Türk Hukukunda Haksız Tahrik

/ / HUKUK
I-Giriş

Haksız tahrik, oldukça tartışmalı bir kavramdır. Zaman zaman gündemi meşgul etmekte, kamuoyu tarafından eleştiri hâline gelmektedir. Mahkemelerin haksız tahrik indirimine alakalı alakasız her vakıaya ilişkin olarak başvurduğu ve bu durumun adaletin tesisi konusunda problem yarattığına dair eleştiriler bulunmaktadır. Yine doktrinde de haksız tahrik düzenlemesinin ucunun çok açık olduğu konusunda kritikler yer almaktadır.

Söz konusu bu makalede, haksız tahrik kavramı genel hatlarıyla ele alınacak, önemli noktaları hakkında bilgiler verilecektir.

II-Türk Ceza Kanununda Haksız Tahrik

Haksız tahrik, Türk Ceza Kanununun 29.maddesinde ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenmiştir:

‘‘(1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.’’

Yine Türk Ceza Kanununun 129.maddesinde ise haksız tahrikin özel bir düzenlemesi hakaret suçuna ilişkin olarak karşımıza çıkmaktadır:

‘‘(1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
(2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.
(3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.’’

III-Genel Düzenleme Olarak Haksız Tahrik

Yukarıda da aktardığımız üzere haksız tahrike ilişkin genel düzenleme Türk Ceza Kanununun 29.maddesinde yer almaktadır. Bu hüküm çerçevesinde haksız tahrikin 4 adet unsurunun bulunduğu ifade edilebilir. Bu 4 unsur aşağıda açıklanacaktır.

1-Tahrik oluşturan haksız bir fiil işlenmiş olmalıdır.

Haksız fiili; bir kimsenin kasten ya da ihmali eylem ile bir başkasını hukuka aykırı olarak zarara uğratması olarak ifade edebiliriz. Dolayısıyla bir kişinin haksız tahrik indiriminden yararlanabilmesi için kendisine karşı haksız bir fiilin işlenmiş olması gerekli ve zaruridir. Ayrıca bu haksız fiilin tahrik oluşturacak seviyede olması gerekmektedir. Bunun tespitini ise somut olaya göre hâkim subjektif olarak kendisi takdir edecektir.

2-Haksız fiil failde hiddet veya şiddetli elem etkisi meydana getirmiş olmalıdır.

Haksız tahrik indiriminden yararlanabilmek için kişiye karşı tahrik oluşturan bir haksız fiilin işlenmesi yeterli değildir. Ayrıca ilgili haksız fiilin kişide hiddet veya şiddetli elem etkisi meydana getirmiş olması gerekmektedir. Hiddet, TDK’da ‘‘öfke, kızgınlık’’ olarak tanımlanmıştır. Elem ise ‘‘üzüntü, dert, keder’’ olarak ifade edilmiştir. Bunlar oldukça muğlak tanımlar ve kavramlardır. Dolayısıyla kamuoyunda da öğretide de bu husus, eleştirilerin hedefi olmaktadır. Çünkü haksız fiilin failde hiddet veya şiddetli elem etkisi meydana getirileceğinin tespiti oldukça zor bir hadisedir. Haliyle de hâkimlerin bazı kararlarına karşı adil olmadığı yönünde eleştiriler getirilmektedir.

Bilindiği üzere Ceza Hukukunda ‘‘şüpheden sanık yararlanır ilkesi’’ geçerlidir. Dolayısıyla da haksız tahrik indiriminin etki alana genişlemekte, bu da zaman zaman adaletsiz kararlar verilmesine ve mevzuattaki düzenlemenin keyfi kullanımına neden olmaktadır. Bu husus doktrinde de oldukça eleştirilmektedir. Bize göre de ilgili hükmün her suç için ve her sanık için kullanımını engellemek adına düzenleme revize edilmeli, muğlaklıklar giderilmelidir.

3-Suç, söz konusu hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında işlenmiş olmalıdır.

Kişide hiddet ya da şiddetli elem etkisi meydana gelmesi yeterli değildir. Ayrıca söz konusu suçun bu hiddet ya da şiddetli elem etkisi altında işlenmesi gerekir. Suçun bu etki yitirildikten sonra işlenmesi durumunda haksız tahrik indiriminden yararlanılabilmesi mümkün değildir. Lakin bir kişide bu etkinin ne zaman sona erdiğini tespit etmek zordur. Olması gereken hukuka göre bu etki, uzun zaman dilimi devam eden bir husus değildir. Çünkü bahsedilen hiddet ve şiddetli elem duyguları uzun saatler, günler sürebilecek ruhi değişikler değildir. Örneğin kişinin ilgili suçu haksız fiilden 1-2 gün sonra işlemesi durumunda haksız tahrik indiriminden yararlandırılması uygun olmayacaktır.

4-Suç, tahrik oluşturan haksız fiili işleyen kimseye karşı gerçekleştirilmiş olmalıdır.

Haksız tahrik indiriminden yararlanabilmek için kişinin eylemini mutlaka haksız fiili işleyen kişiye karşı gerçekleştirmesi gerekir. Aksi takdirde bu indirimden yararlanamayacaktır. Örneğin haksız fiili meydana getiren kişinin yakınlarına hiddetlenip suç işlenilmesi durumunda haksız tahrik indiriminden yararlanabilmek mümkün değildir.

Haksız tahrikin genel düzenlemesine ilişkin bir Yargıtay kararı da aşağıda sizlerle paylaşılmıştır. Bu kararda haksız tahrikin unsurları ifade ve edilmiş ve ilgili hükmün uygulanışına dair hâkimlere yol gösterilmiştir:

Ceza Genel Kurulu         2020/122 E.  ,  2021/533 K.

‘‘(…)Yerleşmiş yargısal kararlar ve doktrinde yer alan baskın görüşlere göre, 5237 sayılı TCK’nın 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir:
a) Tahriki oluşturan bir fiil bulunmalı,
b) Bu fiil haksız olmalı,
c) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
d) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalı,
e) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır(…)’’

‘‘Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik; kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın bir sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir nedendir. Başka bir anlatımla haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Genel Hükümler, s. 412).’’

‘‘Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında tartışmasız olarak benimsendiği üzere, tahrik nedeniyle yapılacak indirimin oranı belirlenirken, haksız tahriki oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmeli, eğer haksız hareket bu özellikleri itibarıyla yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa ancak bu takdirde haksız tahrikin ağır ve şiddetli olduğu kabul edilmelidir.’’

IV-Özel Düzenleme Olarak Haksız Tahrik

Türk Ceza Kanununun 129.maddesinde ise haksız tahrike ilişkin özel bir düzenleme yer almaktadır. İlgili hükümde aşağıda belirtilen hususlar özel olarak düzenlenmiştir:

1-Hakaret Suçunun Haksız Bir Fiile Tepki Olarak İşlenmesi

2-Hakaret Suçunun Kasten Yaralama Suçuna Tepki Olarak İşlenmesi

3-Hakaret Suçunun Karşılıklı Olarak İşlenmesi

Kanun koyucu, ilgili kanun hükmünü açık ve muğlaklıktan uzak ifadeler kullanarak hazırlamıştır. Dolayısıyla yerinde bir düzenleme olarak ifade edilebilir. Hakaret suçu, işlenmesi oldukça kolay bir suç olduğu için yukarıda belirtilen özel tahrik hâllerinde suçu işleyen kişi lehine indirim yapılması hatta suça ilişkin cezanın tamamen ortadan kaldırılması isabetli bir düzenleme olmuştur.

V-Sonuç

Haksız tahrike ilişkin genel düzenleme Türk Ceza Kanununun 29.maddesinde yer almaktadır. Bu hükmün muğlaklıktan uzak ve daha net bir şekilde düzenlenmesi şarttır. Aksi takdirde düzenlemenin kötü niyetli kullanılması kaçınılmazdır. Kanun koyucu, kamuoyu ve doktrinde yöneltilen eleştirileri dikkate alarak ilgili hükmü revize etmelidir.

 

-Ali Fuat ÇALIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir