Türkler Açısından Kırım

/ / TARİH

Karadeniz’in kuzeyinde, Azak Denizi’nin batısında inci gibi parlayan bir yarımadadır Kırım. Bu yönüyle Kırım’ın her zaman, Doğu ile Batı arasında önemli bir ticaret merkezi olmasının yanı sıra stratejik bir konumu vardı. Karadeniz’e hakim olmak istiyorsanız Kırım’a hakim olmalıydınız, olmalısınız.

Türklerin Kırım’daki ilk varlığı, Avrupa Hun İmparatorluğu döneminde görülür. Özellikle haritalar incelendiğinde bunu açıkça anlıyoruz. Avrupa Hun İmparatorluğu dağıldıktan sonra farklı Türk boylarının bu bölgede, Azak Denizi ve Don Nehri’nin kıyılarında yaşadığı tarih kaynaklarınca belgelenir. Kırım ise 7. yüzyılda Hazarların idaresine geçmiştir. Hazarların yıkılışından sonra bugün Kırım dediğimiz bölge bir süre daha Hazarya olarak anılmaya devam etmiştir.

1242 yılında, bir Türk-Moğol devleti olan Altın Orda Devleti kuruldu ve Tatarlar, Kırım’a yerleşmeye başladılar. Böylece bugün, Kırım Tatarları dediğimiz grubun temeli atıldı. Altın Orda Devleti’nin son yıllarında Kırım’da güç dengeleri değişiyordu ve yine Cengiz Han’ın soyundan gelen Hacı Giray, güçlenip hakimiyet alanını genişletirken aynı zamanda yeni bir hanedan başlıyordu: Giray Hanedanlığı. Hacı Giray öldükten sonra oğulları Nur Devlet Giray ve Mengli Giray taht kavgasına tutuşmuşlardır. Öyle ki birçok dış ülke ile anlaşmalar yapılmış, taraflar oluşmuş ve Mengli Giray birkaç kez Nur Devlet’i tahttan indirip tekrar kaybetmiştir. Ancak en nihayetinde, Cenevizliler tarafından hapse atılan Mengli Giray kurtarılıp hanlığa getirilerek Osmanlı sultanına tâbi olmayı kabul etti ve Osmanlı desteği ile Kırım Hanı, Mengli Giray olarak belirlenmiş oldu. Burada belirtmek isterim ki, Yavuz Sultan Selim’in birinci eşi Ayşe Hatun’un babası Mengli Giray’dır. Bu dönemden itibaren Kırım Hanları kendi yönetimlerine devam etmiş ancak Osmanlı fermanları ile belirlenmişlerdir. 1502 yılında Mengli Giray, Altın Orda üzerine bir sefer düzenleyerek zafer kazandı ve Kırım’daki hakimiyetini güçlendirdi.

Kırımlı Türklerin, Ruslar ile temaslarından kronolojik olarak ilk önemli dönemleri 1551 yılında tahta geçen 1. Devlet Giray ile başlar. Devlet Giray, 1571 yılında Moskova’yı kuşatmış ve devamında şehri yağmalamıştır. Çevre kasabalar ateşe verilmiştir ve rüzgarlar sebebiyle yangınların önü alınamamış, Moskova’ya ulaşmıştır. Moskova Yangını tarihteki çok büyük çaplı birkaç şehir yangınından birisidir. Yangın sırasında Kremlin Sarayı’ndaki cephaneliğin de patlamasıyla olay daha korkunç bir hal almış ve ciddi seviyede kayıplar verilmiştir. Moskova ve çevresinin işgalinin ertesi yılında Devlet Giray, Ruslar üzerine daha büyük çaplı fetih projeleri yapmışsa da Molodi Savaşı’nda alınan yenilgi dolayısıyla bu projeler hayata geçememiş veyahut başarısız sonlanmıştır. 1591’de oğlu, 2. Gazi Giray da Moskova üzerine sefer düzenleyip zaferlerle dönmüştür ve Ruslar bir kez daha Kırım Hanları tarafından vergiye bağlanmışlardır. 1676-81 Osmanlı-Rus Savaşı’nda da Kırım Hanlığı Osmanlı ile aynı safta yer almıştır. Savaş sonunda adını bir Kırım şehrinden alan Bahçesaray Antlaşması imzalanmıştır. Uzun süre Kırım Hanları Kuzey’de ve Batı’da savaşlarda, kuşatmalarda hep Osmanlı’nın yanında yer almıştır.

Ancak 17. yüzyılın sonlarında ve 18. yüzyılın başlarında Ruslar artık daha güçlü bir tehdit haline gelmişlerdi. Rus İmparatorluğu oldukça güçlenmişti. O dönemde Osmanlı toprağı olan Besarabya (Bugünün Moldova’sı) Rus güçlerine geçmişti. 1771 yılında ise Ruslar, Kırım’ı işgal ettiler. 1774 yılında ise Küçük Kaynarca Antlaşması ile Kırım, Osmanlı himayesinden çıkartılıp bağımsız hale getirildi. 1777’de Şahin Giray Kırım Hanlığı tahtına geçti. Ancak bu han Rus yanlısı olarak biliniyordu. İşte bu dönemde Kırım’a oldukça yoğun bir şekilde Rus yerleştirmesi yapıldı. Birçok devletin olduğu gibi Rusya’nın da asimilasyon politikasının en temel ayağı olan bu işlem ile bölge yavaşça Slavlaştırılmaya başlandı. Benzer bir politikayı referandum için yakın gelecekte de göreceğiz. 1783 yılında Çariçe 2. Katerina, Kırım’ı ilhak etti. Bu olayların üstüne Kırımlılar ayaklandı ve Şahin Giray’ı tahttan indirip Bahadır Giray’ı tahta geçirdiler. Şahin Giray ise Rodos’a sürüldü ve orada idam edildi. Osmanlı desteğinin tekrardan kazanılmasına rağmen zaten dönemde Ruslara karşı dezavantajlı konumda olan Osmanlı, yeni bir savaşa girişse dahi başarılı olamadı ve 1792 Yaş Antlaşması ile Kırım’ın ilhakını, Rusya’ya bağlanmasını kabul etti.

Yazımın başında da değindiğim gibi Karadeniz’e hakim olmak istiyorsanız, Kırım’a sahip olmanız gerekir. Kuzeyinizdeki denizler donuyorsa sıcak denizlere inebileceğiniz bir kapınızın olması gerekir. Rusya’nın geri kalanına kıyasla doğası ve verimliliği ile de dikkat çeken Kırım, Rusya için hayati bir liman. Zaten bu yüzden bugün hala Rusya, Kırım’dan vazgeçmiyor. İlhak sonrasında önceden başlayan nüfus politikaları hızlanmış ve Kırım Ruslaştırılmaya çalışılmış ve büyük ölçüde başarılı olunmuştur. O dönemden itibaren Balkanlara ve Anadolu’ya yani önceleri Osmanlı topraklarına sonraları isim farkı ile Türkiye’ye oldukça fazla Müslüman Kırımlı göç etmiştir. Bu göçler 2. Dünya Savaşı’nda yaşanacak sürgüne kadar devam etmiştir. Özellikle 1860 ila 61 yılları arasındaki göç hareketleri ile kalan Kırımlılar kendi vatanlarında azınlık durumuna düşmüşlerdir. Çoğunluğun çok zor yaşadığı bu dönemde Moskova’da, St. Petersburg’da eğitilen ve önemli kademelere gelen bir avuç Kırımlı Türk de elbet vardı.

Bunlardan biri İsmail Gaspıralı’dır desek çok da yanlış olmaz. Kırımlı bir yazar olan Gaspıralı, memleketi Kırım’da ve Rusya’nın genelinde Türk-Müslüman birliği konusunda bir bilinç oluşturmaya çalışmıştır. Gaspıralı’nın çıkardığı Tercüman gazetesi, döneminde büyük yankı getirmiş ve sadece Rusya’da değil, geniş bir coğrafyada Müslüman-Türk tebaasında kendine okur bulmuştur. Türk kökenli halkın eğitilmesi ve aydın gruplar yetişmesi için ciddi uğraşlar vermiş ve geliştirdiği eğitim sisteminin Rusya’da reformlar içerisinde bulunmasını sağlamıştır. Kırım’da da genç bir millî aydınlar zümresinin ortaya çıkmasına hizmet etmiştir.

Bu aydınlar zümresi içinde yalnızca, tamamen Gaspıralı’nın görüşlerine katılanlar değil, ondan gayet farklı düşüncelere sahip radikal gençler de yer almaktaydı. Genellikle Rus illegal siyasi partilerinden sosyalist inkılapçıların görüşlerinin etkisinde olan bu gençler, Çarlık rejimiyle uzlaşma yerine ona doğrudan savaş açma ve bu yolda Rus inkılapçılarıyla iş birliği yapılmasını savunuyorlardı. 1905 Rus inkılabı ve yakın geleceğinde Osmanlı’da yaşanacak olan Meşrutiyet gelişmeleri ile Kırım Tatarları ile Osmanlı arasındaki ilişkiler tekrardan güçlenmeye başladı. Bu dönemlerde Kırım’dan birçok genç, İstanbul’a okumaya gidiyordu ve sonra tekrar yurtlarına dönüp bölgenin eğitim seviyesinin yükselmesine hizmet ediyorlardı.

Dünya karışıyordu, en son bahsettiğim dönemden kısa bir süre sonra 1. Dünya Savaşı patlak verecekti. İlgili her kesim için kabus gibi günlerdi. Üstelik Rusya topraklarında kaos iki kattı. Farklı fikirler Çarlık için uzun zamandır endişe veren grupları şekillendirmekte ve artık bir tehdit olmaktan çok daha fazlasıydılar. Bolşevik İhtilali gerçekleşmişti ve 1917’de nihayet Çarlık rejimi çöktü. Mevcut kargaşa Kırımlı Tatar milliyetçileri için büyük fırsattı. 1917 Nisan’ında Kırım Müslümanları Kongresi yapıldı ve bir Merkezi İcra Komitesi oluşturuldu. Bu komite, gelecek süreçte Tatarların kendi kaderini belirlemesine yani egemenliklerini sağlayacak bir Kurultay (parlamento) toplanmasına karar verdi. Kasım 1917’de gizli oy ve açık sayım ile kadın ve erkek tüm Kırım Tatarlarının seçme ve seçilme haklarının olduğu bir sistem ile Kurultay toplandı. Bu yönüyle de Kırım tarihi hem yazarken beni hem de eminim birçok okuyucuyu bir kez daha şaşırtmıştır. 26 Aralık 1917’de Kurultay’ın kabul ettiği Kanuni Esasi ile Kırım Halk Cumhuriyeti ilan edildi. Kırım devletinin askeri gücü de vardı ve Sevastopol haricinde bölgede tekrardan hakimiyet kuruldu. Zaten asıl problemli nokta da burasıydı. Çünkü Sevastopol’da oldukça önemli bir askeri güç vardı. Rusların Karadeniz filosunun ana üssü olan Sevastopol’deki Bolşevik denizciler ile Tatarlar arasında çıkan savaş sonucunda yerel güçler olarak adlandırabileceğimiz Tatarlar, sadece savaşı değil yarımadayı da kaybetmişlerdi. Bu olay sonrasında gözünü, kendi devletini kurmak isteyen Tatar tehdidine çeviren Bolşevikler, Tatarlara karşı bir katliam hareketine geçmişti. Bu birinci Bolşevik hakimiyeti Kırım tarihinde kanlı olayların içerisinde yer alır. Ancak 1918’de, 1. Dünya Savaşı hala devam ediyordu ve Kırım, Alman orduları tarafından işgal edildi. Böylece Kırım’daki ilk Bolşevik hakimiyeti son buldu. Osmanlı’nın müttefiki olan Almanların bölgedeki işgali Kırım Tatarları tarafından Bolşeviklerden kurtulma anlamına geldiği için büyük bir savaşta ne kadar olabiliyorsa o kadar olumluydu. Kırımlıların önceki yıl kurmuş oldukları bazı milli müesseseler tekrar faaliyet göstermeye başladılar. 1918 sonlarında Almanlar Kırım’dan çekildikten sonra Kırım, Rus iç savaşında çapraz ateşte kalmıştı. Ancak son olarak 1920’de Bolşeviklerin Beyaz Ordu’yu kesin olarak yenmesi ile Kırım da kesin olarak Bolşeviklerin oldu.

Artık savaş bitmişti ve Bolşevikler yeni bir toplum inşa ediyorlardı. Bunun neticesinde Tatarları da sisteme kazanmak açısından 18 Ekim 1921’de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ilan edildi. Kırım Tatarcası resmi dil oldu. Buna rağmen, Bolşeviklerin ziraat politikaları doğrultusunda Kırım’da, bu bereketli topraklarda, daha önce tarihinde görülmemiş bir açlık yaşandı. Yüz binlerce insanın bu açlıkta hayatını kaybettiği belirtiliyor. Stalin döneminde Kırımlılar çok zor günler yaşadılar. Bu dönemdeki uygulamaların Kırım’a özel değil de Sovyetler projesine katılacak birçok bölge üzerinde yaşatıldığını da belirtmekte fayda var. Pek çok yönden baskılanan Kırımlıların dini ve milli değerlerine de itibar gösterilmedi.

Zamanda biraz daha ilerleyip 2. Dünya Savaşı dönemine gelirsek Kırım’ın tarihin her döneminde olduğu gibi burada da birçok olaya sahne olduğunu göreceğiz. 16 Kasım 1941’de yine Sevastopol hariç tüm Kırım, Alman güçlerinin eline geçmişti. 4 Temmuz 1942’de ise Sevastopol de Almanların elindeydi. Sovyet idaresinde oldukça ezilen yerli halk, Alman hakimiyetinin kendilerine 1. Dünya Savaşı’ndaki gibi ferahlama getireceği umudundaysa da durumlar hiç öyle değildi. Her şey gibi Alman güçleri de bu sefer çok farklıydı. Almanların Kırım işgali en çok Kırım Tatarları için bir felaket oldu. Çünkü bu olay, onların Bolşevikler yarımadaya döndüğünde “hainler” olarak nitelendirilmesine sebep olacaktı. Kırım Tatarları başta Almanların gelişi ile umutluysalar bile Almanlar Kırım Tatarlarını grup grup toplayıp savaş sanayisinde iş gücü olarak kullanmak için zorla topraklarından uzaklara götürmüşlerdi. Yani aslında ne Kırımlılardan Almanlara kayda değer ve istekli bir hayır gelmişti ne de Almanlardan Kırımlılara. Ancak Kızıl Ordu kaybettiği toprakları tek tek geri alıp 1944’te Kırım’ı tekrar, tamamen ele geçirdiğinde, Kırımlı Tatarları düşmanla iş birliği yapmakla suçlayıp hainlik suçu ile itham ettiler. Tatarlara yönelik kurşuna dizmeleri, yağmaları ve benzeri eziyetleri takip ederek 11 Mayıs 1944’te Kırım Tatarlarının son ferdine kadar, Kırım’dan sürülmesini emreden karar, Stalin tarafından imzalandı.

Kırım Tatarları denince her birimizin hafızasında öncelikle beliren, insanlık dışı bir trajediye yol açan bu karar ile 17 Mayıs’ı 18’e bağlayan gecede NKVD birlikleri Kırım’ın her yerinde aynı anda, evlerinde uyuyan Kırım Tatarlarını kaldırdılar ve hazırlanmak için yalnızca 15-20 dakika zamanları olduğunu, sadece elleriyle taşıyabilecekleri kadar eşya almaya izinli olduklarını belirttiler. Toplamda 193.865 Kırım Tatarı, normalde hayvanların taşındığı vagonlara yüklenerek, doğup büyüdükleri vatanlarından, arkalarında yüzyıllarca geriye uzanan bir tarih bırakarak sürüldüler. Üstelik hiçbir Kırım Tatarı ayırt edilmedi. Halihazırda Sovyet partizanı olan, Komünist partisi üyeleri ve Kızıl Ordu’da yer alıp Sovyetler Birliği Kahramanı madalyası alanlar bile Kırım dışına sürüldüler. Küçük bir grubun düşman ile bağlantıları bahane edilerek büyük bir “etnik temizlik” gerçekleştirilmişti. Sürgün sırasınca birebir yaşayanların anlattıklarından öğrendiğimiz kadarıyla hastalık kol geziyordu. Seyrek aralıklarla askerler gelip sürgün edilen insanlara kuru ekmek veriyordu. Oturacak yer bile bulunmuyordu. Birçok insan hastalıktan ya da açlıktan öldü. Tren bazen dururmuş. O zamanlarda kötü muamelelere maruz kalan sürgün edilenler tuvalet ihtiyaçlarını karşılamak için dışarıya koşar, cansız bedenler dışarı atılırmış. Ne cenaze için ne de gömülmek için fırsat oluyor; trenden inenler tren hareket etmeden önce yetişemezlerse beklenmiyor ve bilmedikleri yerlerde, yolun ortasında bırakılıyorlarmış. Sürgün edilenlerin çok büyük çoğunluğu Özbekistan’a götürüldüler. Bu sürgün sırasında ve neticesinde Tatarların yaklaşık %45’nin hayatını kaybettiği raporlanıyor.

Tatarların boşaltmaya zorlandığı Kırım’a Sovyetlerin farklı bölgelerinden Ruslar ağırlıklı olmak üzere aileler getirilip yerleştirildi. Tatarlardan kalan evler onlara verildi ve burada yaşayacaksınız dendi.

56 yılından sonra Kruşçev’in yumuşama politikası üzerine Kırım, Sovyet Ukrayna’sına bağlandı ve Kırım Tatarları da vatanlarına dönme taleplerine ve projelerine başladılar. Yıllar süren çalışmalardan sonra tüm dünyanın ilgisini çeken bir olay 87 yılında Moskova, Kızıl Meydanı dolduran bini aşkın Kırım Tatarının protestosu oldu. 1988 yılından itibaren Kırım Tatarları büyük dalgalar halinde Kırım’a dönmeye başladılar. Terk etmek zorunda bırakıldıkları evlerinde artık başka aileler kaldığı için derme çatma evler kurarak barınmaya çalıştılar ancak Sovyet rejimi güzel görünmediği gerekçesiyle bu barınakları da defalarca kez yıktı.

1990’ların başında Sovyetler Birliği dağıldı. Ukrayna da birçok diğer Sovyet Devleti gibi bağımsızlık ilan etti. Kırım ise bağımsız Ukrayna’ya bağlı Özerk Cumhuriyet olarak kendine yer buldu. Ancak Kırım’da hala Rusya donanmasının önemli bir kısmı bulunuyordu. Bu donanma, Ukrayna’yı ve Kırım’ı, Moskova’dan uzaklaşmaları durumunda baskı kurmak için bir tehdittir. Yakın geçmişte Kırım’da Rus nüfusu yoğunlaştırıldı, hatta yerli halkın bir kısmına Rus pasaportu dağıtıldı. Çünkü Rusya, Rus vatandaşlarının olduğu bölgelere müdahale hakkı kazanacaktır.

2014 yılında uluslararası gözlemciler olmaksızın Kırım’da, Kırım’ın Rusya’ya bağlanması üzerine referandum yapılmıştır. Zaten vatanlarında artık azınlık durumuna düşmüş Kırımlı Tatarlar sonucun ne olacağını bildikleri için referanduma katılmayı reddettiler ve büyük çoğunluğu oy kullanmayacaklarını açıkladılar. Referandum sonucunda Kırım’ın Rusya’ya bağlanması kabul edildi. İlerleyen günlerde ABD, 12 yetkiliye yaptırım kararı açıkladı. Rusya’nın G8 üyeliği askıya alındı ve BM Güvenlik Konseyi, Kırım referandumunun yasal olmadığını belirten bir karar çıkardı. Tüm bunlara rağmen Vladimir Putin, Kırım’ın ilhakını onayladı ve Kırım resmen Rusya’ya katılmış oldu.

Bugün Kırımlı Tatarlar ve Ukrayna, ortak amaç ile birleşmiş görünmekte. Kırım anlaşmazlığı hala devam ediyor. Ukrayna ile Rusya arasında gerginliklerin nüksettiğini zaman zaman gündemde görüyoruz. İlk defa Kavimler Göçü ile daha sonra da Cengiz Han’ın ölümü sonrasında yoğun olarak bu topraklara yerleşen Türkler, tarih boyunca Kırım’dan vazgeçmediler. Karadeniz’deki konumu sebebiyle Rusya için hayati önem taşıyan bu yarımadadan Rusya da hiç vazgeçmedi ve iki taraf da hala bu mücadeleye devam ediyor ve edecekler.

Tarihte birçok olaya tanıklık eden bu yarımadayı, Türkler açısından size anlatmaya, önemini vurgulamaya çalıştım. Tarihini incelediğimizde bugün yaşanan Kırım krizini de anlamak çok daha kolay oluyor. Bir gün tekrar haberlerde Kırım’ın adını duyduğunuzda bu yazıyı hatırlamanız ve edindiğiniz tarihi bilgiler ile bugünü yorumlamanız dileğiyle.

Kapak Görseli: 2021. Aa.Com.Tr. https://www.aa.com.tr/en/todays-headlines/turkey-marks-1944-tragedy-of-crimean-tatars/1149837.

-Zeynep KARALİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir