Anlatırsın Yani Ne Bileyim, Masal Gibi

/ / SİNEMA

İlhan Berk’in Enis Batur’a yazdığı mektuplarda da, Ece Ayhan’ın İlhan Berk’e yazdıklarında da bu sıralar aynı şeyi görüyorum. Bir yaratının ızdırabını, zihinsel mücadeleyi, asla tatmin olamamayı. Bunlar da nereden çıktı dediğinizi duyar gibiyim, şundan söylüyorum. Uzun zamandır -sanıyorum izlediğim günden beri- benim sinema dünyamın biricik güzide filmi “Bir Zamanlar Anadolu’da”yı yazmanın hayalini kuruyorum. Fakat daha tasarı aşamasında bile yıllara yayılan bu duygu birikiminin yükü altında ezildim. Ya zamanı değildi ya da asla o zaman gelmeyecekti. Başta zor olsa da bunu kabullendim, bir başka bahara, belki de ruhu bile titreten bir kış gecesine, kısmet dedim. Berk-Batur-Ayhan üçlüsüyle haşır neşir olduğum bugünlerde ise aklıma yaratı meselesinin şu yönü geldi: Yazamıyorsan nasıl yazamadığından bahsedemez misin? Şimdilik hayır. Peki ya film için? Filmi yazamıyorsun, şimdilik. Filmin nasıl yapıldığını ve yapıl(a)madığını yazmak peki? Ne süreçlerden geçtiğini, adının neredeyse bambaşka bir ad olacağını, Ercan Kesal’ın o sancısını, o şüphesini yazmak? Dahiyane dedim kendi kendime ve işte buradayız sevgili sinemasever.

1984 yılının sonlarına doğru soğuk bir kış gününde Dr. Ercan Kesal, Keskin Devlet Hastanesi’ne atanır. 1985 baharında ise ondaki değişimi başlatacak olan şeyi yapmaya başlar: günlük tutmak.

“Bu gece günlüğümün ilk yazısına başlıyorum. Çok daha önceden (kurayı çekip Keskin’e gelmeden önce) karar verdiğim günlük tutma işini kesinlikle gerçekleştirmeye ve yürütmeye kararlıyım. Günlük tamamen, hekimlik özelinde yaptığım ve yapacağım işleri kapsayacak. Beni çok etkileyen ve mutlaka yazmam gereken şeyleri de içine alabilir.” (Ercan Kesal, Evvel Zaman, İthaki Yayınları, 2014)  

Kasabaya geldikten takribi altı ay sonra ise malum olay gerçekleşir. Neredeyse yirmi beş yıl sonra filmini izleyeceğimiz o olayı Kesal şöyle anlatır:

“Kasabada bulunuşumun altıncı ayıydı galiba. Bir cinayet işlenmişti. Katiller cesedi kasabanın epey uzağında bir tarlaya gömmüşler ve ortadan kaybolmuşlardı. Fakat iki gün içerisinde yakalanmışlar ve suçlarını da itiraf etmişlerdi. Biz o gün akşam saatlerinde, üç araba dolusu insan, komiser, savcı, diğer görevliler ve yanımızda katillerle “cesedi bulmak” için başlayan ve sabaha kadar süren tuhaf bir yolculuk yaptık. Beni çok etkileyen ve uzun yıllar zihnimden çıkmayan bir yolculuktu bu.”

Sanıyorum bu satırlar sizlere de tanıdık gelmiştir. Belleğinde derin izler bırakan bu olayın her bir detayı, Bir Zamanlar Anadolu’da filmi çekilirken ekibin yol haritası olacaktı. İkna süreci hayli uzun sürdü şayet ikna edilecek kişi Nuri Bilge Ceylan’dı. Sırf onu ikna edebilmek için defalarca Keskin’e giden Kesal adeta bir hafıza madenciliği yapıyordu. Eski tanıdıklarıyla konuşuyor, yıllardır görmediği yerleri ziyaret ediyor, en silik anılarının bile peşine düşüyordu. Bu ön keşif süreci, N. Bilge Ceylan ve Ebru Ceylan’la beraber inşa edecekleri senaryoya inanılmaz katkıda bulunmuştu. Senaryoyu yazmaya başladıklarındaysa onları upuzun ve çetrefilli bir süreç bekliyordu.

Kesal’ın senaryoda asıl istediği; bir cinayet üzerinden yaşanan rekabeti, hükmetme isteğini, iktidar arzusunu, kurumların birbirine üstünlük kurma çabasını, eril endişeyi ve bu ana damarlarla yürüyen diğer bir ana damarı: ölümü, ölüm gerçeğini, ölümle yüzleşme fikrini yansıtacak bir çatı kurmaktı. Filmin girişinden son sahnesine kadar her an çok önemliydi. Hatta ve hatta filmin başında olması gereken sahne oldukça tartışıldı. Açılışın gündüz mü gece mi yapılacağı üzerinde de çok duruldu. N.B. Ceylan ve Kesal gece üzerinde ısrarcıydı. İleride filmin afişine de yansıyacak olan o görüntüyü oluşturan fikirleri Kesal’ın kaleminden okuyalım:

“Karanlıkta, bozkırın ortasında, art arda bekleyen üç araba, karınca gibi sağa sola hareket eden adamlar, bir şeyler arıyorlar. Bu görüntü bana ve Nuri’ye nedense çok çekici ve çarpıcı geliyor.”

Defalarca üzerinden geçilen senaryo, Kesal’ın zaman zaman inancını kaybetmesine, yorulmasına, pes edecek raddeye gelmesine sebep olmuştu. 3 Maymun’da da senaryo matematiği üzerinde çalışırken çok yorulan Kesal bu sefer olayın tam merkezindeydi. Yıllar önceki bir tanıklığın filmini yapmak üzerelerdi. Veya yapamamak:

“Ebru şunları söyledi Nuri’ye: “Sen nasıl bir film yapmak istiyorsun? Sen söyle, biz de ona göre çalışalım.” Pek de haksız sayılmaz. Ama temel bir konuda üçümüz henüz aynı yerde değilmişiz, onu gördük. Bakalım yarın ne konuşacağız? Belki de bu iş buraya kadar?”

Ve ertesi sabah günlüğüne “Buraya kadar değilmiş, devam ediyoruz. Elimizde ne var, şöyle bir baktık.” yazacaktı, bu iş böyleydi. Senaryonun başındaki ufak bir cümle tüm gidişatı, hatta filmin sonunu bile doğrudan etkileyebiliyordu. Üçlü çalışma pek çok açıdan kolaylık getirse, ufukları açsa da birtakım zorlukları da beraberinde getiriyordu. Üç kişi üç zihin demekti, yine de bu çatışmalardan daha özgün fikirler ile tutarlı bir senaryo doğdu. İstanbul-Keskin arası mekik dokumalar, kısa bir Adana seyahati, Fransa çıkarması, Nevşehir kaçamakları ve onlarcası… Nihayetinde elle tutulur bir senaryo vardı ve ilk sayfasında şimdilik “Mavera” yazıyordu, sanıyorum bu film ismi kimseye tanıdık gelmedi:

“Filmin adı galiba Mavera olacak. Mavera: Öte, görünenin öte yanı. Biz de film boyunca görünenin öte yanına mı bakmaya çalışıyoruz?”

“İsim konusu kafamızda hala net değil. Kimse “Mavera”ya tam olarak ısınamadı.”

“”Mavera”dan vazgeçtik.” sırasıyla ilerleyen bir maceradan sonra filmin ismi değiştirilecekti.

“Bu arada isimle ilgili seçeneklerden biri olan “Bir Zamanlar Anadolu” ismine Mehmet şiddetli bir muhalefet göstermiş, Nuri de epey etkilenmiş diye düşündüm. Genelde başkalarını dikkatlice dinlese de kendi bildiğini okuyan birisi olmasına rağmen..”

Hal böyleyken isim üzerine uzun uzun tartışıldı ve bir liste yapıldı. Bu listedeki olası film isimlerinden biri seçilecekti. Listedeki isimler şunlardı:

*Bir Zamanlar Anadolu’da/Once upon a time in Anatolia

*Evvel Zaman İçinde Anadolu’da/Once upon a time in Anatolia

*Ahval-Circumstances, cases, situations/Haller, Vaziyetler, Durumlar, Oluşlar

*Anadolu’nun Ortasında Bir Yer/A place in the middle of Anatolia

*Karanlık Yollar/Dark Roads

Nihayet filmin ismine karar verildi, sırada oyuncuları seçmek vardı. Her rol için pek çok aday vardı doğru, fakat katil rolü için çalışılmak istenen kişi en başından beri elliydi. Fırat Tanış’ın yüz hatları, bakışları ve aurası daha senaryo bir taslak halindeyken bile Kesal’ın aklından çıkmıyordu. Pek çok noktayı ondan hareketle, onun üzerine kurmuştu. Şayet Kesal, ilerleyen günlerde günlüğüne Fırat Tanış ve Taner Birsel hakkında özellikle yazacak, verdiği kararın ne kadar doğru olduğunu kendine hatırlatacaktı. Yılmaz Erdoğan’ın ise sette enikonu önemli bir rol alacağını setten önce kimse tahmin edememişti. Keskin’in soğuk gecelerinde adeta bir deneyim timsali Erdoğan, set arkadaşlarının en büyük yoldaşı olacaktı. Kesal, Erdoğan’ın önemini şöyle yazmıştı:

“İlk gün oyuncuları kendi hallerine bıraktık, Yılmaz Erdoğan dışında adeta koca bir dünyada tek başına kalmış gibi dolaştılar.”

“Çok oyun ve çok prova = Yılmaz Erdoğan’ın başarısı.”

“Oyunculuklar konusunda duygularımız gidip geliyor. İnandırıcılık sorunu yok gibi. Yılmaz Erdoğan ne yapıp ediyor, üstesinden geliyor.”

Soğukta geceler boyunca devam eden çekimler bir şekilde tamamlanmış ve Bir Zamanlar Anadolu’da filmine dönüşüvermişti. Sonraki yıllarda üzerine çokça konuşulacak, her bir sahnenin analizi yapılacak, oyunculuklara ve yönetmenliğe şapka çıkarılacak, hatta Cannes’da yönetmen ödülü olacak, sinemamızın gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden biri olarak anılacaktı. Kesal, yine o endişeli ve paranoyak ruh hallerinden birindeyken günlüğüne şunları yazmıştı:

“Saçma sapan bir iş mi yapıyoruz, yoksa bir başyapıt mı çıkarıyoruz? Allahım, umanın ikincisidir.”

Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki kesinlikle ikincisi sayın Kesal. Sevgilerle.

 

Kaynakça 

Metindeki tüm alıntılar, ilk alıntıda belirtildiği üzere Ercan Kesal’ın Evvel Zaman [(Ercan Kesal, Evvel Zaman, İthaki Yayınları, 2014)] isimli anı kitabından alınmıştır. Kesal bu kitabında, günlüklerinden hareketle Bir Zamanlar Anadolu’da filmini tüm süreçleriyle beraber anlatmaktadır.

Görseller: https://www.imdb.com/title/tt1827487/mediaindex?page=1&ref_=tt_mv_close

 

– Eren Akkoç

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir