Bir Hatırlama Çabası ve Anılardan Sızanlar

/ / SİNEMA

Charlotte Wells imzalı Aftersun (Güneş Sonrası) Münih ve Cannes’dan sonra Antalya ve İstanbul’da da adından oldukça söz ettirdi. Çekimleri Muğla’da gerçekleşen filmin başrolleri ise “Normal People” dizisiyle hayatlarımıza giren Paul Mescal ile ismini yıllar boyunca çokça duyacağımız Frankie Corio’ya emanet. Hafıza sinemasına yepyeni bir soluk getiren Wells’in Aftersun’ı, kurduğu minimal ve mütevazı anlatıdan neredeyse epik diyebileceğimiz bir hikâye yaratmasıyla konuşulmaya ve tartışılmaya değer bir yapım olarak dikkatleri çekiyor. Benim de 59. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Başka Bir Dünya seçkisinde izlediğim ve hatta -deyim yerindeyse- deneyimlediğim bu özel filmi gelin masaya yatıralım ve biz de yönetmen Wells gibi iyice derinlere inelim.

***Yazının devamında filmin gidişatını açık edebilecek cümleler bulunmaktadır. Eğer filmi izlemediyseniz lütfen bu uyarıyı göz önünde bulundurunuz.***

90’ların Muğla’sında Bir Baba-Kız Tatili

Sophie ve Calum, 90’ların Türkiye’sine tatil için bir otele geliyorlar ve hikayemiz başlıyor. Ufak bir yatak krizinin ardından son derece normal bir şekilde geçiriyorlar vakitlerini. Havuz öncesi sürülen güneş kremleri, havuz kenarı şakalaşmaları, havuz kenarı barları ve niceleri. Bu noktada kurulan atmosferin -ki hiper gerçek yapısından dolayı kendisini hemen ele vermeyen bir yapı bu- farkına varmak, yönetmeni anlamak açısından oldukça önemli. Diğer otelin inşaatı ve çıkan sesten, havuz kenarı barındaki kokteyl süslemelerine kadar; milenyum öncesinin simgelerinden olan atari salonundaki yarış oyunlarından, bambaşka yerlerden gelen ama aynı dili konuşan çocukların “kısa bir süre için” kurdukları arkadaşlığa kadar pek çok noktada, pek çok anda gördüğümüz, sırıtmayan, film boyunca işleyen ve başrollerden biri olan mekân ve atmosfer tasarımı filmi bu denli başarılı kılan en önemli unsurlardan birisi. Hal böyle olunca, Wells’in ısrarla üzerinde durduğu ve amaçladığı sinemaya ulaşmak daha da kolaylaşıyor. Şayet iki karakterin oldukça sıradan bir tatiliyle başlayan bu anlatı arkasına bu atmosferi de katarak bambaşka yerlere gidiyor.

Anıları Çağırmanın Yolları

André Gide, Ayrı Yol (L’immoraliste, 1902) kitabında şöyle der: “..mutluluğunu yeniden canlandırmak için harcadığı çaba ruhu yıpratır; mutluluğu, mutluluğun hatırası kadar baltalayan bir şey yoktur.” Wells’in anlatısındaki temel unsurlardan biri de budur. Bir anımsama, bir çağrışım yöntemiyle anıları geri çağırmak, unutulmayan bir tatili, bir vedayı anlamlandırmaya çalışmak, mutluluğa mutlulukla balta vurmak. Son derece acı verici, yaralayıcı bir yöntemdir bu. Sadece muğlak anlarda gördüğümüz yetişkin Sophie, MiniDV’den tatilden kalan video kayıtlarını tekrar ve tekrar izlerken fark ediyoruz ki biz de Sophie gibi bir hatırlama pratiğinin tam ortasındayız. O hislere sahip olmasak da, o kaybın sonsuz acısını en derinlerimizde hissedemesek de, yaşananlara bizzat tanıklık etmesek de evet, biz de anımsamaya ve anlamaya çalışıyoruz. İzleyicisiyle son derece evrensel ve insancıl bir noktadan bağ kurmayı deniyor Wells. Babasıyla hiç de iyi anıları olmayan bir kadınla, muhteşem bir baba-oğul ilişkisine sahip bir erkek arasındaki o geniş spektrumun neresinde olduğunuzu önemsemiyor üstelik. İzleyicilerin tamamını filme dahil edemeyeceğinin de bilincinde olarak, tercihen yapılmış bir hamleyle devamını da getiriyor. Anlamsız bakışlarla bir yere kadar filmde kalmaya çalışan izleyici, her şeyi anladıktan sonra filme dahil de olabilir; filmden tamamen de kopabilir. Wells bununla da ilgilenmiyor. Aslında kişisel anlatıların ısrarcılığı, kendinden ödün vermeyişi onları değerli kılıyor, tıpkı Wells’in yaptığı gibi. Küçük Sophie filmin başında babası Calum’a şöyle soruyor: “Sen 11 yaşındayken, şu anda ne yapıyor olacağını düşünüyordun?” O gün 11 taşında olan Sophie, şimdi ekranın önünde anılarını geri çağırırken, anıların yıkıcılığı ve verdiği acılarla mücadele ederken babasının o tatildeki yaşında, tam 32 yaşında.

Gördüğümüz ve İşittiğimizin Gölgesindekiler

Nice yapımda filmin bel kemiğini yönetmenlik ve senaryo oluşturur. Senaryo dediğimizde de diyalogların sahiciliği ve filme uygunluğu da önemli parametrelerden biridir. Aftersun’ın görüntü yönetimi ve kurgusu tüm bu elementlerin önüne o kadar geçiyor ve aldığı büyük riskle öyle başa çıkıyor ki diyaloglar temel bir element olmaktan çıkıp anlatının katmanlarına inerken birer yol göstericiye dönüşüyor. Filmdeki renkler gibi, kıyafetler gibi, yapım tasarımı gibi filme hizmet ediyor. Yıllar sonra Sophie ekran karşısında o son tatilin belli anlarını izlerken kulaklarının işittiğiyle, gözlerinin gördüğüyle yetinemiyor; onların gölgesinde kalmış, ötede ve derinlerde bulunan çaresizliği, yaklaşan vedayı, bakışlarda gizlenen o ifadeyi arıyor. Görüntülerde yakın planlardaki küçük Sophie’ye değil de daha silik, daha uzakta kalmış, kimi zaman sadece yansımalarda beliren babasına odaklanıyor. O kesitlerin hiçbir zaman onunla konuşmayacağını ve tüm bunların nedenini asla öğrenemeyeceğini bilerek çıkılmış bu yolda Sophie’yle beraber, çaresizlikle birleşen bu ızdırabı biz de doyasıya hissediyoruz.

Hatırlama çabasının sonlarına doğru yaklaşırken, güzel bir yaz akşamında yeşillikler içinde bir masaya konuk oluyoruz. Filmin belki de en can yakıcı sahnesi olduğunu arka planda yükselen Candan Erçetin sesinden anlıyoruz. Tesadüfi bir şarkı seçimi mi yoksa kasıtlı mı olduğu önemsiz elbette fakat biz Türkçe konuşan ve anlayanlar için şarkı sözlerinde çok şey saklı.

“Sormayın neden bu durgunluğum
Görmeden kuytu yaralarımı
Sormayın neden bu huysuzluğum
Bilmeden saklı duygularımı

Çok mu dertsiz duruyorum?
Uzaktan bakınca
Çok mu kalender sandınız?
Dert anlatmayınca”

Çalan şarkıda tatlı bir melodi dışında pek bir şey bulamayan tüm izleyicilerden farklı olarak bizim için bu sözler film adına çok şey anlatıyor. Film boyunca takip ettiğimiz Calum’un depresifliği, bakışlarındaki çaresizlik, vedaya yaklaşırken eşlik ettiğimiz o sessizlik adeta bu şarkıyla ruh buluyor. Sahneye birden dalan polaroid fotoğrafçısının sesiyle kendimize geliyoruz. Çekilen fotoğraf yavaş yavaş vücut bulurken, siliklikten bütüncüllüğe yaklaşırken, bir an ölümsüzleşirken Sophie birden “Keşke daha uzun süre kalabilseydik.” deyiveriyor. Calum sadece “Keşke.” Demekle yetiniyor ama bakışlarındaki hüzün bundan çok daha fazlasını söylüyor. Biçim bulan fotoğraf eşliğinde o akşam yemeği de Sophie’nin hafızasına yerleşiyor.

Queen ve Bowie şaheseri Under Pressure’ı bir daha asla aynı şekilde dinleyemeyeceğimizi garanti eden filmin final bölümü ise sinemanın ne denli zekice olabileceğini ve ne kadar baştan yıkılıp yeniden yaratılabileceğini kanıtlar nitelikte bir son içeriyor. Oteldeki son gecelerinde beraber dans etmeye başlayan baba kız ve akabinde paralel ilerleyen; videolarda babasını arayan, en küçük anları bile hatırlamaya çalışan yetişkin Sophie ve anılardaki Calum’un dansı. Son derece iyi düşünülmüş bir kurgu, ses tasarımı ve görüntü yönetimiyle unutulmaz anlar arasına girecek bir sahne bu. Şarkı bitip son kez Sophie’ye odaklandığımızda ve kamera tam tur döndüğünde ise karşımızda elinde video kamerasıyla Calum beliriyor. Kendisi o kapıdan geçip dans pistine girdiğinde bir kez daha kalakalıyoruz. Wells’in zekasının zirvesi, ilmek ilmek dokunan ve tam yerinde yapılan, sakin ama güçlü bir son. Bir hatırlama çabasının sonu, bir vedanın sonu…

Wells’in film boyunca sezgisel ve dolambaçlı bir düzlemde çalışması ve sahnelerin birbiri ardından akışı Sophie’nin bilinç akışıyla tam uyum sağlıyor. Anlatı, olay örgüsünden ziyade içgüdüleri ve duygusal yapıyı takip ediyor. Aslında bellek ve yaşanmışlıklar arasındaki sınırlar dışarıdan göründüğü kadar bulanık değil şayet yasın kendisi de böyle işliyor. Bu muhteşem filmin inceliğini, samimiyetini ve sıcaklığını anlatacak eleştirel ve teknik bir dil bulup o dilden konuşmak gerçekten çok zor. Bunun nedeniyse Wells’in film dilini adeta yeniden icat etmesi; ortamın, bilincin, hafızanın ve duyguların potansiyelini eşsiz bir biçimde açığa çıkaracak yöntemi bulmasıdır. Mescal ve Corio’nun muhteşem uyumu da tüm bu güzelliklerle birleşince ortaya Aftersun çıkıyor. Şimdiden iyi seyirler ve eğer gerekliyse kolaylıklar!

 

Görsel Kaynakçası

Kapak Görseli: https://www.indiewire.com/2022/09/aftersun-review-1234758492/ 

Diğer Görseller: nytimes.com ve MUBI Türkiye

 

– Eren Akkoç 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir