Aylarca Süren Protestolar Olmasaydı George Floyd Hükmü Olmazdı

/ / ÇEVİRİ

Martin Luther King Jr, bir sözünde “Evrensel ahlakın arkı uzundur, ama hep adalete doğru akar.” der. Fakat evrensel ahlakın arkı kendi kendine akmaz. Başkan Obama bu sözü sever ve sık sık kullanırdı fakat bu sözün devamı olabilirdi. Suyu doğru yola yönlendirenler protestocular, eylemciler ve muhaliflerdir. Geçen hafta, George Floyd’un ikinci dereceden cinayetiyle yargılanan polis memuru Derek Chauvin’in suçlu bulunmasını sağlayanlar da bizzat bu insanlardı. Mahkeme salonunun dışındaki etki ve güvenceyi hesaba katmadan, alınan kararı kutlayıp kendimizi teselli edemeyiz.

Bazıları, kararın alınmasında etkili olan eylemleri yok sayıp mahkeme kararını tek başına bir zafer olarak görüyor. Floyd cinayetinin ardından yapılan çağrılar sonucu 50’den fazla ülkeye yayılan eylemler, ABD’nin ve dünyanın en büyük eylemleri olarak anıldı. ABD’de, taban topluluklarına ve politikacılara lobi yapıp seçmen kayıtlarını zorlayan merkezi bir ağ savunuculuğuna yatırılmak üzere on milyonlarca dolar toplandı. Bütün bu gelişmelerin toplumsal bilince önemli bir etkisi oldu. Bu bitmek bilmeyen mücadele olmasaydı, mahkum edilmesi bir yana Chauvin’in yargılanması bile çok zordu.

Şimdi sıradaki adım ise suçlu polis memurunun yargılanmasında rol oynayan asi, devlet karşıtı protestocuların karar sürecinden silinmesi için aklama alıştırması olacak. Mahkumiyetinin tek sebebi, doğru işleyen adalet sistemiymiş gibi gösterilecek. Suçu, George Floyd için maalesef çok geç, ancak ABD’nin öğrenmesi ve ilerlemesi için zamanında farkına varılan bir polis arızası olarak görülecektir. Hüküm açıklandığında ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi “Adalet uğruna kendini feda ettiğin için teşekkür ederiz George Floyd.” dedi. Floyd ise burada sisteme kendini kurtarma fırsatı veren zavallı bir kurban.

Ama sistem artık işlemiyor. Daha da önemlisi, hükumete güvenilseydi de sistem işlemeyecekti. Bir gencin kamerasıyla George Floyd’a işkence eden Chauvin’i kaydetmeye başladığı andan itibaren suç artık kitlelerin şahit olduğu bir olaydı. Floyd’un ölümünü sağlık sebeplerine dayandıran resmi polis raporları, eğer vaka kaydedilmemiş olsaydı sonuçların nereye gidebileceğine dair tüyler ürpertici bir durumu ortaya koydu. Medya daha sonra vatandaşlar arasında bir araştırma yaparak Chauvin’e dair kabahatler ve şikayetleri içeren uzun bir liste yaptı. Politikacılar tarafından cinayete dair doğal bir öfke görülmedi. Mevcut adalet sisteminde George Floyd’un hiçbir savunucusu olmayacağını bilen halk, öfkeyi politikacıların kapılarına kadar getirdi.

Şimdiyse bazı politikacılar George Floyd’un ışığıyla halelenmeye çalışıyor. New York Belediye Başkanı Bill de Blasio, “Toplumdaki ırkçılık gerçeği sonunda kaynama noktasına ulaştı.” dedikten sonra “Adalet yerini buldu.” açıklamasını yaptı. Aynı belediye başkanı, birkaç ay önce göstericilerin arasına araçla dalan polisi savunup “birtakım protestocuların polis araçlarının etrafını sarıp polis memurlarını tehdit etmelerini” uygun bulmamıştı. Birleşik Krallık’ta ise geçen yazını insanların “sonu şiddetle bitecek” Black Lives Matter protestolarına katılmalarını engellemeye çalışarak geçiren Boris Johnson mahkeme kararını “memnuniyetle” karşıladı. Geçen yılki gösterileri “iyiye kullanılan bir güç değil” diye nitelendirerek göstericilerden “biraz lanet olası saygı” isteyen Birleşik Krallık İçişleri Eski Sözcüsü Sajid Javid de mahkeme kararından sonra geçen yıl söylediklerini unutarak “Adalet. Siyahların yaşamı değerlidir.” diye tweet attı. 

Fakat bu noktaya “biraz lanet olası saygı” gösterilerek gelinmedi. Bizi yöneten “merhametli” yetkililer tarafından verilmeyen; protestolar, isyanlar ve sivil itaatsizlik tarafından elde edildi. Chauvin’in mahkumiyeti geçen yılki hareketliliğin tek yasal kazanımı değildi. Emmanuel Macron’u polis teşkilatında reform yapmayı tartışmaya zorlamaktan, ABD’deki haber merkezlerindeki değişimi hızlandırmaya kadar çeşitli kazanımlar elde edildi. Bu tür bir muhalefet, zamanında Birleşik Krallık’ta kazanılan genel oy hakkı ve ABD’de siyahlar için kazanılan sivil haklar gibi bir sürü gelişmeye de önayak olmuştur.

Protestoların etki yaratmaya başladıkları andan itibaren tarihe geçmesinin daha önemli bir nedeni var. Bu tarz ani ivmelenen gösteriler, bir noktadan sonra kontrol edilmesi imkansız bir hâl alır. “Black Lives Matter”ın radikal bir hareket olduğu iddiası doğrudur. Hedeflerine ulaşması için, ırklar arası eşitliği sağlamak için; patron ve işçi, sınır polisi ve göçmen, hükümdar ile hükmedilen arasındaki güç ilişkilerinin tamamen tekrar çizilmesi gerekir. Gelirin ve refahın adil bir şekilde tekrar dağılımı esastır. Yıkılmış bir heykel, anlık bir öfke gösterisinin tezahürü değildir, ülke tarihinin ve benlik duygusunun tekrar, dürüstçe düşünülmesine dair bir taleptir.

Rahatsız edici bir gerçek de şudur ki; değişim, bazen yıkıcı ve evet bazen tatsız şekillerde ortaya çıkabilir. Fakat bu olaylar sonradan sineye çekilip önemi aza indirilir ki, tarihin akışına ve bizi yönetenlere dair güvenimizi kaybetmeyelim. Her hukuk sistemi içinde bulunduğu ülkeye göre şekil alır ve bu doğrultuda kurumsallaşır. Birleşik Krallık ve ABD’de, içsel ön yargıların polise ve en iyi legal temsil almayı karşılayabilenlerin lehinedir. Bunları karşılayamayan marjinal topluluklar, kriminalize edilip devletin gözünde sonsuza kadar günah keçisi olurlar.

Fakat Adalet sistemi de siyasi çevreyi ve kamuoyunu gözetme konusunda hassas bir hale gelmiştir ve kararları da genellikle dış baskılar ve iç eksiklikler arasındaki etkileşimden doğar. George Floyd’un ölümünün hesabı mahkemede sorulmuş olabilir fakat unutulmamalıdır ki tüm olay sokaklarda başlamıştı.

25 Nisan 2021’de The Guardian’da Nesrine Malik tarafından “The George Floyd verdict would not have happened without months of protest” başlığı ile yayınlanan yazının mümkün olduğunca ana metne sadık kalınarak yapılmış çevirisidir. Yazının orijinal hâline buradan ulaşabilirsiniz.

Fatih ATAY

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir