Nasıl Çalışmalıyız? Bilimin Dört Tavsiyesi

/ / PSİKOLOJİ-SOSYOLOJİ

Öğrencilik hayatımız boyunca doğru çalışmanın nasıl olduğu konusunda onlarca farklı isimden yüzlerce farklı tavsiye alıyoruz. Bunların bir kısmı tamamen safsatadan ibaret, bir kısmı da son derece isabetli tavsiyeler. Peki bunların hangisini ciddiye alıp hayatımıza geçirmeli, hangilerine kulak asmamalıyız? Bu yazımda “Bir öğrenci nasıl çalışmalı?” sorusuna cevap arayacağım. Takdir edeceğiniz üzere yol göstericimiz her zaman olduğu gibi bilim olacak. En çok karşılaştığımız dört başlığı sizler için açıklıyorum. Haydi başlayalım.

Kendinize Öğrenciler Bulun

Pek çoğumuz “bir başkasına anlatır gibi çalışma” ya da “bir başkasına anlatarak çalışma” tekniklerini duymuştur. Bir sınava hazırlanırken, kimi zaman aynanın veya duvarın karşısına geçerek kendi kendine kimi zaman da ailesinden birilerini veyahut bir arkadaşını esir alıp bir öğretmen edasıyla saatlerce konuları baştan aşağı anlatmak, öğrenciler tarafından kullanılan çalışma yöntemlerinden bir tanesidir. Öğrenci rolünü oynaması amacıyla esir alınan kişi için her zaman keyifli geçmeyen bu süreç, 2014’te yapılan bir araştırmaya göre sınava çalışan taraf için oldukça verimli görünüyor.

Nestojko ve arkadaşları tarafından yapılan bu çalışmada, katılımcıların bir kısmına okudukları metne dair bir test olacakları bir kısmına da okudukları metni başkalarına öğretecekleri ve öğrettikleri kişilerin daha sonra teste tabii tutulabilecekleri söyleniyor. On dakikalık bir çalışmanın ve dikkat dağıtıcı bir bölümün ardından her iki grup da test ediliyor. İki farklı deneyle; katılımcıların metindeki odaklanılması gereken ana noktalar, önemli detaylar ve önemsiz detaylar üzerindeki performansı ölçülüyor. Her iki çalışmada da başkalarına öğretmek için öğrenen katılımcılar, test olmak için öğrenen katılımcılardan daha iyi performans gösteriyor. Bu çalışma bize öğretmek için öğrenmenin oldukça iyi çalışan bir yöntem olduğunu gösteriyor. Unutmayın, “Öğretmenler hem öğretirken hem de öğretmeye hazırlanırken öğrenirler.” (Nestojko ve ark., 2014). Bu iki ayaklı süreç bize çalıştığımız içeriği daha iyi özümleme fırsatı sunuyor. Özümleme demişken, şimdi de bilişsel psikoloji özümleme ile ilgili neler söylüyor bunlara bakalım.

Özümleme

Yeni bir bilgiyi aklımızda tutmak için kullandığımız farklı ve oldukça klasik yöntemlerden bir tanesi tekrarlama. Bir telefon numarasını, yeni aldığımız arabamızın plakasını, okulun ilk dönemlerinde öğrenci numaramızı veya Tanzimat yazarlarını onlarca kez tekrarlayarak belleğimize atmaya çalışmışızdır. Koruyucu tekrar olarak adlandırdığımız bu yöntem, kısa bir süre için işinizi görse de bilgileri uzun süreli belleğinize atacağınızın bir garantisini kesinlikle vermez. Hatta verimsiz bir yöntemdir diyebiliriz. Bilişsel psikoloji bu noktada, defalarca tekrar yaparak tabiri caizse bir bilgiyi zorla belleğinize sokmaya çalışmak yerine farklı bir stratejiyi size öneriyor: Özümleyici tekrar olarak adlandırılan ve uzun süreli belleğinize atmak istediğiniz bilginin anlamını ve bu bilgiye dair bildiğiniz diğer şeylerle kurduğunuz bağları içeren tekrarlama yöntemi, yeni bir bilgiyi uzun süreli belleğinizde muhafaza etmeniz için daha etkili. Yeni bir konuya çalışırken zihninizi farklı kaynaklardan, daha derin bilgilere maruz bıraktığınızda halihazırda sahip olduğunuz bilgiler ve edindiğiniz yeni bilgiler birbirini tamamlayacak, daha fazla bağ kurulmasına yarayacaktır. Bu tavsiyem her ne kadar “Hastalıktan korunmanın çok etkili bir yolu var: Hastalığa yakalanmamak!” önerisine benzese de etkililik ve sürdürülebilirlik açısından en klasik ve etkili yöntemlerden bir tanesi.

Ek olarak, iki veya daha fazla şey arasında çağrışım yapacak imgeler kullanmak da bir bilgiyi hatırlamanın en kalıcı yollarındandır. Hikayeleştirme yapmak ve belli kodlamalar kullanmak işinize yarayabilir. Örneğin Türkçede sert ünsüzleri hatırlamak için neredeyse her sınıfta zikredilen “Fıstıkçı Şahap” pek çoğumuzun zihninde oldukça kalıcı bir yer edindi. Ayrıca son birkaç yıldır adını vermek istemediğim bir eğitim kurumu, yaptığı hikayeleştirilmiş videolarla pek çok öğrencinin işini kolaylaştırdı. Hikayeleri her ne kadar saçma olsa da akılda kalıcılık konusunda son derece iyi bir performans gösteren bu videolar, çağrışıma dayalı tekniğe verilebilecek en güzel örneklerden bir tanesi. Siz de çalışırken konuları hikayeleştirerek yeni bilgilerin uzun süreli belleğinizde yer almasını sağlayabilirsiniz.

Dinlenmeyi Unutmayın

Çok çalışmanın pek çok koşulda başarıyı arttırdığı bir gerçek. Ancak çalışmamızı planlamamız da en az çalışmanın kendisi kadar önemli. Bu noktada, klasikleşen “çalışmanızı son güne bırakmayın” tavsiyesini elbette vereceğim ama normal bir çalışma gününde de dikkat etmemiz gereken bazı hususlar var. Çok çalışmak her ne kadar performansımızı arttırsa da uzun saatler ara vermeden yarın yokmuşçasına çalışmak bize fayda sağlamıyor. Araştırmalar bize toplam çalışma süresi eşit olduğu koşulda; ara vererek çalışan öğrencilerin ara vermeyen öğrencilere kıyasla daha başarılı olduğunu gösteriyor. Ara verme etkisi olarak adlandırılan bu durum, özellikle yoğun ve uzun saatler çalıştığımız günlerde ara vermenin de verimimizi arttırmak için önemli bir faktör olduğunu gösteriyor (Reder, Anderson, 1982; Smith, Rothkopf, 1984). Ara verme etkisine dair bulguları uzun blok derslerle bizleri sınıflara hapseden hocalarımıza uzun uzun anlatmamız gerektiği kanaatindeyim.

Ara verme etkisine ek olarak birçok öğrencinin bilime göre hata yaptığı bir nokta da uyku. Uyku bildiğiniz üzere vücudumuzun yüksek performans göstermesi için vazgeçilmez bir unsur. Verimli çalışma saatleri geçirmek istediğimizde de uykulu olmamamız önem arz ediyor. Özellikle sınav haftaları sabahladığımız günler o kadar da etkili gözükmüyor. Yapılan araştırmalara göre öğrenmeden sonra uyumak hatırlamayı güçlendiriyor. Buradaki önemli noktalardan bir tanesi beyninizin öğrenmeden sonra yeni uyaranlara maruz kalmaması ve akabinde uyku sürecine girerek bu bilgiyi işleme fırsatı bulması. Öğrenme sürecinde ara verme ve uykuyu birleştirerek performansımızı arttırabiliriz.

Çalışırken Müzik Dinlemek Gerçekten Etkili mi?

Çalışırken veya kitap okurken müzik dinlemek birçoğumuzun sıklıkla kullandığı bir yöntem. Bazıları müziksiz ders çalışamazken bazıları da bırakın müziği kütüphane sessizliği olmadan asla odaklanamıyor. Uygun ders çalışma ortamının nasıl olması gerektiği bir kenarda dursun, biz araştırmaların müzikle ilgili neler söylediklerine bakalım.

Fransa’da yapılan bir çalışmada öğrenciler iki gruba ayrılıyor ve bir saatlik derslere giriyorlar. Gruplardan biri müzik olmadan normal şekilde dersi dinlerken diğerinde ders esnasında klasik müzik açılıyor. Dersten sonra her iki grubun performansını ölçmek için test yapılıyor ve ders esnasında klasik müzik dinleyen öğrencilerin performansının, kontrol grubuna kıyasla daha yüksek olduğu saptanıyor. Araştırmacılar bu durumun klasik müzik dinleyerek ders yapan öğrencilerin duygu durumunun daha yüksek olmasından ve klasik müziğin öğrencileri bilgiye karşı daha çabuk kavrayan bir duruma sokmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorlar. Bu araştırmayı referans aldığımızda, hepimizin uzunca saatler ders kaydı dinlediği bu günlerde arkaya kısık sesle klasik müzik açmanın faydalı olacağını söyleyebiliriz. Ancak bu noktada açacağımız klasik müziğin ne olduğu da oldukça önemli.

Güney Kaliforniya Üniversitesi’ne ait klasik müzik radyosu olan KUSC’un yapımcısı olan Dr. Alan Chapman’ın bu konuda bize tavsiyesi, geniş orkestra parçalarından ziyade daha rahatlatıcı solo piyano parçaları tercih etmemiz. İsim vermek gerekirse “Mozart, Poulenc, Debussy ya da Fauré” gibi sanatçılar, çalışırken ya da okuma yaparken dinleyebileceğimiz isimler.

Klasik müziğin rahatlatıcı etkisi, siz müziğe odaklanmasanız dahi rahatlamanıza yardımcı oluyor. Rusya’da yapılan bir çalışmada altı ay boyunca her gün bir saat klasik müziğe maruz bırakılan çocukların beyinlerinde daha yüksek düzeyde rahatlamaya ilişkin değişiklikler kaydedilmiş. Çocuklardan müziğe odaklanmaları istenmediğinde dahi bu durum değişmemiş. Bir önceki başlıkta uykunun ve dinlenmenin öneminden de bahsetmiştik. Klasik müzik bu süreçte bize iyi bir yol arkadaşı olabilir. Toronto Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, uyku zamanından önce klasik müzik dinleyen katılımcıların daha hızlı uykuya daldığı ve daha uzun süre uyuduğu tespit edilmiş. Ayrıca Brahms, Handel, Mozart, Strauss ve Bach’ın kullandığı ritimler, daha yavaş beyin dalgaları yarattıkları için uykuya dalmaya yardımcı oldukları bulunmuş.

Bu yazımda daha verimli çalışmak için oldukça önemli olan dört başlığı inceledim. Bir bütün halinde değerlendirildiğinde performansınızı yükseltebileceğiniz birçok ufak ipucunu size sunmaya çalıştım. Umarım faydalı olmuştur, herkese sağlıklı günler.

Kaynakça

1-Goldstein E. B. (2013) Bilişsel Psikoloji İstanbul: Kaknüs Yayınları

2-Nestojko ve ark. (2014) Expecting to teach enhances learning and organization of knowledge in free recall of text passages https://www.researchgate.net/publication/262533649_Expecting_to_teach_enhances_learning_and_organization_of_knowledge_in_free_recall_of_text_passages

3-https://news.usc.edu/71969/studying-for-finals-let-classical-music-help/

Kapak Görseli: https://www.foundationeducation.edu.au/articles/2020/05/top-10-tips-studying-home

-Kadirhan ÖNK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir