Yedi Ağıta Övgü: Murakami ve Kadınsız Erkekler

/ / EDEBİYAT

“Postmodern Edebiyatın Çekik Dalisini” tanır mısınız? Ülkesinde gelenekçi yazarlardan çok büyük eleştiriler almasına sebep olan sürreal unsurlar bu ismi vermiş ona, Kaan Murat Yanık ise ondan bahsettiği yazısında1 “Postmodern Bir Samuray” diye anmış onu. Ben bu güzel isimlendirmelerden daha güzel bir isim bulamayacağımı düşündüğümden ondan isim soy ismi şeklinde bahsedeceğim ve Haruki Murakami’yi kısaca tanıttıktan sonra “aşka ve kadınlara yazdığı yedi ağıt” hakkında konuşacağım.

Uluslararası birçok ödül almış, Nobel Edebiyat Ödülüne aday gösterilmiş, aslen klasik drama eğitimi almış yazarımız ilk eserini otuz yaşına bir kala vermiş. Beyzbol maçı izlerken apar topar kalkıp ilk romanının başına oturmuş Murakami, ilham perileri onu maç izlerken mi ziyaret etmiş yoksa yarım bıraktığı cümlenin devamı peşinden gelip elini beline koyarak ona kızmış mı bilinmez ama ilk roman için harika bir başlangıç bu benim gözümde. Gelenekçi Japon yazarlar onu çok eleştirmiş, Batı ise çok beğenmiş yazdıklarını ancak Murakami ilk iki eserinin uzun süre çevrilmesine izin vermemiş. Bu ilk iki romanını “sarsak” olarak değerlendirmiş ve bu romanlarla başka ülkelere açılmak istememiş. Çeviri konusunda hassas biri yazarımız. Çok iyi İngilizce biliyor olmasına, İngilizce eserleri Japoncaya çeviriyor olmasına rağmen kendi kitaplarını İngilizceye çevirmeyi reddetmiş, İngilizce bir eseri Japoncaya çevirebileceğini ancak Japonca bir eseri İngilizceye çeviremeyeceğini söylemiş. Eserlerinin çeviri halini mutlaka okuduğunu, cümlelerini bir de o dilde görmekten keyif aldığını dile getirmiş aynı zamanda.

Henüz iki kitabını okuma şerefine nail olabildim ve bu iki kitabı da Ali Volkan Erdemir çevirmişti; Murakami, Ali Volkan Hoca’nın çevirilerini okuyabilseydi çok keyif alırdı eminim çünkü okurken insanı tekletmeyen, hem çevrildiği dilde yazılmış hissi veren hem de ana dilin unsurlarını koruyan harika bir çeviri sunulmuş bize.

Murakami’nin bu yazıda üzerine konuşmak istediğim kitabı “Kadınsız Erkekler”. Kitap “ Bir kadının özlemini çeken, yasını tutan; bir kadın tarafından aldatılmış, terk edilmiş olmanın acısıyla yaşayan, aşkla kendinden vazgeçen erkeklerin öyküleri… Haruki Murakami’den aşka ve kadınlara yazılmış yedi ağıt” olarak özetlenmiş arka kapağında. Kitabı okumayan biri için “ilgi çekici”; okuyan kişi için ise “tam yerinde” bir özet.

Partnerlerimiz ilişkilerimizin ardından ne düşünür, aldatıldığının farkında mıdır, kendini yetersiz gördüğünde nasıl hisseder, ne yapar yetersizliğini örtbas edebilmek için, “aşka hiç düşmeyeceğini” savunan külhanbeyi ne hallere düşebilir aşık olduğunda?  Zaman zaman kendimize sorduğumuz, başka ilişkiler için merak ettiğimiz bu soruları kendi çerçevelerinden anlatmak için Kafuku, Kitaru ve Tokay beyefendiler bizi bekliyor kitapta. İlk üç hikaye, bu beyefendilerin hikayesi.

Kafuku, bir tiyatro sanatçısı. Onun hikayesini onun gibi tiyatro sanatçısı olan eşinin ölümünden sonra dinliyoruz, hikayenin merak edilen kısımları genelde suskun olan şoförü Misaki’nin sorularıyla aydınlanıyor. “Kişi aldatıldığının farkında mıdır?” sorusunun cevabını veriyor bize Kafuku. Aldatılan bir eş olarak sessiz sedasız bir şekilde her şeyin farkında.

“Hiçbir şey bilmesem ne güzel olurdu!” düşüncesinin yanında ne olursa olsun bilmenin bilmemekten daha iyi olduğu Kafuku’nun temel düşüncesi. Bu bilgi ona ne kadar acı verse de o yüreği parçalanır, içi kan ağlarken sakin gülümsemesiyle, hiçbir şey olmamış gibi günlük işlerine devam edebildiği için seyircisi olmayan bir oyunda en iyi şekilde rolünü oynadığıyla teselli ediyor kendini.

Hepimizin yapamayacağı davranışları çoğalıyor Kafuku’nun, eşinin ölümünden sonra onu aldattığı kişiyle oturup birkaç kadeh bir şey içerek o kişinin eşinde ne bulduğu, eşinin o kişide ne bulduğu sorularına yanıt arıyor.

İkinci hikayemizde sonradan Kansay lehçesi öğrenmiş, oralı olmamasına rağmen bu lehçeyle konuşan ve Tokyo lehçesinin standart olması düşüncesini reddeden Kitaru, cepleri yetersizlik hissiyle dolu biçimde çıkıyor karşımıza. The Beatles’ın “Yesterday” şarkısına, şarkının orijinaliyle hiç alakası olmayan, Japonca sözler yazıp söyleyerek isim de veriyor hikayeye.

İlkokuldan beri beraber olduğu kız arkadaşıyla “iyi biri” olarak gördüğü Tanimura’nın çöpçatanlığını yapmaya çalışıyor. Evet, kız arkadaşı ve yakın arkadaşının bir ilişki yaşamasını istiyor. Bize garip geldiği kadar Tanimura ve Erika’ya da garip geliyor bu istek ancak onun ısrarları üzerine bu ikilinin çıktığı randevunun ikna sırasında ve sonrasında Kitaru’nun bunu neden istediğini anlıyoruz. Erika’ya karşı cinsel bir istek duyamadığı, onu hayalinde soymaya çalıştığında utandığı; iki yıldır üniversite sınavında başarısızlık gösterdiği için Erika ile kendini denk görmediğini dinlediğimizde içimiz burkulsa da kendimizi onun yerine koyup anlıyoruz huzursuzluğunu.

Bu hikayenin sürpriz bozanı olmak istemem ancak Kitaru hiçbir şey söylemeden gidiyor “nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşamaya”. Son zamanlarda ondan alabildiğimiz haberler bize dünyanın dört bir yanından gelen, cevap verebilmek için bir adres bile yazmayan kartpostallar. Bu hikayeyi bitirirken Tanimura ile ortak bir dileğimiz var “… Kitaru’nun mutlu bir yaşam sürmesini diliyorum. Mutlu değilse bile, en azından gününü herhangi bir şeye muhtaçlık duymadan, sağlıklı geçirmesini diliyorum.”

Üçüncü hikaye ise benim en sevdiğim hikaye desem yanlış bir sıralama kurmuş olmam sanırım. Ne büyük mahvedebiliyor ilk aşkımız bizi; sadece tensel ilişkilerin peşinde olanlar nasıl da buz dağına çarpmış gibi hissediyorlar aşkla tanıştıklarında…

Bize bu cümleleri kurduran kişi Doktor Tokay, estetik cerrah olan Tokay babasından devraldığı “Tokay Güzellik Kliniği”ni işletiyor. Genel kültürü yüksek, kendine güveni tam, iyi eğitim almış, nazik biri. Evlilik gibi, çocuk gibi fikirleri hiç olmamış. Kadınlar için hep “iki numaralı aşık” kategorisinde biri olmayı tercih etmiş. Amacı evlilik olan kadınlardan uzak durduğu gibi büyük çoğunlukla evli olan ya da “hayatının aşkıyla beraber olan” kadınlarla ilişki yaşıyor.  Beden denen şeyin yalnızca bir etten ibaret olduğunu, kadınların onunla beraberken yalnızca onu düşünmesinin yeterli olduğunu düşünüyor. Önem verdiği şey görünüş değil, ince mizah anlayışı ve yüksek entelektüel düzeyi. Çünkü bedeni kolayca düzeltebilir Tokay ancak konuşacak konu bulamadığı bir kadını bıçak altına yatırıp konuşulabilir hale getiremez.

“Çok sevince, duygularıma hakim olamıyorum. Bu da dayanılmaz bir acı veriyor. Kalbim bu yükü kaldıramayacak gibi oluyor ve elimden geldiğince sevmemeye çalışıyorum.” cümleleriyle aşktan kaçan Tokay’ın bir kadın sayesinde kendine “Ben aslında neyim?” sorusuna yanıt arayışını, bize bu hikayeyi anlatan arkadaşına “Yazma yeteneğiniz sizden alınsa, acaba siz nasıl biri olurdunuz?” sorusunu okurken aynı soruları kendimize de soruyoruz. Bu sorularla beraber okuyoruz Doktor Tokay’ın bu aşk yüzünden ne yaşadığını.

Geriye kalan dört hikayede evden çıkamayan ve her sevişme sonrasında ona bir hikaye anlatan Şehrazad’ın hikayelerini bize anlatan Habara, aldatıldıktan sonra teyzesinin kafesini caz bara çeviren Kino, bir sabah uyandığında Gregor Samsa adında bir insanoğluna dönüştüğü dışında bir şey bilmeyen bir böcek ve eski sevgilisinin canına kıymış olduğu haberiyle onunla ilişkisinden sonra vefat eden diğer kişileri hatırlayan ve kısmen kendini suçlayan kadınsız erkeklerden biriyle tanışıyoruz.

Kitaba ismini veren “Kadınsız Erkekler” hikayesi veda selamını üstlenmiş. Tüm hikayeler ucu açık bitiyor ve yeni tanıştığımız bu beyefendiler hakkında düşünmeye itiyor bizi. Öykü kitaplarını “yan kitap” olarak okuyan biri olarak hep kitaplara haksızlık ettiğimi düşünürüm ancak bu kitabı bir yan kitap olarak okumak hikayeler üzerine düşünmeye, başka biriyle tanışmadan önce kısa bir mola vermeye yardımcı oldu.

“2021 Kitap Listeleri”ni , okuma hedeflerini oluşturduğumuz şu günlerde bu yedi beyefendiyle tanışmak ister misiniz bilmem ancak bu yedi beyefendinin yazarı olan beyefendiyi tanıdığınızda tanıştığınıza memnun olacağınızdan çok eminim. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, sağlıkla kalın!

Kaynakça:

1-https://www.artfulliving.com.tr/edebiyat/postmodern-bir-samuray-haruki-murakami-ve-japon-edebiyati-i-3867

Kapak Görseli Orijinal Hâli: “Moonlight Over The Ocean – Marianna Foster” Pinterest. https://tr.pinterest.com/pin/58610133899977

Nazlı KAYI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir