Siyaset ve Futbol: Özel Muamele

/ / SİYASET BİLİMİ

Bir tarafta dünyanın her köşesinde oynanan ve en çok takip edilen sporu, diğer tarafta ise gündelik hayatın bir parçası haline gelmiş, insanlığın yaşayış biçiminden ülkelerin birbirleriyle olan ilişkisine kadar sayısız alanda etkisi bulunan bir disiplin. Futbol ve siyaset her ne kadar birbirinden ayrı iki alanmış gibi gelse de kulağa bu ikili arasında göründüğünden daha derin bir bağ olduğu aşikâr. Bu derin bağın temelinde yatan en önemli faktör belki de milyonlarca, hatta milyarlarca insanın bu sporu takip ediyor olmasıdır. Öyle ki; bu kadar insanın izlediği, dinlediği, takip ettiği ve bir parçası olduğu bu denli büyük bir sektörde siyasetin olmaması mümkün mü?

Günümüzde futbol bir adeta spordan daha fazlası haline geldi: futbol bir sektör, futbol bir camia, belki de futbol kendi başına ayrı bir dünya. Her gün yüz milyonlarca insanın etkileşimde bulunduğu bu dünyanın içinde, milyarlarca dolar dönüp duruyor. Futbol kulüpleri, spor markaları, sponsorluklar, antlaşmalar, sözleşmeler ve daha niceleri, bu koskoca futbol evrenini her şeyden önce hem tüketici için hem de üretici için çok cazip kılıyor. Türkiye, Brezilya, Portekiz, İspanya, Birleşik Krallık ve daha pek çok ülkede futbol nüfusun yüzden ellisinden fazlası tarafından takip ediliyor. Hatta Türkiye, Portekiz ve Brezilya gibi ülkeler için bu oran %75’lere kadar çıkabiliyor. Bu da demek oluyor ki, özellikle futbolun popüler olduğu ülkelerde, her dört kişiden üçü aktif bir şekilde bu sporu takip ediyor. Öyle ki, bazı ülkelerde seçime katılım oranı futbol takip etme oranında daha düşük. Bu kadar büyük bir kitlesi olan bir sektörde siyasetin görülmemesi mümkün mü peki? Öncelikle, bu yazı siyaset ile futbolun iç içe geçmesini doğruluğunu veya yanlışlığını tartışan bir yazı değildir. Bu yazı, futbol ile siyasetin ne derecede birbirleriyle alakalı olduğunu göstermeye çalışan bir yazıdır, bundan daha fazlası değil.

Futbol ile siyaset arasındaki bağlantının gözler önüne serildiği en son siyasi kriz şüphesiz şubat ayında meydana gelen Ukrayna-Rusya krizidir. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardında, pek çok ülke Rusya’ya ekonomik ve siyasi yaptırım uygulayacağını açıklamış, Türkiye’de dahil olmak üzere pek çok ülke bu işgalin en kısa sürede durdurulması gerektiğini savunmuştu. Elbette bu açıklamalar kimseyi şaşırtmadı, kimi için yetersiz bile geldi. Ancak en şaşırtıcı tepki Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği’nden (FIFA) geldi. FIFA, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından, 28 Şubat Pazartesi günü Rusya Milli takımını ve Rus futbol kulüplerini herhangi bir uluslararası futbol turnuvasında oynatmama kararı aldı. Elbette bu haber pek çok insanı sevindirdiği gibi pek çoğunu da kızdırdı. FIFA daha önce Pakistan, Kenya ve Zimbabwe gibi ülkelerin federasyonlarını da askıya almıştı, ancak Rusya’dan farklı olarak, bu askıya alımların başlıca sebebi bu ülkelerdeki futbol federasyonlarının devlet müdahalesine maruz kalmalarıydı. Rusya Futbol Federasyonu’nun askıya alınma sebebi ise tamamen FIFA’nın savaş karşıtı tutumundan dolayıydı. Ancak FIFA’nın bu tutumu pek çok insanın kafasında soru işareti oluşturdu: neden FIFA daha önce hiçbir işgalci ülkeyi, federasyonu askıya almadı?

Bu sorulara cevap vermek göründüğünden çok daha zor. Örneğin 1954 ile 1962 yıllarında Fransa ile Cezayir arasında meydana Cezayir Bağımsızlık Savaş’ında Fransa Futbol Federasyonu FIFA tarafında hiç askıya alınmadı. Veya iki milyon insanın yaşamını yitirdiği Nijerya İç Savaşı döneminde Nijerya Milli takımının Dünya Kupasına katılımı yasaklanmadı. Bu tarz örneklerin yakın geçmişimizde de meydana geldiğini söylemek mümkün. Örneğin Dünya Kupasına ev sahipliği yapacak ülkelerin kriterleri belirlenirken, FIFA’nın özellikle altını çizdiği “Uluslararası İnsan Haklarına resmi olarak adanmış olmak ve Birleşmiş Milletlerin makul çalışma standartlarına” uygun olmayan ve 2022 Dünya Kupası’nın alt ve üstyapı hazırlıkları süresince 6500’den fazla ölüme sebebiyet veren Katar’ın herhangi bir yaptırıma maruz kalmaması oldukça ilgi çekicidir.

FIFA’nın yanı sıra Rusya-Ukrayna krizine benzer bir şekilde tepki veren bir diğer oluşum ise Birleşik Krallık hükümetiydi. Rus milyarder Abramovich’in Chelsea Futbol Kulübü dahil olmak üzere tüm İngiliz varlıklarını donduran İngiltere hükümeti, doğal olarak mevzubahis kulübün tüm gelir ve gider kapılarını dondurdu. Öyle ki kulübün ticari amaçlarla herhangi bir eylem gerçekleştirmesi an itibariyle hala yasak. Buna gerekçe olarak ise Roman Abramovich’in Rusya devlet başkanı Putin ile olan yakınlığı gerekçe gösterildi. Bugün Chelsea Futbol Kulübü dünyanın en büyük taraftar kitlesine sahip futbol kulüplerinden biri. Başarılı olduğu kadar piyasa değeri de yüksek olan bu kulübün doğal olarak masrafları da oldukça yüksek ve kulüp hesabının donuk olması pek sürdürülebilir bir durum değil. Tıpkı FIFA’nın Rusya’ya karşı aldığı karara tepki yağdığı gibi, İngiliz hükümetinin de Chelsea üzerinden Abramovich’e aldığı karar da tepki çekiyor. İngiliz hükümetinin bu tepkisini enteresan kılan şey, bundan yaklaşık altı ay önce en az Chelsea gibi köklü bir İngiliz kulübü olan Newcastle United, Suudi Arabistan Ulusal Varlık Fonu tarafından satın alınmıştı. Suudi Arabistan’ın 2015 yılından bu yana hala devam etmekte olan Yemen’in işgalinde önderlik ettiği göz önünde bulundurulduğunda, İngiliz hükümetinin 6 ay önce bu alım satım işlemine onay vermesi ve tepkisiz kalması Chelsea’nin sahibine karşı alınmış bu kararı oldukça ilgi çekici hale getiriyor. “Ancak Chelsea’nin sahibi Putin ile çok yakın olan bir Rus oligarkı” diye düşünenler varsa, şunu da belirtmek gerek: Newcastle’ın yeni sahibi bizzat Suudi Arabistan’ın veliaht prensi. Peki bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, Rusya’ya ve Rus vatandaşla karşı yapılan bu yaptırımların siyasi doğruculuk ilkesi ile alındığını söylemek doğru olur mu?

Rus futbolunun maruz kaldığı bu yaptırımların ne derecede siyasi amaçlarla yapıldığını söylemek zor. Ancak Suudi Arabistan ile İngiltere arasında 10 milyar İngiliz poundunu aşan bir savaş uçağı ticaretinin varlığını bilmek işin rengini biraz değiştiriyor olsa gerek. Bunun yanı sıra gözden kaçmaması gereken bir gerçek var: futbol da diğer pek çok sektör ve alan gibi Batı odaklıdır. Ukrayna’nın kültürel ve sosyolojik olarak Batı’ya daha yakın olması ve ayrıca Rusya-Ukrayna krizinin sosyal medya kullanımının oldukça fazla olduğu bir coğrafyada ve zamanda meydana gelmesi FIFA’nın mevzubahis krize sessiz kalmasını imkânsız hale getirdi de diyebiliriz.

Futbolun ve siyasetin iki ayrı alan olarak ele alınması tartışmaya açık bir konu. Her ne kadar futbolu siyasette izole etmeye çalışsak da Dünya Kupası’nda ve Avrupa Şampiyonası’nda yine herkes kendi ülkesine destekleyecektir. Nitekim, milliyetçilik gibi siyasi anlamlar taşıyan bu duygular yeşil sahaların bir parçasıdır, hangi ülkede olursanız olun. Belki futbol ile siyaseti birbirinden ayrı iki kavram olarak ele almak bir hatadır. Sizin düşünceniz nedir? Siyasetsiz bir futbol olabilir mi?

 

Kaynakça

-Zeki Aydın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir