ABD-Rusya İlişkileri Perspektifinden Türk Cumhuriyetleri

/ / SİYASET BİLİMİ
Giriş

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin (SSCB) dağılmasıyla birlikte Orta Asya’da jeopolitik bir boşluk oluşmuştur. SSCB’nin hızlı ve plansız dağılması nedeniyle bağımsızlığını kazanan devletlerin etkin bir siyasi, politik ve ekonomik hazırlanma süreçleri olmamıştır. Bu nedenle Türki devletlerin ilk aşamada, izleyecekleri politika üzerine yoğunlaştıkları bir dönem yaşanmıştır.

Orta Asya bölgesi, Avrasya bölgesinin merkezi konumundadır. Yüzölçümü olarak çok geniş olan Avrasya, doğal kaynaklar bakımından da zengindir. Aynı şekilde bu doğal kaynakların dünya pazarına sunulması noktasında da büyük avantaj sağlar. Etrafında bulunan Hindistan, İran, Çin, Pakistan gibi ülkeler arasında tampon bölge oluşturması hem ulaştırma hem de gözlem açısından büyük bir etki yaratır. Bu nedenlerle bağımsız devletlerin politikası, bölgesel güçler ve süper güç olan ABD açısından kritik bir durum arz eder.

SSCB dönemindeki Orta Asya tanımlamasında Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan yer alırken, dağılma sonrası Kazakistan da eklenmiştir. Bu ülkeleri analiz ettiğimizde, Stalin döneminin Ruslaştırma politikası altında zorunlu Kiril alfabesi ve Rusça kullanımı altında etnik özelliklerini kaybetmiş, milliyetçiliğin saldırgan bir biçimde ırkçılık olarak etkin olduğu, dini özgürlüklerin bulunmadığı bir sosyolojik yapı görmekteyiz.

Sovyetlerin baskıcı yönetimi altında uzun sürelerce kalmaları ve bu yapıya entegre olmuş olmaları nedeniyle, bağımsız olduklarında siyasi ve kültürel olarak sahip oldukları kırmızı çizgileri yoktu. Din, ırk vb. birleştirici unsurlar sınırlar arasında dağıtılmış ve günümüzde de etkisini kaybetmiştir. Bazı siyasetçiler ve aydınlar bu devletlerin güçlü bir Türkistan örgütlenmesi stratejisi güdecekleri düşünmüştü. Ancak 13 Aralık 1991’de Aşkabat’ta devletler Türkistan Devletleri Federasyonu kurmayı düşünseler de Bağımsız Devlet Topluluğu’nun (BDT) örgütlenmesine katılma konusunda karar kılmışlardır. 13 Aralık günü yayınladıkları bildiride “eşit kurucu üye” olmak istediklerini açıkladılar. Ancak yeni birliğin Slav kökenli cumhuriyetler temelinde gerçekleşmesini isteyen Ukrayna eşitlik talebine olumlu bakmıyordu.

Bağımsız Devletler Topluluğu Kuruluşu ve Amaçları

Bağımsız Devletler Topluluğu, 8 Aralık 1991’de Belarus, Rusya Federasyonu ve Ukrayna devlet başkanlarının Belovejsk Antlaşmasını imzalaması ile kurulmuştur.

BDT’nin başlıca amaçları şöylece sıralanabilir:

  • Politik, ekonomik (para politikaları, vergilendirme, bütçe vb.) ekolojik, insanî, kültürel ve diğer alanlarda işbirliği sağlamak,
  • Serbest ticaret bölgesi yaratarak, eşit ve karşılıklı çıkarları gözeten kalkınmayı sağlamak,
  • Uluslararası barış ve güvenliği güçlendirmek,
  • BDT vatandaşları arasında serbest iletişimi geliştirmek,
  • Organize suçlar ve uluslararası terörizmle mücadele etmek,
  • Üyeler arası anlaşmazlıklara barışçıl çözümler üretmek

Rusya’nın bu örgütü desteklemesindeki amaç rakibi olan Gorbaçov’u siyasi iktidardan silmek istemesiydi. Sovyet Rusya dağılsa bile bağımsız olan devletlerin Rusya himayesinde varlık sürdürmeleri fikrinden vazgeçilmemişti. 1993 Minsk Zirvesinde BDT anayasası yapılması fikri de bu durumu onaylar niteliktedir. Rusya, iş birliğini kurarken kendi çıkarlarını ön planda tutmuştur. Devletler Rusya’nın gücüne ve yardımına ihtiyaç duyma amaçlı yaklaşırken özellikle günümüzde Rusya’nın Gürcistan ve Ukrayna’ya karşı politikaları ve ülkelerin birlikten ayrılması, kuruluştaki “ağabey” beklentisinin hüsrana uğradığının göstergesidir.

Ancak Türk devletlerinin katılımındaki tek neden de Rusya’nın yardımını almak değildir. Ülkelerin kendi içlerinde etnik, politik ve kültürel yapıları farklı olsa da uzun yıllar Rus egemenliği altında yaşamalarından kaynaklı henüz ayrı bir politikaya sahip değillerdir. Örneğin hepsi bağımsızlığa sahip olsalar bile otoriter yönetimler tarafından halkın isteği üzerine yönetilmeye devam etmişlerdir. Devletler, SSCB benzeri bir kuruluş altında alışkanlıklarına devam etme eğilimdeydiler.

Amerika’nın Dış Politikası

Bir yandan da Amerika’nın Rusya ve Çin’e karşı politikalarını uygulamasında, Irak’a operasyonunda ve Ortadoğu hakimiyetinde Orta Asya bölgesi kilit nokta olmaktadır. İran’ın rejimini Orta Asya’ya yayma tehlikesi ve özellikle 11 Eylül dönemiyle birlikte Afganistan’daki terörizmle birleşen radikal hareketlerin de bölgeye yayılma endişesi, ABD’yi orada etkin olma fikrine itmiştir. Ne kadar terörle mücadelesinde Çin ve Rusya’nın desteğini almış olsa da Orta Asya’yı üs olarak kullanması durumu bölgesel güçlerin de etkinliğini arttırmış ve bölgeyi pasif gerginlik alanı haline getirmiştir.

ABD eski dışişleri bakanı Henry Kissinger, ABD ve Rusya’nın Avrasya’daki problemleri çözmede beraber hareket edebileceğini iddia etmektedir. Fakat bu iddiayı Rusya’nın demokratikleşmesine ve barışçıl bir dış politika takip etmesine bağlar. Bazı ABD’li realist siyaset bilimciler ise ABD’nin Rusya’nın yakın çevresindeki hareketlerini agresif olarak değerlendirmekte ve bu dış politikanın Rusya’yı kışkırttığını iddia etmektedirler. Örneğin Mearsheimer Ukrayna krizinde ABD ve Batı politikalarının sorumlu olduğunu savunmaktadır.

Bu noktada Türk devletlerinin kendi bireysel politikası etkin hale gelmektedir. Bazı ülkeler Çin ile yakın ilişkiler kurarken Rusya veya Amerika ile ilişkiler kuranlar da olmuştur. 1996 yılında Şangay İş birliği Örgütü kurulmuştur. Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan’dan oluşan bu örgüte, 2001 yılında Özbekistan da katılmıştır. Türkmenistan tarafsız kalma kararındadır. Buradan görüyoruz ki bölgesel güçler ABD’nin bölgede etkin olmasına karşılık iş birliğine yönelmişlerdir. Çünkü Rusya o dönemde tam gücünde değildir. Özellikle 90’lı yıllarda Rusya’nın yaşadığı ekonomik kriz ABD’nin yararına olmuştur. Özbekistan Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nden ayrılıp GUAM Örgütü’ne katılmıştır. Bu da güvenlik konusunda Rusya etkisinin azaldığını gösterir. Ayrıca Gürcistan, Ukrayna, ABD ve Moldova’dan oluşan bu örgüt ABD’nin Orta Asya siyasetinde söz sahibi olması demektir. Özbekistan katıldıktan sonra, ABD zoruyla insan hakları sorununu çözmek adına bazı hamlelerde bulunmuştur. Ancak ABD’nin iç işlerine karışması insan hakları mevzusunu ortaya çıkarmıştır.

ABD’nin bu bölgeye senelerce en büyük vaadi İpek Yolu Stratejisi olmasına rağmen     somut   bir adım atılması çok yavaş bir süreçtir. 2013 yılında Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesini açıklamasının ABD’ye cevap olduğu yorumlanır. Ancak ABD, Orta Asya’da iş birliği desteklediğini dile getirmeye devam etmiştir. Bu politika Trump dönemine kadar da sürmüştür. Trump politikası, Orta Asya’da etkinliğin azaldığı ve Rusya ile Çin’in gelişimine ve politikalarına odaklı kalınan bir stratejidir.

Rusya’nın Dış Politikası

Rusya’nın yakın çevresine ilişkin dış politikası kısaca şöyle sıralanabilir; İkili ilişkiler çerçevesinde, SB döneminden kalma askeri, kültürel, ekonomik ve siyasi araçlarını güncelleştirmek ve ilerde kullanabilecek durum için yeni araçlar kazanmak; SB ve Yeltsin döneminden kalma kötü imajı ortadan kaldırmak; Bölgede bulunan Bağımsız Devletler Topluluğu, Ortak Ekonomik Alan, Kolektif Güvenlik Anlaşması ve Orta Asya Ekonomik Birliği gibi örgütleri işlevsel hale getirmek ve bu amaçla sürekli toplantılar düzenlemek; Yakın çevrede yapılan devlet başkanlığı seçimlerinde Rusya’nın bölgede çıkarlarını koruyan adayları desteklemek. Ayrıca tehdit gördüğü Türkiye, ABD ve ne kadar ittifak halinde olsa da Çin’in bu bölgede aktifliğini engellemektir.

Siyasi, Askeri ve Ekonomik Örgütlenmeler

15 Mayıs 1992’de Rusya Federasyonu, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Tacikistan ve Ermenistan, Kolektif Güvenlik Antlaşması (Taşkent Antlaşması) imzaladılar. Bu antlaşma bir askeri ittifakı doğurmuştur. Antlaşmaya sonradan Azerbaycan, Gürcistan ve Belarus da katılmıştır. 1999 da ise Azerbaycan, Gürcistan ve Özbekistan antlaşmadan çekilmişlerdir. 2002 yılında bu antlaşma bir örgüte dönüşmüştür ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü kurulmuştur.

Bu örgüt aracılığıyla Rusya, bölge müttefiklerinin askeri alandaki politikalarını kontrol etme imkânı sağlamıştır. Başta bir anlaşma olarak ortaya atılan askeri işbirliği fikri daha sonra Rusya’yı, bölgedeki artan tehditler (aşırı dinci grupların aktifleşmesi) ve rekabet ortamının oluşmasının da etkisiyle (bölge ülkelerinin NATO BİO programlara dahil edilmesi), kapsamlı bir güvenlik örgütü oluşturmaya sevk etmiştir.

Örgütün amaçları ve yapısını göz önünde bulundurularak, Rusya’nın örgüt vasıtasıyla gerçekleştirmek istediği amaçlar şöyle özetlenebilir:

– “Öncelikli çıkarlarının” bulunduğu bölgede kendi öncelikli rolünü pekiştirmek,

– Enerji kaynakları için artan rekabet ortamında eski Sovyet alanında siyasi ve askeri varlığını sağlamak,

– Kendi önderliğinde örgüte üye yedi ülkeyi bir araya getirerek KGAÖ’ nün “sorumluluk bölgesini” belirlemek, askeri siyasi bir blok ve etkili uluslararası yapıya dönüştürmek,

– Bölge ülkelerinin NATO ile olan ilişkilerini sınırlamak veya ileri dönemdeki ilişkilerinin geliştirilmesinde sınırları belirlemek,

– NATO’nun geleneksel ikili ve çok taraflı müzakere formatından uzaklaşarak güvenlik konusunda tüm “yedilisi”nin temsilcisi olarak Moskova ve KGAÖ’yÜ muhatap alması için ikna etmek,

– ABD, NATO ve AB ile ilişkilerinde Rusya’nın elinin güçlenmesi için siyasi diplomatik ve askeri olanak sağlamaktır. 

Orta Asya Türki devletleri ne kadar Rusyasız bir örgütlenme sağlamaya çalışsa da başarılı olamamışlardır. Bu hem kendi iç karışıklıklarından hem de henüz siyasi ve ekonomik entegrasyonlarını tamamlayamamalarından kaynaklıdır. Bu nedenle oluşan Orta Asya Ekonomik İşbirliği Örgütü veya Orta Asya İşbirliği Örgütü başarılı bir sonuca ulaşamamıştır. Daha sonra Rusya da bu örgüte katılma kararı almıştır. 2014 yılında ise tüm bu birlikleri içerisinde toplayan Avrasya Ekonomik Birliği kurulmuştur. Belarus, Ermenistan, Kazakistan ve Rusya’dan oluşan bir birliktir. Bu noktada Orta Asya devletlerinin Rusya’nın etki alanından ayrılamadığı doğru bir yorumdur.

Sonuç

1990’lardan sonra Avrasya bölgesinde bağımsız bir aktör haline gelen Türk Orta Asya Devletleri, ekonomik, siyasi ve askeri politikalarını oluşturmaya ve uluslararası arenada aktif hale gelmeye çalışmaktır. Bu saikle çeşitli uluslararası örgütlenmelerin ve ittifakların birer parçası olmuşlardır. Ancak bu koalisyonların büyük güçlerin nüfuz kurmasına izin vermemektediler. Ülkeler büyük güçlerin olmadığı birlikleri tercih etmelidirler. Bu yöndeki çalışmalar da artmaktadır. Aksi halde incelediğimiz ABD ve Rusya politikaları altında kazandıklarını fiilen kaybetme riski altındadırlar.

 

Kaynakça

1- Çin’e Karşı Orta Asya Politikası. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tez.

2- Aslanov, H. (2009). Bağımsız Devletler Topluluğu Üyesi Devletlerin Topluluğa Farklı Yaklaşımlarının Karşılaştırılması. İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi.

3- AVİM. (2022). Ukrayna Savaşı’nın Orta Asya Ülkelerine Etkileri. Avrasya İncelemeleri Merkezi: : https://avim.org.tr/tr/Yorum/UKRAYNA-SAVASI-NIN-ORTA-ASYA-ULKELERINE-ETKISI adresinden alındı

4- Çapa, M. (2019, Ocak). Sovyetler Birliğinin Dağılması: Kazakistan Cumhuriyeti’nin Bağımsızlık Sürecinde Türkiye-Kazakistan Münasebetleri. Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi.

5- Eren, K. (2012, Haziran). Bağımsız Devletler Topluluğu İçinde Türk Cumhuriyetleri. Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi.

insamer. (2018). 2022 tarihinde https://insamer.com/tr/orta-asya-raporu-donusum-surecinde-turk-cumhuriyetleri_1743.html adresinden alındı

6- Nogayeva, A. (2009). Yeni Dünya Düzeninde Orta Asya Bölgesinde Rusya, ABD ve Çin Arasında Stratejik Denge Arayışları. Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Doktora Tezi.

 

– Berfin Güler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir