Erdemler Üzerine

/ / FELSEFE

İlkel kendilik algımızın oluşmaya başladığı ilk anlardan beri, çevremizi ve kendimizi keşfetmeye ve kozmosun kaosunda serüvenlere atılmaya başlarız. Bu cüretkar yolculuğun, nihayetinde metafizik veya fiziksel intiharla bitip bitmeyeceği sorunsalı, çoğu zaman mevzubahis insanın seçimine bırakılmaz; Zira bu konuda karar verebilmek, yoğun bir farkındalığı ve güçlü bir yargı kabiliyetini gerektirir. Bu iki gereksinimin de arkasında, bana soracak olursanız, birçok filozofun erdemler adını taktığı birtakım nitelikler yatar. Bence erdemler, kısaca özetlenecek olursa insanın yaşamın kendisine ve tanımlama-keşfetme serüvenine olan bağının kuvvetinin işaretleridir. Bu deneme yazısında, erdemler hakkındaki fikirlerimi ve onların alametlerinin nasıl saptanabileceğini paylaşacağım.

Öncelikle yazımıza sarihlik katması için erdemlerin neler olduğunu açmakta fayda var. Platon’un Devlet kitabında[1] cesaret (andreia), ölçülülük (sôphrosune), bilgelik (sophia) ve adalet (dikaiosýnē) şeklinde dörde ayırarak güçlü bir başlangıç noktası teşkil ettiği tanımının dev omuzlarından yola çıkacağım.

Cesaret (andreia) nedir? Sokrates’in ve dönemin Atina’sının en nadide generallerinin bile cevaplayamadığı bu soruyu cevaplamak için cesaret sahibi olmak yeterli olur mu? Pek öyle görünmüyor, zira Sokrates de, Lakhes[2] de, Nikias[3] da tarih yazımına güvenilecek olursa, epey cesur hayatlar yaşamışlar. Lakhes ve Nikias muharebelerde can vermiş, Sokrates de zehir içerek ölmüş.[4] Bu yazıyı okuyan biri, bu icraatlerde müjdelenen cesareti işitemediğini söylerse ya yalan söylediğini, ya da sağır olduğunu itiraf etmiş olur. Buna rağmen bu adamların üçü de cesareti tanımlayamamışlardır; Lakhes diyaloğunun bir aporia ile bitmiş olması bize bunu göstermektedir.[5]

Bence Lakhes diyaloğu bize, cesaretin onu en iyi tanıyanların bile tanımlayamadığını göstererek, bizi bu kavramın tanımlanabirliğini sorgulamaya mahkum eder. Hatta aynı şeyi diğer erdemler, hatta ve hatta birçok soyut kavramlar için de yapar: sevginin, aşkın, güzelliğin veya kötülüğün tanımları göreceli olarak yapılmaktadır, yani bir şeyin bir şeyden daha güzel veya kötü olduğunu, aşkın kendisine aşkı içeren şeyleri inceleyerek ulaşabileceğimizi düşünürüz. Diyalog, bu şekilde Neoplatonizmin negatif teolojisini[6], daha doğrusu ilahiyattaki apofatik teoloji kavramını daha iyi anlamamızı sağlar. Zira bu yaklaşımda da, tanrı, onun ne olmadığından mütevellit nitelendirilmeye çalışılır.

Cesaret de, diğer soyut kavramlar gibi, faniliğin apofatik zincirlerinden kurtulamaz ve bence onu tanımlamaya çalışan öznelerden iyi koku alabilenleri şüpheciliğe, keskin gözlere sahip olanları kaderciliğe, ince tınıları duyabilenleri mistisizme, talihsizleri de metafizik intihara iter. Felsefi çabanın çaresiz, saçma ve kaçınılmaz görünen bu erek noktalarının farkındalığına rağmen bu çabadaki dirayet de, sanırım ki ancak bir cesaretin sonucu olabilir.

Peki çabadaki dirayet, neden tek başına yeterli olmaz? Çünkü çaba bir yaratımdır, sanattır ve bir eser ortaya koymayı içerir. Güzel bir renk, tek başına hayranlık uyandırabilirken o rengin diğer renklerle yapılmış estetik cümbüşü, neden daha güzeldir? Bence bu noktada ölçülülük (sôphrosune) ve bilgelik devreye girer: estetik bir tabloyu bir boya karmaşasından ayıran şeydir ölçülülük, ve yaşantımıza da bu şekilde nüfuz eder. Ölçülü, hatta Platon’un tanımının literal çevirisiyle zihni sağlıklı[7] insan, diğer erdemlerden yoksun olsa bile belli belirsiz bir saygı uyandırabilir: ne zaman ne yapması gerektiğini bilmek zorunda olmasa bile bu bilgiyi haiz icraatları vasıtasıyla biliyor görünür, zira nefsiyle aklı denge ve uyum içindedir.[8] Bilgelik kavramının buradaki rolünü ele alırken bir adım geri çekilip Aristoteles’ten yardım talep etmek istiyorum, zira onun bilgelik (phronesis) tanımını[9], hayata uyarlanabilirlik ve mevcut alegorimizde açıklanabilirlik açısından daha uygun buluyorum.

Aristoteles’in phronesis kavramı, kısaca özetlenecek olursa, bir kişinin eudaimonia haline ulaşmaya yönelik bir yaşam amacı dahilinde sahip olduğu yargı kabiliyetidir.[10] Yaşamın sürekli değişen koşullarında aynı şekilde değişken olaylara yönelik doğru kararlar verme ve bunları uygulayabilmeyi içerir ve bundan dolayı esas besin kaynağı, deneyimdir.[11] Phronesis’e kıyasla sophia, değişmez hakikatlerin bilgisinin gerçekliği anlayış kabiliyeti ile olan ilişkisi olarak daha kapsamlı ve  bilgelik aşığı (philosophia) filozofların nihai yaşam ereği olabilecek kadar yüce bir tanım sunarken ister istemez günlük yaşamımızdan uzaklaşır, bu yüzden de bu yazıda baz alınmaz.

Bir insandaki bilgeliğin (phronesis), o insanın hayatı boyunca yaşadığı paradigma değişimlerine bağlı olarak çöpe attığı ve geliştirdiği ahlaki anlayışları büyük ölçüde etkilediği kanaatindeyim.

Bana soracak olursanız, insanların saf iyiliğe dayalı ahlak anlayışlarından iyi amaçlar uğruna yapılan kötülükleri meşrulaştıran ahlak anlayışlarına, hatta bir noktadan sonra kötü amaçları meşrulaştırmaya gerek duymayan ahlak anlayışları geliştirmeleri, phronesis kabiliyetlerinin noksanlığı veya üstünlüğünü gösterir.

Peki Eudaimonia nedir?

Eudaimonia manasında kullanılan mutluluk, bence safi mutlu ruh hali olmaksızın, ideal yaşam biçiminin doğuracağı süregelen olumlu genel duygu durumu olarak varsayılmalıdır. Eudaimonia halinin edinimi ve sürdürülmesi, antik etik felsefesinin ana temalarından biridir. Stoacılara göre doğaya uygun yaşam ile, Aristoteles’e göre phronesis ile harmanlanmış erdemli yaşam ile, bana göre de yaşam gücünü arttırıcı bir yaklaşım ile ulaşılabilir. Taşlarla dolu bir yoldayken bile tepede parıldayan bir güneşin olduğu bilincine varılması ile yüzde beliren gülümsemede, fırtınalı bir yağmura yakalandığında patlatılan kahkahada, yaşamın yirmi beşinci saatinde yapılan yaratıcı aktivitede saklı olan Eudaimonia, bence kişideki güçlü yaşam bağlarının ve sağaltıcı tutkuların alametidir ve bir idealden ziyade, iyi bir deliliğin semptomudur. Yaşam gücü olarak ele aldığımızda eudaimonia, yaşantımızla yaptığımız yaratının zehirli olmamasını sağlayan şeye dönüşür: yarattığımız şarap çok lezzetli olsa bile, eğer zehirliyse, içen kişi bunun farkına varmadan içen kişiyi öldürebilir. Kurban sunmaktansa kurban olarak kendini sunmayı tasvip eden zehirli düşüncelerin[12] şarapları da, kimi zaman öyle gelseler de aslında değerli değillerdir, zira bir besini değerli yapan şey, lezzetlerinin yanı sıra besin değerleri, yani yaşam gücüne yaptıkları katkıdır.

Adaletin semptomlarından biri olan disiplin[13], içimizdeki devletin adil yönetilmesinden[14] doğan verimliliğin bir yansımasıdır: şarabımızın lezzetini ayarlayan ölçülülükse, onu zehirlerden ayırarak değerini pekiştiren Eudaimonia’ya ulaşılmasını sağlayan şey ise adalettir. Zira adil bir kişi, Platon’un Devlet kitabında belirttiği gibi öncelikle kendine adildir ve adalet için adildir[15], bu gerçekçiliği ve kendine dürüst olmayı yanında getirir: gerçekçi olan kimse de eksikliklerini, kurabileceği ve kuramayacağı bağları, kazanabileceği ve kaybedeceği savaşları bilir; Adalet zehirli düşüncelerin tuzaklarını öngörür ve kankası phronesis onları atlattırır. Phronesis atik bacaklar ise adalet tuzakları zehirli kokularından saptayan keskin burundur. Bu meziyetlerde noksanlık, normal bir güçsüzlüğü ve zehirlenmeyi getirir, üstünlük de anormal bir başarıyı ve gücü.

 

Kaynakça

1- Plutarch, Bill Thayer, The Parallel Lives, The Life of Nicias.

2- Platon, Özlem Sinal (2021). Lakhes, Pinhan Yayınevi

3- Platon, Sabahattin Eyüboğlu ve M. A., Cimcoz (2019). Devlet, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

4- Futter, Dylan. (2017). Socrates’ Search for Laches’ Knowledge of Courage. Dialogue. 56. 1-24.

5- Rahimiyan, S. A. E. E. D., & Eskandari, Z. A. H. R. A. (2012). Proclus’ View about Negative Theology. Metaphysics, 4(13), 31-44.

6- Platon, Ari Çokona (2012). Sokratesin Savunması, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

7- Platon, Benjamin Jowett (2020). Cratylus, Karbon Kitaplar

8- Platon, Furkan Akderin (2020). Phaidros, Say Yayınları

9- Nietzsche, Mustafa Tüzel (2010). Putların Alacakaranlığı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

10- Aristoteles, Saffet Babür (2020). Nikomakhos’a Etik, Bilgesu Yayıncılık

11- Cicero, C. Cengiz Çevik (2018). Yükümlülükler Üzerine, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

12- Brown, Eric, “Plato’s Ethics and Politics in The Republic“, The Stanford Encyclopedia of Philosophy.

[1] Plato, Republic,  Book IV, 426–435

[2] Montagu, John Drogo (2015-01-19). Battles of The Greek and Roman Worlds: A Chronological Compendium of 667 Battles to 31 BC From the Historians of the Ancient World, Frontline Books

[3] Plutarch, The Lives, “Nicias”

[4] Plato, The Apology of Socrates

[5] Futter, Dylan. (2017). Socrates’ Search for Laches’ Knowledge of Courage. Dialogue. 56. 1-24. 10.1017/S0012217317000610.

[6] Rahimiyan, S. & Eskandari, Z. (2012). Proclus’ View about Negative Theology. Metaphysik 4 (13):31-44.

[7] Plato, Cratylus, 411e

[8] Plato, Phaedros, 237c-238e

[9]Aristotle, Nicomachean Ethics,  VI

[10] Aristotle, Nicomachean Ethics,  VI, 1140a, 1141b, 1142b

[11] Aristotle, Nicomachean Ethics, VI, 1142a

[12] Nietzsche, Twilight of The Idols

[13] Cicero, On Duties, 1:15

[14] Plato, Republic

[15] Plato, Republic, 444e

Kapak fotoğrafı “Midjourney” uygulaması yardımıyla yapılmıştır.

 

– Fatih Yuşa Sank

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir