Fırtınalı Denizlerin Ressamı İvan Ayvazovski’nin İstanbul’u

/ / GÖRSEL SANATLAR VE MÜZİK

“Nazım Hikmet,1962 yılının 19 Nisan günü Moskova’da yazdığı “ Severmişim Meğer” adlı şiirinde Ayvazovski’nin denizlerinden şöyle söz eder;
‘’Meğer denizi severmişim,
hem de nasıl
ama Ayvazovski’nin denizleri bir yana ‘’

Dalgaları Şövalesinde Taşıyan Ressam
Suyun gerçekçi yansımasını boyadaki öznenin ışığına göre ayarlayan ,gemileri yutan dev dalgaların ressamıdır Ayvazovski. . Bu yüzden, devrilen yelken direğine tutunan denizciler, kayalıklara bindirmiş bir gemi, deniz savaşları ve filikalardaki yaşam kavgası birçok tablosunun ana konusudur. İçindeki bu tutkuyla sadece bir ülkenin değil farklı ülkelerin denizlerini, okyanuslarını, göllerini ve nehirlerini resmetmiştir ve bununla kalmayıp gezdiği ülkelerden de yeni ressamlar yetiştirmiştir. Dalgaların hareketlerini, yansımalarını ve kırılmasını daha iyi tasvir edebilmek iyi bir gözlem suretiyle mümkündür o da sürekli gözlemleyerek resmetmeyi seçmiştir.

Ayvazovski’nin Rus dünyasının en büyük yıldızı olarak tanınmasındaki en önemli etkenlerden biri, altı binden fazla resim yapmış olması ve aynı zamanda bu sayıya yakın eskiz çalışmalarının da bulunmasıdır. Dalgalı Denizlerin Ressam’ı resim yapmakla elbette yetinmemiş bazı yapıları doğrudan kendisi projelendirmiş, Feodosya’da kendi adına sanat okulu açmış, vakıf kurmuş, arkeolojik kazılar yaptırmış ve tarih müzesi açtırmıştır.

Fırtınalı Denizlerin Ressamının İstanbul ile Tanışması

19. yy’ın ikinci yarısında Osmanlı’da siyasal, ekonomik ve sanatsal bir hareketlilik başlamıştı. Bu hareketlilik başkent İstanbul’u her yerden daha çok etkilemişti. İstanbul artık Avrupalı ressamların odağı haline gelmişti. Bir görev maksadıyla olsun ya da olmasın belirli bir süre İstanbul’da yaşama fırsatı bulan ressamlar, başkentin manzarasını, toplum hayatının kültürel çeşitliliğini ve muhtelif yönlerini tasvir ederek adeta belgelemişlerdir. O dönemde bu tasvirler Avrupa’da oldukça rağbet görmekteydi. Güzel sanatlara ilgi duyan padişahların öncülüğünde ressamlar başkentte çok güzel karşılanılmaktaydılar.

Üç tarafı denizlerle çevrili eşsiz güzelliğe sahip İstanbul şehri, deniz ressamı İvan Konstantinoviç Ayvazovski’nin ilgisini çekmiş ve adeta ona bir cazibe merkezi olmuştur.
İstanbul’a ilk defa 1845 Nisan’ında gelen ressam, Beylerbeyi Sarayı’nda Sultan Abdülmecid tarafından kabul edildiğinde, yaptığı eserler dolayısıyla ihsan ve iltifata mazhar olmuştur. İstanbul’da bulunduğu süre içinde Ermeni Marhasalığı’nda misafir edilen ressam, Patrik II. Mateos ile görüşmesini müteakiben Yedikule Surp Pırgıç Ermeni Hastanesi ve Yetimhanesi’ni de ziyaret etmiştir.

Keçecizâde Fuad Paşa ile mektuplaşarak ilişkilerini daimi hale getirmişlerdir. Kefe’den gönderdiği 24 Kasım 1857 tarihli Fransızca mektupta şöyle söylemiştir: “Aziz Ekselans, Nazik mektubunuzu büyük bir memnuniyetle aldım. Beni son derece duygulandıran iyi hatıralar için samimi teşekkürlerimin kabulünü rica ederim. İlk fırsatta size bir tablomu küçücük bir armağan olarak göndermekle mutlu olacağım. Yeğeniniz Sara Kâmil Hanımefendi’nin el işlemesinin güzel bir hatıra olarak hep gözümün önünde durduğunu lütfen kendilerine söyleyiniz. Bu kış Feodosiya’ya gidiyoruz. Fakat şubat ayında bir ay için Petersburg’da kalmamız mümkün olabilir. Eşim, edindiği güzel izlenimler ve hatıralar için size teşekkürlerini bildirmemi istedi. En derin saygı ve sevgilerimi lütfen kabul buyurunuz efendim.”

Ayvazovski, Avrupa’dan ülkesine dönüş yolculuğu sırasında, 1858’de tekrar İstanbul’a uğramıştır. Yaptığı tablolardan birini sefaret vasıtasıyla padişaha takdim ettiğinde, “Rusya devleti tebaası Ayvazovski’nin ashâb-ı hüner ve maariften bulunduğu, meşhûr ve mu’teber bir âdem olduğu cihetle iş bu eserinden dolayı mazhar-ı taltif olması şan-ı âliye muvafık olduğu” kanaatiyle, kendisine padişah tarafından dördüncü rütbeden Mecîdî Nişanı ihsan edilmiştir.

Hem Ermeni, Hem Rus

17 Temmuz 1817’de, Kefe’de doğan Ayvazovski, iki erkek ve üç kız çocuklu bir ailenin en küçüğü idi. Ressamların doğdukları bölge ressamları hem kültürel hem sosyal hem de sanata bakış açılarını ve sanatsal kişiliklerinin gelişmesini etkileyen yegane şeylerden biridir ki Ayvazovski de doğduğu yer Kefe’den önemli bir ölçüde etkilenmiştir. Denize aşinalığı küçüklükten beri olan ressamın en güzel dostu dalgalarla da iyi anlaşması bundan kaynaklanır.
Hayatının son on yıllık evresinde Kefe’de Ermeniler lehinde ve Osmanlı Devleti aleyhinde giriştiği propaganda faaliyetleri her ne kadar Ayvazovski’nin Osmanlı sarayı ile ilişkilerinde bir kırılma noktası oluşturmuşsa da ressamın sanatçılığı ve eserleri Türk toplumunda propaganda faaliyetlerinden daha etkili olmuştur.

Ayvazovski’nin Gözünden İstanbul

İstanbul’a ilk geldiği andan beri İstanbul’un etkisinden kurtulmayan ressam İstanbul’da özellikle gün batımı, gün doğumu ve yarı mehtaplı gece gibi mistik izlenimler, romantik eserlerine konu oluşturmuştur.
“Okuduğum onca İstanbul seyahatnamesi bir araya gelse bile, bu eşsiz yeri betimlemekte yetersiz kalacağını anlamak zor değildi. Bakışımın değdiği her yer bir başka renk ve ışık motifi sunuyor. Paletimde karıştırdığım boyalar benzeri renkliliğe hayran oluyordum.”

 

Bu resimde, ülkemizde Boğaz yolcularını taşıması için kurulan ilk anonim şirketin (Şirket-i
Hayriye) vapuru görülüyor. Yazılı kaynaklarda da bahsedilfiği gibi tıka basa dolu
vaziyettedir. Sol kısımda Küçüksu Kasrı’nı denizin yanında beyaz ve asil bir çarşaf gibi
görebiliriz.

 

“Boğaziçi’nde Bir Kahvehane” adlı resme baktığımızda, dönemin bir geleneği ile karşılaşıyoruz. Kayık iskelelerindeki kahvehaneler günümüzdeki vapur bekleme alanlarının görevini üstleniyorlardı. Yolcuların beklenip, dinlenebileceği kendilerine özgü alanlardı. Yine arka planda görülen evler de döneminin (XVIII-XIX.yy) Osmanlı konut mimarisini
yansıtmaktadır. Aslında sanatçı bu evleri bir gravürden kopyalayarak sahneye yerleştirmiştir. Alt kısmında da olay anı yansıtılıyor; yani rıhtıma yanaşmış iki kürekçi yolcularını almaktadır.

Ayvazovski’nin Ölümü: “Fanî Olarak Doğdu, Ebedî Bir Miras Bıraktı”
Döneminin çok çalışkan bir ressam olarak tanınan İvan Ayvazovski, Kefe’deki atölyesinde Türk Kalyonunun İnfilakı isimli tablosu üzerinde çalıştığı esnada, 2 Mayıs72 1900’de, 87 yaşında ani bir beyin kanaması geçirerek şövalesinin başında ölmüştür. Ressamın vefat haberi, dönemin yabancı ve yerli basınında geniş yer almış; gazetelerde ressam hakkında makaleler, haberler yayınlanmıştır. Osmanlı hükümeti, ressamla ilgili gazetelerde çıkan bu haberlerin kopyaları ile bir fotoğrafının Zaptiye Nezareti’nde arşivlenerek bulundurulmasını gerekli görmüştür.
Ayvazovski Ermenilerin ve Rusların millî bir sanatkârı olarak görülmekle birlikte esasında uluslararası kabul gören, itibar edilen ve hayatında İstanbul’a aşık olduğundan söz eden bir ressamdır. Tablolarının büyük bir kısmı Erivan, St. Petersburg ve Moskova devlet müzelerinde, Kefe Ayvazovski Resim Müzesi’nde, bir kısmı ise Türkiye’de, Fener Rum Patrikhanesi, İstanbul Kumkapı Ermeni Patrikhanesi, Millî Saraylar, Harbiye Askeri Müzesi, Deniz Müzesi ve MSGSÜ Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonlarında bulunmaktadır.

Kaynakça
1- https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/781765
2- https://arsizsanat.com/ayvazovski-ve-istanbul/
3- http://amatordenizcilik.blogspot.com/2012/04/ivan-ayvazovski-ve-istanbulziyaretleri.html
4- https://www.arthipo.com/artblog/unlu-ressamlarin-hayat-hikayeleri/rus-ressamivan-konstantinovich-aivazovsky-dalgalarin-ressami.html
5- https://www.lacivertdergi.com/kultur/2016/05/16/ayvazovskiyi-nasil-bilirdiniz

-Havva GÜNEŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir