılan ilişkileri filmin ana çerçevesini oluştursa da Licorice Pizza’nın bir bakıma bu kadının kendini keşfetme yolculuğuyla alakalı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sürekli değişen işler, farklı kıyafetler, hayatına giren çıkan bambaşka kişiler, değişen öncelikler… Üstelik Anderson’ın kariyeri boyunca odaklandığı karakterlerin büyük çoğunluğunun erkek olduğu düşünülürse onun olağanüstü sanatsal içgüdülerini bir kadının keşfine yönelttiğini görmek Licorice Pizza’ya da yepyeni ve tertemiz bir soluk getiriyor. Alana için umut şüphesiz sonsuz olsa da Los Angeles’ta -dünyadaki cehennemde- genç bir kadın olarak yaşamanın gerçekliği göz ardı edilemiyor. Tutucu sayılabilecek Yahudi bir ailede, katı kurallar dahilinde kendini bulmak pek de kolay değil. Tüm bu serüvende, şartlar ne olursa olsun bir şekilde ona yol arkadaşlığı eden Gary ise övgüyü hak edecek cinsten bir karakter. Biraz da onu konuşalım.

Soggy Bottom, Su Yatağı, Meyankökünden Pizza ve Gary

Gary bir çocuk oyuncu, hatta çocuk yıldız. Bunun ötesinde, iflah olmaz bir girişimci. Bir özgüven abidesi. Korkusuzca konuşan, sonuçlarından bihaber görünse de cesaretiyle kendine hayran bırakan, duruşu ve tavrıyla yaşından çok daha büyük duran keyifli bir karakter. İzleyici için yer yer sinir bozucu hale gelebilir, kabulümdür. Lakin bu karakterin bayağılaşmadan gerçeklik algımıza oturması, henüz 18 yaşındaki Cooper Hoffman’ın bitmek bilmeyen ve izleyiciye de bulaşan muhteşem enerjisi konuşulmaya değer. Anderson’ın merkezine aldığı ilişkiyi işlerken referans noktalarından birisi Alana iken diğeri de ondan çok daha küçük olan, adeta büyüme sancıları çeken ve bilinmez bir yolculukta olan aşığı Gary. İkilinin eşsiz dinamiği, yer yer birbirlerinden kopsalar da filmin sonuna kadar bizleri ekrana çivileyecek kadar keyifli ve merak uyandırıcı. Büyüme krizinin ortasındaki bir ergen ve kendini ararken oldukça yorgun düşen bir kadının özgün, sevimli ve yüz güldüren ilişkisi izleyici için pek mahrem, pek hoş. Aslında her şeyi temele oturtan şey, tüm bu hengamenin ortasında, tuhaf ama sahici çiftimizin yaşanan her şeyi tamamen inandırıcı kılması gerçeği. Alana’nın ailesinin -gerçek hayattaki ailesi tarafından oynanan- çocuksu uğultularından Gary’nin “adamlaşması”na kadar Licorice Pizza, bu ilişkiyi kabul etmemizi istiyor.

Geçmiş zamanlardan gelen bir çağrışım gibi, Licorice Pizza’nın da sizin sorularınıza vereceği cevabı pek de yok. “Soru işaretlerine cevap aramak yerine mest eden nostaljik bir dinginlik hali” filmin ruhunu özetlemeye yetiyor da artıyor. Bu yolculuğun tümünde pek çok olay gerçekleşiyor. Yan karakterler beliriyor ve kayboluyor. 70’lerden bir parça çalıyor, bir araba geçiyor. Bir an geliyor, nostaljiyi iliklerinizde hissettiren bir an. Ama bunu asla nostaljinin kendisine sığınarak yapmıyor Licorice Pizza. Kendiliğinden nostaljiye bürünüyor. Büründükçe de büyüyor. Koca hengamenin ortasında herkes görevini yerine getirip silikleşiyor, sonra da kayboluyor. Gary ve Alana ise film boyunca gölgeye dönüşmeden, rengarenk ve doludizgin halleriyle öylece kalıyor. Zamanın kıyısında büyüyerek, değişerek ve gelişerek birbirlerine koşuyor. Evet, daha nostaljik filmlerimiz olmuştu ama böylesi olmuş muydu? Ben hatırlamıyorum…

Kaynakça 

Tüm Görseller: https://www.universalpictures.co.uk/

-Eren AKKOÇ

1 Comment to “ Daha Nostaljik Filmlerimiz Olmuştu!”

  1. Avatar HASAN AYDIN says :Cevapla

    Güzel bir çalışma…kutlarız…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir