Aristoteles’e Göre Demokrasi Neden Kötü Bir Yönetim Biçimidir?

/ / SİYASET BİLİMİ

Aristoteles ve demokrasi arasındaki bağı anlamak Aristoteles için devletin tanımına bakmak gerekir. Aristoteles Platon’dan tamamen farklı olarak devleti insani sosyal-siyasal bir hayvan olarak tanımlamış ve bu açıdan tek başına yaşamanın mümkün olmadığını düşünmüştür. Mutluluğa ulaşmak, ihtiyaçları karşılamak için bir araya gelen bireylerin toplumu, dolayısıyla devleti meydana getirdiğini açıklamıştır. Bu siyasal toplumun adı da Polis’tir.

Aristoteles Polis’in ögelerini üçe ayırır; halk, yurttaş ve ülke. Buradan görebileceğimiz şehir devletinde yaşayan insanları halk ve yurttaş olarak gruplara ayırmış olmasıdır. Burada halk, maddi-manevi ihtiyaçları karşılanan sitenin alt grubudur. Yurttaş ise sitenin temelini oluşturur. Yurttaşlık doğuştan ya da sonradan kazanılır. Seçimlere katılır, meclislere üye olur, kamu gücünde payı olan kimselerdir. Bu haklara göre yurttaş, bütün ötekilerden etkinlikle ayıran yargı ve yetkiye katılması yani, yani yasal, siyasal ve yönetsel görevler almasıdır.

Aristoteles kendince tanımlarla şehir devletlerini açıkladıktan sonra yönetim biçimleri üzerinde durmuştur. Aristoteles’in yönetim biçimlerini incelemesindeki temel amaç kaygı olmuştur. Kişinin ve dolayısıyla Polis’in iyiliği ve mutluluğu yönetime bağlıdır.

Bu bakış açısına sahip olan Aristoteles üçü iyi üçü de kötü olmak üzere altı tane yönetim biçimi belirlemiştir. Monarşi, Aristokrasi ve Cumhuriyet ve onların bozulmuş halleri olan Tirani, Oligarşi ve Demokrasidir. Aristoteles’e göre krallıktan tiranlık, aristokrasiden oligarşi, siyasal yönetim ya da çokluğun anayasal egemenliğinden demokrasi doğar. Tiranlık tek yöneticinin çıkarı için tekin yönetimidir, oligarşi varlıklı adamların çıkarı için, demokrasi ise yoksulların (halkın) çıkarı içindir.

Aristoteles’in demokrasiye neden karşı olduğunu anlamamız için ilk olarak demokrasinin kelime anlamına bakmalıyız. Demokrasi, terim olarak Yunanca’daki “Demos” ve “Kratos” sözcüklerinin birleşmesinden oluşur ve “halkın iktidarı” anlamını taşır. Eski Yunan’da “demos” kavramı mevki ya da rütbesi olmayan tüm sıradan insanları ifade etmekle birlikte daha ziyade çoğunluk ve yoksullar anlamında kullanıldığından, demokrasi kavramı da cahil ve eğitimsizlerin yönetimi gibi algılanmış ve olumsuz tavır takınılmıştır. Aristoteles demokrasiyi bu ve bunun gibi nedenlerle kötü yönetimler arasında saymıştır. Gelelim demokrasiyi kötü bir yönetim şekli saymasının diğer nedenlerine;

Aristoteles, Politika adlı eserinde demokrasiyi şu şekilde tanımlar: “Demokrasi, herhangi bir bakımdan eşit olan insanların, mutlak olarak eşit oldukları fikrine dayanır. Herkes aynı derecede özgürdür, derler, öyleyse herkes mutlak olarak eşittir.”  Aristoteles’e göre, iki çeşit eşitlik vardır: Sayısal denkliğe dayanan eşitlik ve değerce denkliğe dayanan (orantılı) eşitlik. Bu yüzden aşırı demokrasilerde sayısal eşitlik dikkate alındığı için hata yapılmaktadır. Sonuç olarak demokrasilerde yoksulların elinde mülkiyet sahiplerinden daha çok egemen erk bulunur; çünkü onlar daha kalabalıktır ve (bu düzende) onların dediği olur. Özgürlüğün, bütün demokratların kendi anayasalarının tanımının bir parçası saydıkları bir yönü işte budur.  Aristoteles’e göre tiranlık tek kişinin çıkarı için tekin yönetimidir, oligarşi varlıklı adamların çıkarı için, demokrasi ise yoksulların çıkarı içindir. Üçünden hiçbiri bütün topluluğun yararını açıklamaz. Bu yönetim biçimleri içinde monarşinin bozulmuş biçimi olan tiranlığın en kötü yönetim biçimi olduğunu, aristokrasinin bozuk biçimi olan oligarşinin tiranlıktan daha az kötü bir biçim olduğunu, yine bozuk bir yönetim biçimi olmakla birlikte demokrasinin en az kötü yönetim biçimi olduğunu söyler. Aristoteles demokrasiyi Cumhuriyet’in bozulmuş şekli gibi görür. Hatta demokrasiyi tanımlarken şöyle söyler; “Demokrasi, insanların sayı çoğunluğuna dayanarak dilediğini yapmalarından başka bir şey değildir. Demokrasi cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim şekline hızla dönüşebilir.” Aristoteles’in sakıncalı veya yanlış rejim olarak tanımladığı demokrasinin diğerlerinden en önemli farkı; her şeyin üstünde olan yasalar değil, halkın iradesidir. Bu en büyük olumsuzluktur; çünkü yasaların olmadığı bir yerde anayasa da olmaz. Yöneticiler de dahil olmak üzere bütün yurttaşlar yasalara tabi olmalıdır, yani egemen değer yasa olmalıdır. Ancak, yasalar yerine halkın söz sahibi olduğu bir yönetimde erdemli ve bilgili yöneticilere yer yoktur. Kim halkın gözünü boyarsa, yapamayacağı vaatlerde bulunursa o yönetici olur. Bu tarz toplumlarda bu ortamı sağlayan ve güçlendirenler ise, demagoglardır. Demagoji; halkın isteklerine, ön yargılarına ve korkularına dayalı olarak yapılan siyaset ve destek arayışıdır. Yunanca demos ve agogos kelimelerinin birleşiminden türemiştir. Bunlar demokrasinin sonunu hazırlarlar, çünkü halk lideri değil halk avcısıdırlar. Amaçları ele geçirdikleri yönetim gücünü, halkı kandırarak ve uyutarak uzun süreli hale getirmektir. Artık toplumun yararı değil, belli bir azınlığın yararı gözetilmektedir. Aristo tüm bu süreçleri gözlemleyerek kendi yaşadığı dönemin koşullarına göre yönetim biçimlerinin hangilerinin toplum için daha iyi olacağına hangilerinin zararlı olacağına dair anlatısını oluşturmuştur.

Aristoteles’in demokrasi karşıtlığı, yaşadığı çağın toplumsal yapılanmasına göre değerlendirildiğinde Aristo’nun demokrasi karşıtlığı mantıksal bir çerçeveye oturtulabiliyor. Günümüzde kölelik, insan haklarına aykırı ve kabul edilemez bir durumdur. Ancak onun yaşadığı dönem açısından kölelik olması gereken doğal bir yapıdır. Kanımca özgür insan ve köle ayırımının yaşandığı bir toplumda demokrasiye sıcak bakılmaması oldukça doğal bir tepkidir.

 

Kaynakça

1- Bulut, N., Akad, M. ve Vural Dinçkol B. (2022). Genel Kamu Hukuku. İstanbul: Der Yayınları.

2- Topakkaya, A. ve Özyürek Şahin, B. (2015). Sakıncalı Rejim Demokrasi: Platon-Aristoteles Örneği. Felsefe ve Sosyal Bilimler Dergisi, (20), 191-210.

 

– Doğa Bozdiken

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir