Geçmişten Günümüze Ege Denizi Sorunu

/ / HUKUK

Bölgede tansiyonu zaman zaman ciddi şekilde arttıran Ege Denizi sorunu, komşumuz Yunanistan ile aramızda yarım asrı aşan bir süredir çözülemeden kalmıştır. Bu yazıda ise, bahsettiğimiz sorunun tarihini ve genel hatlarını ele alacağız ancak bundan önce, bu faaliyetin merkezinde bulunan ‘‘Karasuları’’ ve ‘‘Kıta Sahanlığı’’ kavramlarından bahsetmemiz gerekecek. Başlayalım.

Karasuları Kavramı
  • Ana karanın bittiği yerden başlayıp 12 deniz milini aşmamak kaydıyla, devletin üzerinde tam egemenlik yetkisi bulunan deniz alanıdır.
Kıta Sahanlığı Kavramı
  • Esasında coğrafi bir kavramdır. Karanın deniz altında devam eden doğal uzantısıdır.
  • Hukuki olarak ise; karasularının ötesinde başlayıp belirli bir uzaklık ve derinliğe kadar giden deniz tabanı ve toprak altını ifade eder.
  • Herhangi bir ilana gerek olmaksızın her devlet kendiliğinden kıta sahanlığı üzerinde haklara sahiptir.
  • Kıta sahanlığı önemli fiziksel niteliklere sahiptir ve deniz altı zenginliklerinin en yoğun olduğu yerdir. Özellikle yer altında çeşitli madenler (manganez yumruları, bakır, nikel, kobalt gibi), petrol, doğal gaz, bitkisel ve hayvansal kaynaklar (değerli yosunlar, sünger, mercan, mide, istiridye, inci gibi canlılar) çeşitli bölgelerde değişiklik göstermekle birlikte genel olarak yoğun bulunan zenginliklerdir.
Ege Denizi’nde Karasuları Sorunu

Türkiye ve Yunanistan arasında uyuşmazlıklar, ilk olarak kara sularının sınırlandırılması üzerine başlamıştır. Lozan Barış Antlaşması’ndan 1936 yılına kadar olan dönemde, iki tarafta zamanın uluslararası teamüllerine uygun olarak karasularını 3 deniz mili olarak belirlemiştir. 1936 yılında ise Yunanistan, kendi karasularını tek taraflı olarak 6 deniz mili ilan etmiştir ancak bu o dönem fiilen bir sorun oluşturmamıştır. Ayriyeten o dönem Türk-Yunan dostluğu havası hakim olduğu için, Türkiye herhangi bir karşılık vermemiştir.

Türkiye, 1964 tarihli ve 476 sayılı Karasuları Kanunu ile karasularını 6 deniz mili olacak şekilde genişletmiştir. Ancak daha sonra bu kanunun birtakım sakıncalar barındırdığı fark edilmiştir. Buna ek olarak Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (Türkiye bu sözleşmeye taraf değildir) 1982 yılında kabul edilmesiyle birlikte Türkiye bu konudaki duruşunu revize etmek zorunda kalmıştır. Sonuç olarak 1982 tarihli ve 2674 sayılı Karasuları Kanunu ile “Türk karasularının genişliği altı deniz milidir. Bakanlar Kurulu, belirli denizler için o denizlerle ilgili bütün özellikleri ve durumları göz önünde bulundurmak ve hakkaniyet ilkesine uygun olmak şartıyla, altı deniz milinin üstünde karasuları genişliği tespit etmeye yetkilidir” denmek suretiyle, Türk karasularının genişliği 6 deniz mili olarak belirlenmiştir. Ancak daha sonra Bakanlar Kurulu’nun aynı gün çıkardığı bir karar ile Akdeniz ve Karadeniz’de karasularımız 12 deniz mili olarak revize edilmiştir.

1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından Yunanistan, uluslararası teamüllere dayandıklarını iddia ederek Türkiye’ye gözdağı vermek amacıyla karasularını 12 deniz miline kadar çıkartabileceği yönünde açıklamalar yapmıştır. Türkiye ise bunun gerçekleşmesi durumunda, bunu casus belli (savaş sebebi) sayacağını açıklamıştır.

1982 yılında Birleşmiş Millet Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin imzalanması ile birlikte konu tekrar gündeme gelmiştir. Bu sözleşmenin ‘Karasularının genişliği’ kenar başlıklı 3. maddesi uyarınca ‘‘Her devlet karasularının genişliğini tespit etme hakkına sahiptir; bu genişlik işbu sözleşmeye göre tespit edilen esas hatlardan itibaren 12 deniz milini geçemez.’’ Yunanistan, bu maddeye dayanarak, 12 deniz millik karasuları sınırının artık bütün devletler tarafından benimsenen bir teamül, devletler genel hukuku kuralı haline geldiğini, karasularını 12 deniz mili olarak belirleme hakkına sahip olduğunu ve bunu zamanı geldiğinde kullanacağını belirtmiştir.

Türk tarafı ise; karasularının genişliği konusunda geçerli olan tek bir genel kuralın bulunmadığını, bulunsa bile, bunun Türkiye’ye karşı öne sürülemeyeceğini çünkü Türkiye’nin 1982 tarihli 3. Birleşmiş Millet Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin bir tarafı olmadığını ifade etmiştir. Ayrıca Türk tarafının görüşüne göre; Ege Denizi coğrafi konumu açısından kapalı-yarı kapalı deniz statüsündedir ve bu konuda tarafların anlaşmaları gerekmektedir. Gerçekten de ilgili sözleşmenin 122. maddesi;

‘‘İşbu sözleşmenin amaçları uyarınca “kapalı veya yarı kapalı deniz”den, iki veya daha çok devlet tarafından çevrili ve diğer bir denize veya okyanusa dar bir geçitle bağlı bulunan veyahut da bütünüyle veya büyük bir bölümü ile, iki veya daha çok devletin kara sularından ve münhasır ekonomik bölgelerinden oluşan bir körfez, bir deniz havzası veya bir deniz anlaşılır. ’’  diyerek, 123. maddesi ise;

‘‘Kapalı veya yarı kapalı bir denize sahildar olan devletler, işbu sözleşme gereğince kendilerine ait olan hakların kullanılmasında ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinde aralarında işbirliğinde bulunmalıdırlar.’’ diyerek Türkiye’nin tezlerini doğrulamaktadır. Nitekim Uluslararası Adalet Divanı’nın almış olduğu bir karara göre; “deniz alanlarının sınırlandırılmasının her zaman uluslararası yönü vardır; bu yalnızca sahildar devletin iç hukukunda açıklandığı biçimiyle onun iradesine bağlı olamaz. Her ne kadar tek sahildar devletin bunu gerçekleştirme yetkisine sahip olması nedeniyle sınırlandırma işlemi zorunlu olarak tek taraflı bir işlem ise de, buna karşılık, bu sınırlandırmanın, üçüncü devletler bakımından geçerliliği uluslararası hukuku ilgilendirmektedir.”

Türkiye’nin esasen karşı çıkma sebebi; eğer Yunanistan karasularını 12 deniz miline çıkaracak olursa, payı %60’a çıkacakken, Türkiye’nin karasularının %9 bandında kalacak olmasıdır. Dolayısıyla Türkiye açısından kıta sahanlığı olarak kabul edilen bölgeler Yunan karasuları içerisinde kalacak ve Türkiye bu bölgelerde hak iddia edemeyecektir.

Dolayısıyla diyebiliriz ki, karasuları uyuşmazlığı kıta sahanlığına da doğrudan etki eder haldedir. Ancak burada Türkiye ve Yunanistan arasındaki kıta sahanlığı sorununa ayrıca değinmek gerekmektedir.

Ege Denizi’nde Kıta Sahanlığı Sorunu

Uyuşmazlık fiilen 1972-1973 yıllarında Ege açık denizinde her iki devletin petrol araştırmaları sırasında çıkmış; daha sonra 1976’da ülkemizin sismik araştırma faaliyeti nedeniyle yeniden canlanmıştır. Yunanistan Türkiye’ye protesto notaları göndermiş ve ülkemizin karşıt yönde cevabi notaları üzerine ikinci olayda BM Güvenlik Konseyi’ne başvurmuştur. Ancak Güvenlik Konseyi somut bir çözüm getirmekten çok, tarafların uyuşmazlığı Uluslararası Adalet Divanı’na götürebileceklerini hatırlatmıştır. Bunun üzerine Yunanistan UAD’a başvurmuş ve ihtiyati tedbir kararı alınıp sismik araştırmaların durdurulmasını ve ayrıca sınırlandırma kurallarının saptanmasını istemiştir. Divan 1976’da ihtiyati tedbir istemini reddetmiştir (UAD, 11.9.1976). Ülkemiz divan önüne çıkmayıp aynı yıl bir mektupla Divan’ın yetkisiz olduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine Divan, Türkiye’nin Divan’ın yargı yetkisini artık kabul etmediğini ve Yunanistan’ın, Uyuşmazlıkların Barışçı Çözümüne İlişkin 1928 Genel Senedi’nde ülkesel sorunları kapsam dışı tutmasından hareket ederek bu uyuşmazlığa bakmaya yetkisiz olduğu sonucuna varmıştır. Dolayısıyla sorun çözümsüz kalmış ve iki taraf kendi tezlerini savunmaya devam etmiştir. Bu tezleri inceleyelim.

1-) Türkiye’nin Tezi

Türkiye’nin kıta sahanlığında savunduğu tezlerden biri; doğal uzantı tezidir. Bu tez uyarınca Türkiye, Anadolu’nun doğal kıta sahanlığında bulunan adaların kendilerine ait kıta sahanlığı olamayacağını savunmuştur. İlerleyen yıllarla, yani içtihadın gelişmesiyle paralel olarak Türk tarafı bu teze hakça ilkeler uyarınca sınırlandırmayı baz alacak şekilde eklemeler de yapmıştır.

Uluslararası içtihatta adaların varlığı durumunda kıta sahanlığı sınırlamasında hakkaniyete uygun çözüm esasları benimseneceği ve adalara bazen sadece kısmi etki tanınması gerekeceği görüşü yerleşmiştir. Bu görüşe paralel şekilde sonuçlanan birçok uluslararası dava vardır. Bunlara örnek olarak 1977-1984 Beagle İhtilafı, 1977 Manş Denizi Kıta Sahanlığı İhtilafı ve 1985 Libya-Malta Kıta Sahanlığı davalarını gösterebiliriz.

Bu tez dışında, Türkiye; karasularında, yukarıda değindiğimiz BMDHK m.122-123 uyarınca kıta sahanlığı sınırlandırmasının da iki tarafın anlaşması ile gerçekleşmesi gerektiğini savunmaktadır. Türkiye bununla, Lozan Barış Antlaşması’nın iki devlete eşit koşullarla açık olarak sunduğu Ege Denizi’nin, bu statüsünün bozulmasını önlemek gerektiğini ifade etmektedir.

2-) Yunanistan’ın Tezi

Yunanistan tezlerini esasen bir takımada devleti olduğuna dayandırmaktadır. Bundan bahisle kendi kara ülkesi ile adalarının oluşturduğu bütünlüğün bir yabancı deniz alanı ile bölünemeyeceğini ifade etmektedir. Bunun dışında, adaların aynen ana karanın sahip olabileceği ölçülerde kıta sahanlığına sahip olabileceğini öne sürmektedir. Yunan tarafının bu tezleri, iki ülke arasında bir başka uyuşmazlık konusu olan Doğu Akdeniz Sorunu’nun da nedenlerindendir.

Bazı Yunan yazarlar, Türkiye’nin 12 deniz mili konusundaki kesin tavrını; ‘‘Yunanistan’ın 12 mil kuralını uygulaması Ege’yi yabancı devletlere kapatmayacağı gibi, devletlerin zararsız geçiş hakkına da (1982 Sözleşmesi’nin 17. ve onu izleyen maddeleri) halel getirmeyecektir(…)’’ sözleriyle eleştirmişlerdir.

Sonuç

Ege Denizi’nde Lozan Barış Antlaşması’nın ardından sağlanan barışçıl ve eşitlikçi ortam, uluslararası öğretiler tarafından devletlere yeni haklar tanımlanmasıyla paralel olarak daha çok hak elde etmek isteyen Yunan tarafının faaliyetleriyle sarsılmıştır. Yunanistan’ın 1936 yılında Ege Denizi karasularını 6 deniz miline çıkarmasıyla başlayan süreç bugün hala hararetle devam etmektedir. Bu sürecin sona ermemesinde Yunan tarafının yeni haklar talep edip Türkiye’yi haklarından mahrum bırakma gibi tavırlarının yanında Ege Denizi’nin kendisine has karmaşık yapısı da etkilidir. Bu yazıda sizlerle beraber bu süreci tarihsel gelişimiyle ana hatları çerçevesinde inceledik. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere.

Kaynakça

1-Sur, M. , Uluslararası Hukukun Esasları, Beta Yayıncılık, 13. Baskı, İstanbul 2019

2-AKSU, Fuat, ‘‘EGE DENİZİ’NE İLİŞKİN SORUNLAR Karasularının Genişletilmesi Sorunu’’, http://www.turkishgreek.org/iki-uelke-arasindaki-temel-sorunlar-ve-taraflarin-yaklasimlari/ege-denizi-ne-iliskin-sorunlar/karasular-n-n-genisletilmesi-sorunu (ET: 25.06.2021)

3-BM, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi, Erişim Adresi https://denizmevzuat.uab.gov.tr/uploads/pages/uluslararasi-sozlesmeler/denizhukuku.pdf

Kapak Görseli: NASA, Public domain, via Wikimedia Commons

-Berkehan KAYNARCA

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir